Hacı Bektaş-ı Veli Yaşamı

Selam ve Salat Nebilere, Muhammed Mustafa’ya, Ehlibeyt’ine,ve velilerine olsun…

Hacı Bektaş-ı Veli doğumu

Asıl adı Seyyid Muhammed bin İbrahim Ata, manevi ismi ise Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’dir. Zamanının manevi lideri olarak Kutb’ul Aktab yani kutuplar kutbu veya Pirlerin piri olarak bilinir ve bu maneviyat Serçeşme olarak adlandırılır.

Haberiniz olsun; Allah’ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır. Yunus-62

Horasan’ın Nişabur kentinde doğmuştur. Annesi Hatem Hatun, babası Seyyit İbrahim Sani’dir. Hacı Bektaş Veli’nin çeşitli kaynaklarda doğum ve ölüm tarihleri değişik gösterilmektedir. Bazı kaynaklarda doğumu 1248, Anadolu’ya gelişi 1270-1280 yıllan arası, ölümü ise 1337 olarak, bazı kaynaklarda ise doğumu 1209, ölümü 1271 olarak belirtilir. Doğum yeri Horasan’ın Merv, Herat, Belh ile birlikte dört önemli kentinden biri olan Nişabur’dur.

Türkmenistan, Hindistan’dan başlayıp Horasan’dan devam edip Anadolu, Balkanlar ve Mısır’a kadar geniş bir coğrafya da Hacı Bektaş-ı veli ve dervişleri ile ilgili bir çok hikaye anlatılmaktadır.

Arapça ve farsça bildiği halde Türkçeyi öne çıkarmasının nedeni Arap ve Fars geleneklerinin dinin önüne geçmesi ve peygamberlerin getirdiği dinin gelenekler ile kuşatılmasından kaynaklanır. Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş-ı Veli gibi erenler Türk kültürünün içine Muhammed ve Ali’nin tamamlayıp devam ettirdikleri Allah’ın yolunun özünü yerleştirdiler. İslam’ı tekrar insanların faydalanabileceği hale getirdiler. İslam erenlerin sayesinde tekrar kurtuluş yolu olarak yaşandı.

Makalat, Kitabu’l-Fevaid, Hacı Bektaş’ın Şathiyyesi ve Besmele Şerhi, Fatiha suresi tesfiri isimli eserlerinin ile birlikte Hacı Bektaş Veli’nin hayatı ve kerametlerini anlatan “Velâyetname” ön bilinen eserdir.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin Soyu

Adem peygamberden başlayan nur, tüm peygamberlerde devam ederek İbrahim Peygamberden sonra Hz. Muhammedin babası Abdullah ile Hz. Ali’nin babası Ebu Talip’te ikiye ayrılır. Muhammed Mustafa’da nübüvvet(resul), Ali Bin Ebu Talip’te velayet nuru zuhur eder. Sonra bu nur Ehlibeyt ile devam eder ve Hz. Hüseyin’de birleşir. Soyu Muhammed Mustafa’nın Fatma kızına ve yine varisi ve amcasının oğlu İmam Ali’ye dayanır. Kevser suresi işte bu amaçla inmiştir ve Hz. Fatma’ya işarettir.

Şüphesiz biz sana Kevseri verdik, O Halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.3. Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir. Kevser – 1-3

…”Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım.” dedi. (İbrahim) “Ya soyumdan olanlar?” deyince (Allah:) “Zalimler benim ahdime erişemez.” dedi. Bakara, 2/124

İmam Ali, İmam Hüseyin, İmam Zeynel Abidîn. İmam Ca’fer Sadık, İmam Mûsa Kâzım, Es-Seyyid İbrahim El-Mükerrem El-Mücab, Es-Seyyid Hasan El-Mücab, Es-Seyyid Muhammed, Es-Seyyid Mehdî, Es-Seyyid İbrahim, Es-Seyyid Hasan, Es-Seyyid İbrahim,Es-Seyyid Muhammed,Es-Seyyid İshak,Es-Seyyid Mûsa, Es-Seyyid İbrahim Es-Sânî, Es-Seyyid Hacı Bektaş Veli

Bektaş Nedir? Bektaş unvanını alması

İlk eğitimimi Ehlibeyt ocağı olan annesi ve babasından almıştır. Sonra Türkistan Piri Hoca Ahmet Yesevi’nin halifelerinden olan Lokman-ı Perende’den ders almış.

Lokma Perende Uçan Lokman manasına gelen manevi bir isimdir. Abdulbaki Gülpınar’lı Lokman Perende’nin Lokman es- Serahsi isminde veli olduğu bilgisini verir. Bektaş, Taptuk, Yesevi gibi Lokman Perende’de manevi bir isimdir ve Hakkın katından kendisine verilmiştir. Kişi kendi kendine bir manevi isim veremez.

Seyyit Muhammed; Horasan erenlerine kendisinin Hz. Ali’nin sırrı olduğunu söylemiş, Horasan erenleri kendisinden nişan istemiştir. Bunun üzerine Hz. Ali’nin avucunun içinde yeşil benin kendi elinin içinde de olduğu göstermiş ilk “Bektaş” ünvanını

almıştır.

