Bedri Noyan – Kuran’ı şiirleştiren adam! – Nuriye Akman

Bedri Noyan – Kuran’ı şiirleştiren adam!..

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

Kuran’ın müziğini hissetmek

Kuran’ın kendine özgü bir dili ve müziği olduğunu bilen biri olarak, tüm ayetlerin şiirleştirildiğini duyunca çok meraklandım. Bu cüretkâr çalışmayı bir Bektaşi Dede Babası’nın, Bedri Noyan’ın yaptığını öğrenmek merakımı daha da artırdı. Daha önce hiç dede baba tanımamıştım. Onu sayfama konuk etmek, hem bu topraklar üzerinde yaşamanın bana yüklediği farklı inançları tanıma sorumluluğumun gereğiydi hem de tarikatların tartışıldığı bir gündeme, bir Bektaşilik maddesi ekleyecektim. Açtım Kuran’ın ilk suresi Fatiha’yı okudum: “Hamd, Âlemlerin Rabbi, rahmaan, rahim ve kıyamet gününün sahibi olan Allah’a mahsustur. Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna. Gazaba uğrayanların ve sapıkların değil.”

Sonra Noyan’ın şiiriyle Fatiha’yı yeniden okudum: “Övgü evrenler ıssı (sahibi) yüce Rabbimizedir. Onun yarlıgaması (günahını bağışlaması), acıması bizedir. Hesap günü ıssıdır. Ona bağlı kullarız. Yalnız ona taparız, ondan medet umarız. Nimetini bize sun, dosdoğru yola ilet. Seni kızdırmış biri olmayalım nihayet.”

Şiire vurgun biri olsam da, mealin orijinal halini tercih edişim, Dede Baba’yı tanıma isteğimi azaltmadı. Bu emekli kulak burun boğaz doktoru, sadece Türk ve dünya Bektaşilerinin 37 yıllık lideri olduğu için değil, hat ve ebru uzmanlığı, yağlıboya tabloları ve şarkılara karışan şiirleri ile de ilgimi çekti. Sadece “Kemanımla sana bir ses verebilseydim eğer” şarkısının söz yazarı olması bile vaktiyle bu şarkıyla coştuğum anların bedelini istemeliydi benden. Hem 85 yaşında, İngilizce, Fransızca, Arapça ve Farsça bilen, Atatürk’le yüz yüze konuşmuş bir insanla sık karşılaşılmıyor günümüzde. Üstüne üstlük kimse Enel Aşk diye şiirler yazmıyor artık.

Atatürk’ün doktoru Hasan Ragıp Erensel’in dostu olduğunuzu, sizden önce Dede Baba olan mürşidiniz Ali Naci Baykal Dede Baba’dan nasip aldığınızı, zamanla derviş ve baba olduğunuzu, 1960’ta Dede Baba’lığa seçildiğinizi biliyorum. Ama bu kavramların ne ifade ettiğini bilmiyorum. Dede Babalık nedir?

Dede Babalık, Bektaşi örgütlenmesinin en üst noktasıdır. Örgütün tabanında muhibler yer alır. Muhib; yola girme, nasip alma, el etek oturtma merasimi ile olunur. Bu merasimden önce muhib adayı üç kez tövbe eder. Yani Maide Suresi 112’inci ayetini okur. “Tasarlayarak, yanlışlıkla, gizlice ve apaçık, bilerek bilmeyerek işlediğim bütün günahlarımdan tövbe ediyorum” der. Rehber bunun üzerine ona “Şimdi annesinden yeni doğmuş bir bebek kadar masumsun” der.

Hıristiyanlıktaki günah çıkarmanın bir benzeri gibi.

Her dinde birbirine benzeyen bir yön var.

Bir kul başka bir kula “Sen anadan doğduğun gibi oldun” diyebilir mi?

Der tabii. O Kuran’a göre yemin etti. Hz. Peygamber’in “ölmeden önce ölünüz” buyruğuna uydu. Tövbeden sonra muhibe “yalan söyleme, şehvetperest olma, kimseyi kendinden küçük görme, dedikodu etme” gibi öğütler verilir. Yola giren canlar bundan sonra eğitim alır.Hizmet ehli olduğunu kanıtlamış olanların derviş olarak atanması muhiplerce tutulan tutanakla babadan istenir.

Bu törenler kanunen yasak değil mi?

Yasak olmasına karşın yapıyoruz. Yemin töreni bizim geleneklerimizde var. Cumhurbaşkanları, parlamenterler, subaylar, polisler, doktorlar, hakimler hep yemin ederler. Bizim yeminimiz niye yasak acaba?

