Hz. Muhammed ve Kadınlar – Zeyd ve Eşi – Ahzap Suresi
İÇİNDEKİLER
Mescid-i Nebevi, İkrar ve Emanet: Ahzâb Suresi’ne Hakikat Odaklı Bir Bakış
Nefsinin esiri olanların mealleri, hiçbir zaman hakikati yansıtamaz. Ayetler, surelerin bütününe ve “Rahman ve Rahim olan”ın (Bismillah) özüne aykırı yorumlanamaz.
Uhud savaşında Hz. Muhammed ölümden dönmüş, amcası Hamza dahil birçok kişi şehit olmuş ve Müslümanlar hüsrana uğramışlardır. Daha sonra Müşrikler, Yahudi’leri de yanlarına alarak daha güçlü bir ordu ile Medine’ye saldırmışlardır. Hz. Muhammed, Medine’nin giriş yollarına hendekler kazdırarak savunma yapmıştır.
Hendek savaşının başlarında Müslümanlar yine hüsran uğramış, bazıları ise Resul’e karşı gelmiş, bazıları savaştan kaçmış, bazıları da ikiyüzlülük yapmışlardır. Ahzâb Suresi, tam da bu kriz anlarında kimin “ikrarında” sadık kaldığını, kimin ise dünyevi korkularla dağıldığını ortaya koyan ilahi bir aynadır. Bu sure, Resul’ün çevresini saran iftiralarla nasıl mücadele ettiğini ve “dava yoldaşlığını” nasıl inşa ettiğini anlatır.
Hz. Muhammed ve Kadınlar: İkrar, Himaye ve Dava Yoldaşlığı
Arap cahiliye döneminde zina bir yaşam biçimiydi, zinadan doğan kızlar diri diri gömülür, doğan erkek çocukların ise birden çok baba adayı olur, çocuğun annesi kimi işaret ederse o baba kabul edilirdi. Kadın yerine göre “şeytanlaştırıldığı” bir varlıktı. Hz. Muhammed ise Hira mağarasındaki nefis mücadelesini kazanıp “Nur” haline geldikten sonra, kadın ve erkek sınıfı yapmaksızın tüm kulların Yüce Tanrı’nın nurundan olduğu gerçeğini haykırıyordu. Kadınların özgürleşmesini, kendi iktidarlarının sarsılmasını istemeyen kesimler, Resul’e “kadın düşkünü” diyerek iftira attılar.
Hicret eden kadınlar, Muhammed’in akrabaları, köle ve cariyelerden özgür bırakılanlar Hz.Muhammed’e ikrar vererek İslam yoluna girdiler. Bu kadınların üstünde Hz. Muhammed’in eli, o elin üstünde de Allah’ın eli vardı ve başkası bu kadınlara zarar veremezdi. Oysa Resul’ün dünyevi ve ahiret eşi Hz. Haticetül Kübra’dır; diğer ikrarlı kadınlarla birlikteliği ise tamamen kadınların korunmasına ve İslam’ın öğretilmesine hizmet etmektedir. Bu kadınlardan çocuk sahibi olunmaması da bu manevi boyutu gösterir.
Medine’ye hicretten sonra Mescid-i Nevebi, sadece bir ibadethane değil, ilim ve hikmetin öğretildiği, kadın ve erkeğin omuz omuza hizmet ettiği bir “ilim şehri” olarak inşa edildi. Gündüz ortak alanlarda, geçe ise ayrı barakalarda kurulan bu yaşam,Allah’a ulaşmayı, resulü dost olmayı, sonsuzluk yurduna varmayı vaat etmekteydi.
Hz. Muhammed’in kadınlara yaklaşımı zamanın toplumunun kadına bakışına karşı devrimci bir tavrı temsil eder. Hz. Muhammed’in anlayışı kadının kölelikten ve sömürüden kurtarılarak, insanın manevi eşiti, davanın yoldaşı ve “ikrar” sahibi bir şahsın varlığına yükselten bir himaye ve özgürleştirme modelidir.
İkrarın Somut Örneği: Zeyd ve Zeynep
İkrar; Dil ve gönül ile yapılan bağlılık, misak, biat, ahittir. Allah, ruhlar aleminde kullarından ikrar almıştır. Allah ve Resulü’de inananlardan Akabe, muhacir ensar, Gadir Hum gibi birçok biat almıştır.
Hz. Muhammed’e ikrar günümüzde Ehlibeyt ocaklarında ve tarikatlarda devam etmektedir. Eşler yani karı-kocalar birbirlerinden rızalık alıp yol ulularına ikrar verip yoluna girerler. Cem ve erkan ibadetinde karı koça birbirlerine bacı kardeş diye hitap ederler. Bu ikrar “Öl ikrar verme, Öl ikrarından dönme. Gelenin malı, dönenin canı” sözü ile tamamlanır. İkrarını bozanlar bu dünya da ahirette de (sonsuz) yüzü kara akıbeti ise berbattır.