Bektaş;“Be” yi taşıyan kişi demektir. Bektaş; “Ba” Muhammed Mustafa nübüvvet nurunu, altındaki nokta velayet sırrını temsil eder.

Muhammed Mustafa ; “Allah tarafından indirilmiş ne kadar kitap varsa, Kur’an’da mevcuttur. Kur’an’da ne varsa ise Fatiha’da mevcuttur. Fatiha’da ne varsa Bismillahirrahmanirrahim’dedir. Bismillahirrahmanirrahim’de ne varsa Ba’ harfindedir. Ba’da ne varsa Ba’nın altındaki noktadadır.” diye belirtmiş, Hz. Ali ise  “Ba” Muhammed Mustafa, “Ben de Ba’nın altındaki O noktayım” demiştir.

Bektaş’a Hacı denmesi:

Hocası Lokman Perende hacca gider. Kâbe’yi tavaftan sonra, Arafat’a çıkar. Orada, yanındakilere “Bugün arife günü, şimdi bizim evimizde ‘bişi’ pişirir.” der. Bu söz Bektaş’a malum olur. Lokman Perende’nin evinde de gerçekten bişi pişirmekteydiler. Bektaş, Lokman Perende’nin karısına, bir tepsiye birkaç bişi koyup bana verin dedi. Bektaş, tepsiye konan bişi’yi, göz yumup açıncaya kadar, Lokman Perende’ye götürüp sunar. Şeyh Lokman Perende arkadaşları ile bişiyi yiyip tepsiyi gizler. Hac dönemi bitip Hicaz’dan dönülünce, Horasan’a yakın gelince bütün Nişabur halkı Lokman Perende’yi karşılamaya çıkar. “Haccın kutlu olsun.” diyerek mübarek elini öperler. Lokman Perende, gelen halka Bektaş’ın kerametini birbir anlattıktan sonra, “Hacı olan Bektaş’tır.” Gidip Bektaş’ın elini öpün der. Bunun üzerine adı Hacı Bektaş olur.

Mürşidi Ahmet Yesevi’den emanetleri alması

Kutuplarının kutbu, doksan dokuz bin Türkistan pîrlerinin sultanı, Seyyit Hoca Ahmed Yesevi dünyasını değişeceği zaman halifelerini acaba pirimizden sonra yerine kim geçecek diye kendi aralarında konuşurlar. Bu durum Ahmet Yesevi’ye malum olur.

Darılar yığın haline getirerek. “O manevî emanetleri almanız için bu darı yığınının üzerinde iki rekat namazı darıların bir tanesi yerinden oynamadan yerine getimeniz gerek der. Orada hazır bulunan doksan dokuz bin er, ben yapabilirim deyip öne çıkamadı.

Ahmet Yesevi “Emanetin sahibi vardır, birazdan gelir.” dedi.

Hacı Bektaş Veli, bu olaydan dolayı Horasan’dan Türkistan’a Hoca Ahmed Yesevi’nin yanına geldi. Hoca Ahmed Yesevi “Ey Bektaş el-Horasanî” deyince, Hünkâr ayağa kalktı, seccâdeyi eline aldı, o darı yığınının önüne geldi. “Bismillâh ve billâh” deyip seccâdeyi serdi ve üzerine çıkıp iki rekât namaz kıldı. Sonra gelip yerine oturdu. Darı yığınından bir tane bile yerinden oynamadı. Elifi tâc, hırka, çerâğ, sofra, alem, seccâde  hepsi kendiliğinden Hacı Bektaş’a geçti.

Kendisine: “Ey Bektaş işte nasibini aldın, müjdeler olsun, kutbü’l-aktablık senindir, kırk yıl hükmün vardır. Seni Rum’a (Anadolu’ya) gönderiyoruz. Suruca Karahöyük’ü de sana yurt verdim. Rum (Anadolu) abdallarına seni başkan yaptık.

Hacıbektaşın Sulucakarahöyük’e gelmesi.

Hacı Bektaş Veli o zamanlar Rum diyarı olarak bilinen Anadolu’ya güvercin donunda geldiğinde Rum erenlerine, selam verir. “ elli yedi bin Rum Erenin başı Taptuk Emre, gözcüsü ile Karaca Ahmet idi. Hünkârın selam verdiği, Fatma Bacı’ya (Kadıncık ana) malum olur, ayağa kalkarak selamı alır. Rum erenleri -‘Kimin selamını aldın?’ diye sorarlar. ‘üzerimizden bir er geçti, Onun selamını aldık der Kadıncık Ana. Rum erenleri bu sırra vakıf olamazlar ve Hacı Bektaş Veli’nin Rum diyarına girmesine engel olmaya çalıştılar. Hacı Bektaş güvercin donunda Rum erenlerinin engellerini aşarak Sulucakarahöyük (Hacıbektaş) tepesinde bir kayanın üzerinde konar.