Sonraki aşama dervişin, sizin için anlamı ne?

Derviş, Arap harfleriyle beş harfli bir kelime. Bu harflerle başlayan beş şeyi, yani dünyayı, riyayı, vesveseyi, Arapçada bolluk ve rahatlık anlamına gelen yümnü, şüpheyi tek eden adamdır derviş.

Siz bu beş şeyi terk edebildiniz mi?

Fakirin bu kirlerden arınıp arınmadığına canlar, babalar, mürşidler, fakiri hakka teslim ederken tanıklık edecektir. Bektaşiliğin üçüncü aşaması babadır. Manevi isteklerini görmek için yeni bir babaya ihtiyaç duyan muhibler, göreve uygun bir dervişi baba olarak atarlar. Düzenlenen tutanak Halife baba’ya sunulur. Ayrıca dervişe nasip almada mürşitlik ve rehberlik eden canların da bu tutanakta imzası bulunur.

Geldik Halife Balalık makamına.

Halife Babalar’ın sayısı ihtiyaca göre artırılır veya eksiltilir. Bununla birlikte sayıları 11’i geçemez. Böylece Dede Baba ile birlikte 12 kişi Bektaşiliğin en üst kurulu olur. Dede Baba ise, bir Dede Baba’nın hakka yürümesi halinde bu kurulun salt çoğunluğu ile seçilir.

Alevi Dedesi’yle, Bektaşi Dede Babası arasında ne fark vardır?

Alevi dedeler seçimle gelmiyor. Dedelik babadan oğula geçiyor. Bektaşilikte ise bir baba kendi çocuğuna nasip bile veremez.

Son eserinize gelelim. Kuran’ı neden manzum hale getirdiniz?

Kuran-ı Kerim’in Türkçeye şiirleştirilmek suretiyle çevrilmesini Atatürk istiyordu. Tıbbiye son sınıf öğrencisiydim. 16 Ocak 1937 günü, İstanbul Ticaret ve İktisat Yüksekokulu’nun Pera Palas Oteli’nde çayı vardı. Atatürk oraya geldi. Biz gençler hemen çevresini sardık. Mehmet Akif’in vefatının hemen ertesiydi. Atatürk, Kuran’ın manzum çevirisinin yapılmasını Mehmet Akif’ten rica ettiğini, bu iş için ona 10 bin lira verdiğini söyledikten sonra, “Şapka giymemek için Mısır’ın esir havasını Türkiye’nin özgür havasına tercih ederek oraya gitti. Buna karşın kırılmadım ve onunla orada da ilgilendim. Bu işi tamamladığını öğrenince kendisine yaverimi gönderdi. Akif, ‘Bende değil. Birine verdim, ondadır’ demiş. Tekrar haber yollayarak, ‘Kime verdinizse söyleyiniz, biz o zattan alırız’ dedim. Akif, bu isteğe de ‘Ben birine vermiştim. O da başkasına vermiş. Onu da ben bilmiyorum’ diye çocukça bir yanıt verdi. Oysa bunlarla yapmak istediğim bir iş vardı” dedi. Atatürk bu isteğini gerçekleştiremeden aramızdan ayrıldı.

Ve siz bunu bir vasiyet sayıp işi üstlendiniz.

Evet, önce Fatiha Suresi’ni şiir haline getirdim. Çevremin yüreklendirmesiyle tümünün şiir çevirisini tamamladım. Hece veznini kullandım. Her mısra 14 hecedir. İsteyen sureleri kolayca ezberleyebilir. Herkes kendi dili ile Kuran okumalıdır. Kuran’ı Arapça okusanız bir kelime öğrenecek misiniz?

Öğrenmek isteyen meal okur.

Bu da bir tefsir kitabı gibi. Ben bu ayetlerin karşılığı Türkçe kelimeleri aldım. Kuran’da olmayan bir kelime bile sokmadım kitaba. 6 sene gece gündüz sabah ezanlarına kadar oturaraktan yazdım bunu.

Ama tefsir balı başına bir bilim. Siz tefsir eğitimi aldınız mı?

Birçok tefsir kitabı okudum.

Ben birçok tefsir kitabı okumuş olsam tefsir âlimi sayılır mıyım?

Sayılmazsınız. Ben de tefsir âlimi olduğumu iddia etmiyorum ama tefsir üzerine çoklarından daha fazla bilgim var.