Gözgü karaca Ahmet on sekiz bin alemi tekleyip çiftleyerek tefekküre dalar. Tüm yaratılmışı kendi çiftiyle görür. Sulucakarahöyük’te tek bir güvercin görünce içine bir ürperti düşer. –“olsa odur” der. Hacı Tuğrul’a Hacı Bektaş-ı Veli’yi al gel derler. Hacı Tuğrul doğan kılığına girerek Sulucakarahöyük’te bir kayanın üstüne konan, güvercini kapmak için hücum eder. Hacı Bektaş-ı Veli silkinerek insan donunda Hacı Tuğrul’un gırtlağını gözleri kıpkızıl olana ve tam nefesi kesileceği zaman kadar sıkar ve bırakır. Hacı Tuğrul – “Er ere böyle yaparmı?” der. Hacı Bektaş-ı Veli – “Er erin üstüne böyle gelirmi.?. Biz en masum donda geldik. Güvercinden daha masul bir varlık bulsaydık onun donunda gelirdik” der.

Suluca Karahöyük’e yerleşmesi

Hacı Bektaş belirip çıka geldi. Başında kızıl taç, eninde Arabistan Kerrakersi vardı. Çamaşır yıkayan kadınlara, bacılar dedi, karnımız aç, Tanrı rızası için yiyecek bir şeyiniz varsa verseniz. Kadınlar, derviş dediler, burada yemek ne gezer ki sana verelim dediler. Kadıncık, hemen kalkıp koştu, evine vardı. Bir parça ekmek içine yağ koydu, getirip Hünkar’a verdi. Hacı Bektaş, artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin dedi.

Hacıbektaş oradan yürüyüp mesçite geldi. Otuz dokuz gün köylülerin kendisi ile ilgilenmemesine kızarak gelen lokmaları kabul etmedi. Otuz dokuzuncu gün Kadıncık ana ve eşi İdris Hoca lokma yaparak çilehaneye geçen Hacı Bektaş-ı ziyaret ettiler.

Hacı Bektaş’ın elini öptüler, ayağına yüzler sürdüler. Lütfet erenler Şahı dediler, mübarek ayağın, kullarınızın evine bassın; erenlerin işi, murat vermektir, kerem etmektir. Hünkar, bizim dedi, yükümüz ağırdır, zahmet çekersiniz; Sevicilerimiz, aşıklarımız, muhiplerimiz çoktur. Ziyarete gelirler, size zahmet olur. İdris’le Kadıncık, Tanrı izin verirse dediler, koyundan, sığırdan, maldan, rızıktan nemiz varsa hepsini aşkına harcederiz. Bir şeyimiz kalmazsa dervişlik zenbilini bize verirsiniz, Müslümanların, ihsanlarını toplarız, getirir muhiplere, sevicilere harcarız. Hacı Bektaş bu sözleri duyunca kalktı paşmaklarını giydi. İdris önde, ardında Hacı Bektaş, en arkada da Kadıncık, yürüyüp doğruca eve geldiler

Hacı Beştaş’ın Rum erenlerini çağırması

Hacı Tuğrul’a gördüklerini git erenlere anlat ve onları buraya çağır der. Hacı Tuğrul bu durumu Rum Erenlerine anlatır. Rum erenlerinin hiç biri Hacı Bektaş-ı Veli huzuruna gelmez. Hacı Bektaş tüm erenlerin önce postlarını sonra kerametlerini alır. Bunun üzerine Rum Erenleri mecbur kalıp Hacı Beştaş’ın huzuruna çıkarlar, postlarının sırayla dizili olduğunu gördüler. Erenlerden birisi içimizden bir baş seçelim derler. Belirlenen sınavı sadece Hacı Bektaş geçince onu kendilerine baş olarak seçerler.

Hünkar burada zamanın kutbu olarak tüm erenleri ve evliyaları bir şemsiye altında toplar. On üçüncü yüzyılda kargaşa, zorbalıklara son vererek inanç ve insan kardeşliğine dayanan aydınlanma yolunu kurar. Bu yol Anadolu’da yaşayan tüm inanç gurupları üzerinde derin izler bırakır. Beylikler ve Osmanlı hanedanlığı bu aydınlanmaya dayanarak devletlerini kurarlar. Hacı Bektaş Veli’ye bağlı olan en önemli beyliklerden biri Karamanoğlu beyliğidir. Karamanoğlu Mehmet Bey’, Türkmenlerin başında Konya’yı ele geçirdikten sonra yayınladığı fermanda, “Bundan sonra; devlet dairelerinde, evlerde, sokaklarda Türkçe’den başka bir dil kullanılmayacaktır. Demesi erenlerin kültürünün Türkçe üzerinden yayılasının önünü açmıştır.

Taptuk Emre’nin en son gelmesi

Rum erenleri sırayla Hacı Bektaş-ı Veli’yi ziyaret ederler. Taptuk Emre ise en son istemeye istemeye gelir ve –Hak divanında bir perdenin arkasından nasip veren yeşil el sahibi dışında kimseye tabi olmam der.

Hacı Bektâs elini açıp yeşil beni gösterince, Emre secdeye kapanarak

Üç kere kere: “Taptuk Hünkârım” der. Bundan sonra adı Tapduk Emre kalır. Emre, basındaki

tacı çıkarıp Hünkâr’a teslim eder, Hünkâr tacını tekbirleyip giydirdi. O da izin alıp

makamına döner.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin Halifeleri

Hacı Bektaş zamanın erenlerinin başı olması sebebi ile tüm eren ve evliyaları şemsiyesinin altında toplamıştır. Üçyüz altmış halifesi vardır. Bazıları şunlardır

Karaca Ahmet, Sarı İsmail,  Saru Saltuk, Taptuk Emre, Baba İlyas, Mevlâna, Ahi Evren ve Yunus Emre, , Seyyit Cemal, Seyyit Mahmud-i Hayrani, Kolu açık Hacım Sultan, Resül Baba, Pir Emi Sultan, Akca Koca, Barak Baba, Hızır Samut, Seyyit Salih, Sait Emre, Güvenç Abdal

Hacı Bektaş-ın manevi ve maddi yardımcısı Kadıncık Ana

Hacı Bektaş-ı Veli mazlumluğun ve barışın sembolü güvercin donunda Hacıbektaş’a geldiği zaman en birinci ve en fedakar desteği Kadıncık Ana’dan gördü. Bacıyan-ı Rum diye adlandırılan kadınlar, erenlerin yanında bulunmaktaydı.  Kadıncık Ana ise mücadelenin en ön safındaydı.

Ana dolu, Anadolu analar ile dolu

Kadıncık, bazı kadınlarla çeşme başında çamaşır yıkarken, Hacı Bektaş belirip çıka gelir. Çamaşır yıkayan kadınlara, bacılar karnımız aç, Tanrı rızası için yiyecek bir şeyiniz varsa verseniz. Çamaşır yıkayan kadınlar içinde sadece Kadıncık, hemen kalkıp evine koşa ve bir parça ekmek arasına kazanlarında az kalan yağın tamamını koyarak getirip Hacı Bektaş’a verir.

Hacı Bektaş, “artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin” diye dua eder. Hacıbektaş lokmasını alarak oradan kalkıp doğruca mescide varır,

Kadıncık, yağı ekmeğin arasına koyup Hacı Bektaş’a verince kaynanası zaten az yağımız vardı, neden dervişe verdin diye Kadıncık Ana’ya kızar. Kadıncık eve gidince bir de ne görsün kazan yağ ile taşmadan dolmuş.

Kadıncık ana kaynanasına “Ana dolu” diye sevinç ve şaşkınlıkla seslenir. Bu olaydan sonra Rum diyarı olarak bilinen bu bölge Anadolu alarak kalır.

Kadıncık’ın Hacı Bektaş’a hizmet etmesi

Hacı Bektaş köylülerin kendisi ile ilgilenmemesine kızar ve çile haneye gelerek orada konaklar ve Kadıncık Ana’nın kendisine yolladığı lokmalara el sürmez. Otuzdokzuncu gün İdris ve Kadıncık çilehaneye gelirler.

Hacı Bektaş’ın elini öptüler erenlerin işi, murat vermektir diyerek ve onu evine davet ederler.

Hünkar, bizim der, yükümüz ağırdır, zahmet çekersiniz; Sevicilerimiz, aşıklarımız, muhiplerimiz çoktur. Ziyarete gelirler, size zahmet olur.

İdris’le Kadıncık, Tanrı izin verirse koyundan, sığırdan, maldan, rızıktan nemiz varsa hepsini aşkına harcarız. Hacı Bektaş bu sözleri üzerine İdris önde, ardında Hacı Bektaş, en arkada da Kadıncık, yürüyüp doğruca eve gelirler.

Kadıncık Ana elbiselerini satması

Bir gün yine misafir gelir. Kadıncık verdiği söz üzerine tüm varlığını satarak Hacıbektaş’ın yolunda harcar ve parası tükenir. Gelen misafirlere harcayacak parası kalmaz. Para kalmayınca üstündeki elbiseleri çarşıda sattırarak misafirlere sofra serer. Yemekler yendikten sonra adet kadıncık gelip hal hatır sorarmış. Üstünde elbisesi olmadığından bu adeti yerine getiremez. Bu Hacı Bektaş’a malum olur ve mutfağa gelir. Kadıncık Ana ise odanın içindeki tandırın içine girerek sır olur.

İşte her Peygamberin yanında, bir kadın vardır. Hacı Bektaş-ı yanında Kadıncık vardır. Güvenç Abdal’ın yanında Dünya güzeli ana vardır.

Hacı Bektaşı Veli ve Yunus Emre

“O yöre köylerinden birinde Yunus isminde rençberlikle geçinir çok fakir bir adam vardı. Bir sene kıtlık oldu; Yunus’un fakirliği büsbütün arttı. Nihayet birçok keramet ve iyiliklerini duyduğu Hacı Bektaş Veli’ye gelip yardım istemek fikrine düştü. Sığırının üstüne bir miktar alıç koyup dergâha geldi. Pir’in ayağına yüz sürerek hediyesini verdi ve kendisine bir miktar buğday istedi. Hacı Bektaş Veli ona iyi davranarak birkaç gün dergâhta misafir etti. Yunus geri dönmek için acele ediyordu. Dervişler Pîr’e Yunus’un acelesini anlattılar. O da “Buğday mı ister, yoksa erenler himmeti mi”diye haber gönderdi. Gerçekleri göremeyen Yunus buğday istedi. Bunu duyan Hacı Bektaş tekrar haber gönderdi: “İsterse alıcın her danesine nefes edeyim” dedi. Yunus tekrar buğdayda israr edince artık emretti, buğdayı verdiler, Yunus da dergâhtan çekilip gitti. Lâkin biraz yürüdükten sonra işlediği hatanın büyüklüğünü anladı. Çok pişman oldu. Derhal geri dönerek kusurunu itiraf etti. O vakit Hacı Bektaş, onun kilidini Tapduk Emre’ye verdiğini, bu yüzden isterse ona gitmesini söyledi”.