Bektaşiler namaz kılar mı?

Kuran’da namaz kelimesi yok, “salât” kelimesi vardır. Salât, Türkçeye dua, anma, esenlik şeklinde çevrilmelidir.

Zaten namaz da Allah’ı anma, ona dua etme ve esenlik dileme değil mi?

Ama “Tanrı’nın salât ve selamı efendimiz Muhammed ve onun soyu üzerine olsun” derken “Tanrı, Hz. Muhammed ve soyuna namaz kılsın” mı diyoruz?

Namazın Kuran’da olmaması, işin ayrıntılarını sünnetin belirlemesinden değil mi?

Fakir ehl-i sünnet yanlısı değil ki sorunuza evet desin. Peygamber’in namaz kıldığını gören var mıymış? Sonradan uydurulmuştur namaz.

‘75 yaşıma kadar her Ramazan orucumu tutmuşumdur’

Namaz yok da niye Bilali Habeşi ezan okuyup insanları namaza çağırdı?

Bilali Habeşi ezan okudu ama kılınan namaz mıdır, salât mıdır belli değil. Bizler salata dururuz ve salât ederken bize şah damarımızdan daha yakın olan Nur’ün Nur’a kavuşmak için kendimizden geçeriz. Salâtımızı zaman olur saatlerce yaparız.

Bektaşiler oruç tutar mı?

Evet. Ben 75 yaşıma kadar her Ramazanın orucunu tutmuşumdur. Ayrıca Muharrem Ayı’nın birinci onuncu günleri arasında oruç tutarız. Bu orucumuzda sudan uzak yaşarız. Et, süt, yumurta gibi yiyecekleri yemeyiz.

Dede Baba olarak ne yapıyorsunuz, dergâhınıza gelenlere ders mi veriyorsunuz?

Sorulan sorulara cevap verdiğimiz yer ve zamanlar vardı. Şimdi bu işi kendi olanaklarımızla muhabbet sofralarımızda sürdürüyoruz. Dergâhlarımız Atatürk zamanında kapatıldı. Eşyalara, dönemlerce arazilere, vakıflara el kondu. Aleviler bu malları istiyor. İnşallah başarsınlar. Biz de istiyoruz ama dillendirme zamanı gelmedi daha. Biz henüz tarikatlar serbest olsun istemiyoruz.

Neden?

Çünkü o zaman Aczmendiler de bizim gibi tarikat sayılıp serbest olacak. Öyle tarikat değiliz biz. Tarikat bizim için bir başlangıçtır, tarikatı aşamayanlar ortaokulda kalanlara benzer. Bir Bektaşi gündüz şevk ile dünya işi, akşam aşk ile dua işiyle uğraşarak ve şeriat, tarikat, marifet, hakikat kapılarını aşmaya çalışarak yaşar. İlkokula benzeyen şeriatta benlik vardır. Şeriat kapısında insan “Bu senindir bu benim” der. Tarikat ortaokula benzer. Şeriatta pişen insan tarikatta benlik duygusundan arınır ve hem senindir hem benimdir” der. Marifeti ise liseye benzer. İnsan kendinden çok başkalarını düşünme alışkanlığını burada kazanır. Bu kapı üniversiteye yani hakikate açılır. “Ben”, fenafillâh makamında yok olur. Ve artık “Ne senindir ne benim” denir.

‘Ben Atatürk’ün Bektaşi olduğuna inanıyorum’

Siz fenafillâha erebildiniz mi?

Sorunuza yanıt vermeye Bektaşi ahlakının uygun olmadığını takdir edersiniz. Ama hayatımı bu makama ulaşmaya adadığımı bilesiniz. Hacı Bektaş Veli, benim 3 iyi dostum var der. Biri evde kalır, biri yolda kalır, biri benimle gelir. Evde kalan malımdır. Yolda kalan dostlarımdır. Benimle gelen iyiliğimdir. Bizimki böyle bir tarikat. Mesela ben Atatürk’ün de Bektaşi olduğuna inanıyorum.

Bu inanca sizi ne götürdü?