Eskişehir’in Sivrihisar’ında, geçimini çiftçilikten sağlayan Yunus, Tapduk Emre’nin tekkesine hizmet etmeye başlar başlar. Vakti gelince, Mürşidi Taptuk Emre’nin “Himmet hazinesinin ağzını açtık, nasibini verdik, söyle” demesi ile aşka şehrine girmiş olur

Hacı Bektaş Veli’ninnn Ahi Evran ile buluşması

Günlerin birinde candan muhipler Ahi Evran’ın başına toplanmış sohbet ederlerdi. Cem-i Sohbet sırasında, Hacı Bektaş Veli’nin keramet ve mucizelerinden bahsedildi. Ahi Evran kulak verip dinledi ve coşa geldi. Kalbi deryalar gibi coştu. İspatı ile anlatılan bu alemlere aşık oldu. Hünkâr’ın didarına varıp, onunla görüşmek istedi, Kırşehir’den kalkarak, Sulucakarahöyük’e doğru yola çıktı. Bu hal, Hünkâr’a malum oldu, O da Kırşehir’e doğru yola düştü. Kırşehir’in yakınında bir tepe vardı, oradan Kırşehir görünürdü. O tepenin üstünde buluştular. Oturup sohbet ettiler. Sonra vedalaştılar, Hünkâr, Sulucakarahöyük’e döndü, Ahi Evran da Kırşehir’e gitti.

Hacı Bektaş, bir kere daha, Ahi Evran’ı görmek için Kırşehir’e hareket etti. Ahi Evran’a malum oldu, o da karşı çıktı, tepenin üstünde birbirleriyle buluştular. Sohbet sırasında AhiEvran, “Erenler Şahı dedi, ne olurdu, burda bir pınar olsaydı da abdest almaya, içmeye yarasaydı.” Hünkâr, mübarek eliyle bir yeri eşti, arı duru güzelim bir su çıktı. Akmaya başladı.

Ahi Evran, gene “Erenler Şahı, bir gölgelik ağaç da olsa, sıcak günlerde gölgelenirdik.” dedi. Hünkâr, “Ne ola Ahi’m” dedi. Ahi Evran’ın kavak ağacından kesilmiş bir sopası vardı, onu aldı, bir yeri kazıp dikti. Sonra bir anda yeşerdi, yapraklandı. Bu olaydan sonra Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran her zaman orada buluşup sohbet ederlerdi.

Hacı Bektaş-ı Veli – Seyyid Mahmud-ı Hayrani

Hacı Bektaş’ın ünü her yana yayılmıştı, her taraftan erenleri görmeye geliyorlardı. Akşehir’de bir er vardı, adına Seyyid Mahmud-ı Hayrani derlerdi. Bu er, bir arslana bindi, bir yılanı da kamçı yaptı, üç yüz Mevlevi dervişiyle, Hünkar’ı. görmek için yola çıktı. Sulucakarahöyük’e yaklaşınca, bu hali Hünkar’a haber verdiler, Aliler sırtına yaklaştı dediler.

Hünkar,o gelen kimse dedi, canlıya binmiş, gelmiş; biz cansıza binelim. “Kızılca Halvet” yakınında bir kızıl kaya vardı, bir dam duvarı kadar büyüktü. Hemen o kayanın üstüne bindi, ey kayacık dedi, Tanrının izniyle o gelen erenlerden yana yürü. Kaya, hemencecik kuş açar gibi gürleyip Aliler sırtına doğru yürümeye başladı. O kayanın, şimdiki halde başı, tıpkı bir kuşa benzer.

Öte yandan Seyyid Mahmud-ı Hayrani de aslan üstünde, elinde yılan, gelirken bir de baktı ki Hünkar, cansız bir kayaya binmiş, yürütüp gelmede. Er nazarında küstahlık, edebsizlik etmişiz deyip aslandan indi, yılanı da elinden attı. Er nazarına küstahça gelmişiz dedi, Hünkar’a karşı vardı. Hünkar da kayaya dur dedi, kaya durdu. Seyyid Mahmut’la dervişler, Hünkar’ın eline ayağına düştüler. 0 Tekke kayanın dibinde oturdular. Tam bir hafta Sohbet ettiler, yediler, içtiler, sema safa ettiler. Etraftan işiden muhipler, aşıklar da geldiler. Bir hafta sonra Seyyid Mahmüd-ı Hayranı, peymançeye durdu, izin istedi. Hünkar, Hayran’ım dedi, yürü, seni o bulunduğun yere saldık; orası, ekmeğin olsun. Seyyid Mahmüd-ı Hayrani, erenlerin safa – nazarını aldıktan sonra vedalaşıp Akşehir’e doğru yürüdü gitti.

Hünkar Hacı Bektaş – Sultan Seyyid Battal Gazi

Gazi’nin mezarı, bir vakitler belirsizdi. Sonradan Sultan Alaeddin’in anası, ruyasında gördü. Gördüğü yere büyük bir türbe yaptırdı, bu suretle mamur oldu. Hünkar, yanlızca Sulucakaraöyük’ten yola çıktı.

Seyyid Gazi’nin mezarına yaklaştı. Orda bir pınar vardı, adına (Ak) pınar derlerdi. Orda, batın erenleri, Hünkarı karşıladılar, hoş geldin, kadem getirdin, gelişin kutlu olsun dediler. Mezarı bekleyen zahir erenleri de karşı çıktılar, merhabalaştılar, Hünkar’ı ağırladılar.

Hünkar, mezara gelince, orda olan erenlerin rivayetleri şöyledir ki Esselam-ü aleyküm suyum başı dedi. Seyyid’in kutlu mezarında Eleykümüsselam ilim, şehrim diye çevap geldi. derken Hünkar, kıyısı, ucu olmayan bir deniz oldu. seyyid’in mezarı, o denizin içinde bir kabak gibi yüzmeye başladı. Sonra gene Hünkar da, Seyyid’in mezarı da eski haline geldi.

Derken bu sefer Seyyid Gazi’nin mezarı, ucu bucağı görünmeyen bir deniz oldu, Hünkar, o denizde bir gemi haline geldi, yüzdü, yürüdü. Biraz sonra Hünkar da, Seyyid’in mezarı da gene gerisi geriye eski haline döndü.

Hünkar, Seyyid’in mezarının kapısında bir taşı ısırdı. O taş, hala orda durur. Bir müddet sonra Hünkar, ordan kalkıp Sulucakaraöyük’e geldi, devletle karar etti. Fakat tacı, paşmakları, kemerleri, orda kaldı, hala da ordadır.

Yapılan türbenin, Seyyid Gazi’nin mezarı üstüne yapılıp yapılmadığı hakkında şüphe edenlerin, artık şüphesi kalmadı.

Hacı Bektaş Veli’nin dünyasını değişmesi:

Hacı Bektaş-ı Veli bir gün Saru İsmail’i çağırarak bugün Perşembe bugün ahirete göçeceğim dedi. Ben göçünce kapıyı kapat, dışarı çık. Çiledağı tarafından yüzünde yeşil nikap olan bir boz atlı gelecek. Gelince onu içeri al. Beni o yıkar ve hülle donundan kefene sarar. Beni yıkarken su dök, yardım et ona. Karaca Ahmet’te kapıda gözcülük yapsın. Ceviz ağacından tabut yapar ve beni tabuta koyar. Ondan sonra gömün beni. Sakın onunla konuşmayın ve hizmette kusur etmeyin der. Saru İsmail bunu duyunca ağlamaya başlar.  Hünkar, biz ölmeyiz suret değiştiririz diyerek onu teselli eder.  Sonra Peygambere salavat getirerek ve kendisine Yasin okuyarak Tanrı’ya canını verir. Sonra halifeleri birer birer gelirler.

Birde baktılar Çiledağı tarafından bir toz koptu. Hünkarın dediği gibi elinde mızrak, yüzünde yeşil nikap örtüsü, altında ise boz at vardı. Erenlere selam verdi, selamını aldılar. Karaca Ahmet kapıda durdu, içeri yalnız Saru İsmail girdi. Saru İsmail su döktü Yüzü nikaplı er yıkadı, yanında getirdiği hülla donlarını kefen etti. Sonra musalla taşına koydular, yüzü nikaplı er imamlık etti. Duadan sonra götürüp mezara koydular. Boz atlı erenlerle vedalaşıp atına yürüdü.

Saru İsmail’in içine bir ateş düştü. Bu er kim olsa acep. Hızır olsa görmüşlüğüm var dedi. Koştu arkasından yetişti ve Yıkadığın er hakkı için kimsin sen diye ısrar etti. Boz Atlı er dayanamayarak yüzündeki nikabı kaldırdı. Birde ne görsün karşısında Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli kendisi. Hünkar’ın atının ayağına düştü. Erenler şahı otuz yıldır hizmetindeyim, seni bilememişim suçumu bağışla. Hünkar er odur ki, ölmeden önce ölür ve kendi cenazesini kendi yıkar. Sende var buna gayret et. Bu sözleri söyledi ve birden kayboldu.

Yanko Madran’ın Hacı Bektaş’a derviş olması

Hünkar Seyyid Muhammed Hacı Bektaş-ı Veli Hakka göçünce Osmanlı Beyi Sultan Gazi Murat üzüntüsünü ve bağlılığını göstermek için Hacıbektaş türbesinin yapımını üstlendi. Hacıbektaş türbesinin kubbesini sekiz köşeden, dergah dört ana kapıdan olması kararlaştırıldı. Sekiz köşe olması Hünkarı’ın yedinci İmam Musa-i Kazım’ın evladı Seyyid El Mücap’tan geldiği içindir.