Atatürk hakkında bir hoşgörü hikâyesi anlatayım. Hasan Ragıp Erenel, Çamlıca Dergâhı’nın babasıdır ve Atatürk’ün çocukluk arkadaşıdır. Nur Baba diye anılır. Yakup Kadri ve Yahya Kemal ondan nasip almıştır. Ama Yakup Kadri yazdığı romanın çekici olmasını sağlamak için Bektaşiliği kullanmış ve Baba’ya ihanet etmiştir. Hasan Ragıp Baba’nın Baba’sı zaman zaman Ankara’ya gelerek ona konuk olmaktadır. Atatürk, Erensel’den Baba’sını köşke getirmesini ister. O yıl Erensel’in Babası, Haydar Cemil Baba Eren’le birlikte Ankara’ya gelir. Erensel’in konuğu bir değil ikidir. Hep birlikte köşke giderler. El pençe divan dururlar merdivenin altında. Atatürk’ün yukarıdan inmesini beklerler.

Bir dervişin böyle durması uygun mu? Atatürk ne derviş, ne mürit, ne baba.

Ne malum? Bektaşiliğe temayülü vardı. Selanik’te Salih isminde bir babadan nasip almıştır. Olaya dönelim. Ragıp baba şöyle anlatıyor: “Orada bekledim. Baktım, Atatürk aşağı iniyor. Duruşumu değiştirmeden bekledim. ‘Ne var Ragıp?’ dedi Atatürk. ‘Paşam, Babam geldiğinde haber vermemi söylemiştiniz. Ama iki kişi geldiler’ deyince Atatürk ‘ikisini de getir akşama’ dedi. Hemen Baba Erenlere bir mağazadan kiralık frak alınıyor ve köşke çıkıyorlar.

Frak giymek dervişliğe yakışır mı?

Ama resmi bir davete, Atatürk’ün sofrasına gidiyorlar. Atatürk, babaları yanına oturtmuş ve yakından ilgilenmiş. Yakup Kadri o sırada büyükelçi. Atatürk, “Yakup Kadri’yi buraya getirin” diye emrediyor. Getiriyorlar. Onu da masaya oturtuyor ama konuşmuyor. Atatürk konuşmayınca ötekiler de konuşmuyor, “Ya gözden düştüyse ben de gözdem düşerim diye. Atatürk, Yakup Kadri’yi bir saat eritiyor resmen. Sonra birden diyor ki “Yakup Kadri kalk. Öp babanın elini. Af dile”. Yakup kadri öpüyor. Baba ayağa kalkıyor, “Paşam beni bahtiyar ettiniz sevdiğim bir evladıma beni kavuşturuyordunuz” diyor. Yakup Kadri böylece toplulukta küçük düşmekten kurtulmuştur.

Atatürk’ün Bektaşi olduğunu bu hikâye mi gösteriyor?

Atatürk’ün özel kalem müdüründen özel doktorlarına kadar görev verdiği her insan Bektaşi’dir. Ayrıca Hasan Ragıp Erensel ve Ali Naci Baykal Baba Erenler, Atatürk’ün Bektaşi olduğu konusunda emin olduklarını bana söylemişlerdir.

Bir Bektaşi’nin 5 şeyi terk etmek gerektiğini söylemiştiniz. Atatürk dünyayı, riyayı, vesveseyi, yümnü ve şüpheyi terk etti mi?

Evet, ben inanıyorum.

Asli konusu dünya olan bir devlet adamı, Bektaşi sözlüğündeki anlamıyla riyayı, vesveseyi, yümnü ve şüpheyi terk edebilir mi, ne dersiniz?

Allah derim, başka şey demem. Ben onun Bektaşi olduğuna inanıyorum. Kaldı ki bu saydıklarınız derviş olmanın koşuludur. Ben Atatürk’e derviş değil, muhip yani Bektaşi dedim. Atatürk, kurduğu istihbarat örgütünün en önemli yerine süvari Albay Hüsamettin Ertürk Erenleri getirmiştir. Posta Telgraf Teşkilatı şifre amirliğine Ali Naci Baykal Dede Babayı atamıştır. Doktoru ise Ragıp Erensel Baba Erenlerdir. Bektaşilere bu kadar güvenen insanın Bektaşi olup olmadığının değerlendirmesini siz yapın.

1997 Yılı Röportajla

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

Allah, Muhammed Ali, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli yoluna önemli hizmetleri olmuş Bedri Noyan Dedebaba’ya şükranlarımızı sunuyoruz.

Example HTML page

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

41Daha fazla mesaj var Genel Kategori
Sizin için önerilen
Yüz yıldan Kemale – Cumhuriyet’in yüzüncü yıl anısına

Yüz yıldan Kemale – Cumhuriyet’in yüzüncü yıl anısına Yaşa Mustafa KemalCumhuriyetin ileHalkın Gülecek DaimYüz yıldan,...