Dört kapı olması ise Şeriat, Tarikat, Marifet, Sır-ı Hakiat’i yani Su, Ateş, Rüzgar, Toprak olan dört ana sırrı, dört meleği, dört kitabı, dört Peygamberi temsil eder.

Sultan Gazi Murat Yanko Madran isimli Ermeni Baş Mimarı türbenin yapımı için görevlendirdi. Yanko Madran kubbenin üstünde çalışma esnasında kiremitlerin kırılması ile aşağı düşer. Aşağı düşmeden önce sol elinde bir bardak su, sağ elinde ise su fıçısı tutuyordu. Kubbenin başından aşağı düştüğünde gönlüne gelen ilham ile

– Yetiş Ya Hacı Bektaş-ı Veli tut beni kurtar diye bağırdı.

Aşağı düştüğü zaman kendisine bir şey olmadığı gibi elindeki bardaktaki sudan bir damla dahi dökülmez. Sağ elinde tutuğu su fıçısı kırılmaz. Bu hikmetten sonra Baş mimar ne kadar parası varsa getirip türbeye bağışladı. Kurbanlar keserek Hacıbektaş Veli’ye gönül verir ve ikrar ile bağlanır. Bundan sonra 6 yıl dergahta hizmet etti. Bağlılığından dolayı Sadık Derviş ismi ine anıldı.

Sadık Derviş Hakka göçeceği zaman Hızır Lale’ya şu vasiyette bulundu. Benim kabrimi Hacı Bektaş Türbe kapısının eşik altına defnedin. Ben Hünkar’a aşk ile bağlandım ve ona hayran oldum. Hünkar’ı ziyarete gelenler benim kabrimi çiğnesinler girsinler. Böylece Hünkar’a layık olurum dedi.

Ey dostlar; Yanko Madran kafir değildi, İsa dininin Muhammed dini ile aynı hakikate ait olduğunu bilenlerden oldu. İsa’yı sevmemin Muhammedi sevmek, Muhammed’i semenin de İsa’yı sevmek olduğunun hikmetine vardı. Yanı İsa’dan vazgeçmedi. İsa sevgisine Muhammed Sevgisini de dahil etti.

Hem sana vahyedilene hem de senden önce vahyedilene inananlardır onlar. Âhireti gereğince kavrayıp anlayanlar da onlardır. Bakara 4

Rum diyarına gelirken İzlediği yol

Hacı Bektaş-ı Veli Horasan bölgesinden başka gittiği yerlerden biri de Türmenistan’dır. Türkmenistan’da Hacı Bektaş-ı Veli’nin kaldığı yer Bektaş bölgesi olarak hala günümüzde bilinmektedir. Türkmenistan bölgesine Ahmet Yesevi dergahına uğramadan önce mi, sonra mı gittiği araştırmaya muhtaçtır. Ortaasya bölgesinde Seyyit Muhammed Hacı Bektaş-ı veli olarak bilinir, Anadolu ve Balkanlar’da ise manevi ünvanı olan Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli ismi önceliklidir. Necef, Mekke ve Medine, Kudüs, Şam Halep, Elbistan Ashab-ı Keyf mağarası gibi kaynaklarda uğradığı yol güzergahına, Kuzey Irak, Mardin, Sivas, Kayseri bölgelerini de dahil etmek gerekiyor. Bu yol hattı üzerinde Hacı Bektaş-ı Veli’nin izleri hala günümüzde anlatılmakta ve hala inançlarını kısmen de yaşayanlar bulunmaktadır.

Rum diyarı Roma ülkesini anlatan bir ifadedir ve Kayseri’nin batı bölgesini içine alır, Kayseri’nin doğu bölgesi ise Horasan bölgesi içinde yer alır.

Bu bölgeler tarihte çok kültürlü, çok kavimli, çok dilli, çok inançlıdır. Bölgeye hakim olan yönetimlere göre bu kültür, inanç ve dillerden biri öne çıkmaktadır. Yönetimler değiştikçe öne çıkan kültürde değişmektedir. Eski medeniyetlerin ve inançların izlerini taşıyan bu bölge coğrafi avantajı ile Dünya medeniyetini tarihin her devrinde etkilemiştir.

Hacı Bektaş’ın Sulucakarahöyük’ü seçmesi

Bu seçim öncelikle Ahmet Yesevi’nin ocakta yanan bir asayı alıp diyarına fırlatması ile başlamıştır. Bu asa Sulucakarahöyük’e savrulması ve burada dut ağacı olarak yeşermiştir. Hünkar, derebeylerin yönetiminde haksızlığın, ümitsizliğin ve acıların zirvede olduğu bir ocakta yanan “Asa” gibi Rum diyarına, Anadolu kültürüne ışık olmuştur. On üçüncü yüzyılda yanan bu meşale Avrupa medeniyetini de olumlu etkilemiştir.

Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu’ya geldiği zaman görev ve sorumluluğunun bilincindeydi. Hacı Bektaş- ı veli öncelikle dağınık olan dervişleri bir araya getirmek ile işe koyuldu. Anadolu’ya geldiği yaman sorunların çözümünde güçlü bir inanç ve kültür hareketi ile gönülleri fethetme yolunu seçti. Erenlerin başı manevi ünvanı ile dervişleri bir araya getirirdi. Tabi dervişleri bir araya getirmesi siyasi bir olgu ile değil, İslam yolunun temel değeri olan ahlak ve sevgiye dayanan manevi yönü ile yaptı.

Sulucakarahöyük bir tarafı ile Ahilerin en güçlü olduğu Kırşehir ve Kayseri bölgesinin yanında diğer yanı ile İsevilerin yoğun yaşandığı Kapadokya gölgesine yakındı. Kiliseler ise derebeylerin yönetimi altında haksızlıklar ile kuşatılmıştı.

Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli ve Ahi Evran bir araya geldi ve daha sonraki yıllarda Bektaşilik ve Ahilik iki sürek bir yola düştü. Kapadokya bölgesindeki İsevi toplulukları ile gönül köprüsü kurarak Musa, İsa ve Muhammed’in yolunun bir olduğu hakikati üzerinden daha güçlü gönül bağı kurdu.  Bu inanç buluşması ile hümanizm tüm inanç gurupları arasında yaygınlaştı.

Dervişlerine tahta kılıç kuşatması, makam, iktidar ve dünya malı mücadelesi yerine gönülleri bilgi, sevgi, merhamet ve paylaşmanın nişanı oldu. Yine Musa yoluna bağlı olanların içinde de hümanzimin etkisi artarak devam etti.

Aşk ile geldi aşk ile sır oldu. Nuru ve yolu sevenlerine yol göstermeye devam etmektedir. Aşk ile gelip Hünkar’a bağlananlar mahrum kalmaz.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin din anlayışı

Hacı Bektaş-ı Veli inancını tarif edip kalıplara koymak yerine ana kavramları esas almak daha doğru olacaktır. Yüce Tanrı daha Adem yok ile ruhlar aleminden önce rıza yolu olan İslam’ı kurmuş ve sonra ruhları yaratarak ruhlardan ikrar ve rızalık almıştır. Daha sonra bu yol Adem ile başlamış, Muhammed Mustafa ile tamam olmuş, Ehlibeyt ile Evliyalar ile devam etmiştir. Bu inanç kültürü gönüllere dokunarak insan yaşamının her alanına ahlak, sevgi, hizmet ve olgunlaşma olarak yansımıştır. Hacı Bektaş-ı Veli inancını Ehlibeyt, Şia, Alevi, Caferi, Ehli Sünnet, Bektaşi, Kızılbaş, Batini, Melami, Ahi gibi birçok tanımlama yapılmıştır.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin yolunu; Musa Kelamullah, İsa Ruhullah, Muhammed Resullah, Ehlibeyt ve erenlerin ahlak, sevgi, hizmet ve gönül yoluyla  Kamil-i Mürşide yolculuk yaparak kendisini bilip Hak’ka ulaşması olarak kabul etmekteyiz.

Tarikat mı değil mi?    

Tarikat yol demektir, Allah, resul ve velilerin yolu olarak ifade edilir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin yolu tarikattır. Tarikat ile cemaat ise farklı şeylerdir. Burada en belirgin fark tarikatlar gönül yollu olarak manevi hedefe sahiptir. Cemaatler ise maddi olarak dünyevi hedeflere sahiptir. Günümüzde tarikatlar; gerçek tarikatlar, bozulmuş tarikatlar ve uydurulmuş tarikatlar olarak ayırmak mümkündür.

Hacı Bektaş-ı Veli zamanın kutbu olarak tarikat ulularının saygıyla takip ettiği ve değer verdiği ermiş bir sultandır. Tabi bu kabul bir anda olmamıştır. Nebi ve velilik iddiasında bulunanların bu iddiasını ispat edecek nişanlara sahip olması gerekir. Nebi ve velilerin yedi nişanı olduğu ve bu nişanları sadece manevi dereceleri olan kişilerin bildiğidir.

Hacı Bektaş-ı veli, İslam’ın güzel örneklerini tekrar yaşama geçirmesi sebebi ile kendisini bağlı olup takip edenlere Bektaşi denmiştir. Bir dervişin Bektaşi olabilmesi ancak Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’ye ikrar verip nasip olması ile mümkündür. Bu tarife uyan kişi ise manevi olarak çok azdır. Bu manevi dereceye sahip olmadan bir kişinin kendisini Bektaşi olarak tanımlaması yol açısından geçersizdir.

www.cemhaber.com

Yapın: 02.02.2019

Günceleme : 01.02.2020

Nihat Vural

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

19Daha fazla mesaj var Hacı Bektaş Veli Kategori
Sizin için önerilen
Hacı Bektaş Veli ve Yeniçeriler

Yeniçeri Ocağını Piri : Hacı Bektaş Veli Hacı Bektaş Veli, yeniçeri ocağının manevi koruyucudur. Yeniçeriler;...