Zeyd; Zamanın Mekke’lilerine Köle düşmüş, Hz. Muhammed tarafından özgür bırakılmıştır. Zeyd, sadece zincirlerinden değil, cahiliye zihniyetinin kölelik algısından da Resul’ün nuruyla özgürleşmiştir. Zeyd, Hz. Muhammed’e ilk ikrar vererek yol evladı ve yoldaşı olmuştur. Zeyd, Resul’ün hakikatine öyle inanmıştır ki, öz ailesi onu almaya geldiğinde gitmemiş, Resul’ün yanında kalmayı seçmiştir. Zeyd, Köleler içinde hürriyetin yayılmasını istemeyen Müşriklerin işkencelerine maruz kalmış. Müşrikler Tâifte’de Hz.Muhammed’i taşladığı zaman bedenini taşlara kalkan yapmıştır. Daha sonra Hz. Muhammed, akrabası Zeynep’i Zeyd ile evlendiriştir.
Hendek Savaşı’nın yarattığı kriz ortamında, Resul’ün çevresindeki bazıları iftira ve dedikoduların etkisine kalarak manevi sarsıntılar yaşadılar. İşte bu noktada Ahzâb-37, Resul’ün dergâhındaki ‘rızalık’ hukukunu belirginleştirdi. Hz. Muhammed, Zeyd’e ‘Eşini yanında tut, kalbinde maraz bulunan kadınlardan uzak tut’ buyurduğunda; bu, dünyevi bir ayrılık değil, yoldaşlığı hakikat seviyesine yükseltmekti. Zeyd ve Zeynep, münafıkların fitnesine boyun eğmediler. Zeyd, eşinin dünyalık haklarını nezaketle yerine getirip birbirlerinden rızalık alınca; Zeynep de Zeyd gibi doğrudan Hz. Muhammed’e ikrar vererek, akrabalık ve dünyevi evlilik bağlarını, daha yüce bir ‘Aşk Yolu’na taşıdı.
Zeynep, hayatının geri kalanını canı, malı ve gönlüyle bu hizmete adadı. Burada ‘Yol cümleden uludur’ hakikati, dünyevi olanın önüne geçti. Zeyd, Allah’ın ‘Eşini yanında tut’ emrine uyarak aslında bir boşanma değil, evliliklerine ‘ikrar’ (manevi sözleşme) ekleyerek bağlarını derinleştirdiklerini ortaya koydu. Resul’ün yolunda ‘rızalık şartı’, müminlerin evlenmesi, yola girmesi ve birlikte yaşamasının ölçüsü oldu; böylece çirkin haberler yayanların kurduğu tuzaklar, hakikatin ışığında boşa çıkarıldı.
Resul bu tarihten sonra yeni kadınları kendi himayesine almadı, yanındakilerden gitmek isteyenlere izin verdi, Mekke’nin fethinden sonra himayesinde karanlara da izin verdi. Bu izni evlenip Kadınlara dokunmayanlar için de genişletildi.
Ahzâb Suresi’nin Nasihati Ve Meali
Ey hakikat yolcusu; Yüce Tanrı’nın yolu kılıçtan keskindir. Hem dünya hem maneviyat bir gönülde durmaz. Resulün yolu, doğruluk üzerine kuruludur. İkrarında duranlara bu dünya ve ahirette büyük bir mükafat, İkrarında durmayanlar için ise büyük azap vardır. Resul’ün davasına ihanettir.” Kadınlar ve erkekler, nefislerini dikkate alarak saygı ve edep ile dost olmalı; Resul’ün “rızalık” yoluyla birbirlerini korumalıdır.
Bismillahirrahmanirrahim – Nur ve Sır olan Yaratıcı Rahman Rahimdir
- Ey Nebi! Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol. Hakikati örtenlere ve ikiyüzlülük yapanlara uyma. Allah, her şeyi bilendir, yerli yerinde yapandır.
- Sana vahyedilene uy; şüphesiz Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.
- Allah’a güven ve dayan. Vekil olarak Allah yeter.
- Allah, hiçbir insanın göğsünde iki kalp yaratmamıştır. (Bu yüzden) ‘zıhâr’ yaptığınız eşlerinizi anneleriniz kılmadığı gibi, evlatlıklarınızı da öz oğullarınız yapmamıştır. Bunlar sadece sizin ağzınızla söylediğiniz sözlerdir; oysa Allah hakikati söyler ve doğru yolu gösteren O’dur.
- Onları (evlatlıkları) öz babalarının isimleriyle çağırın; Allah katında en adil olan budur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdır.
- Resul, inananlar üzerinde kendi nefislerinden daha öncelikli ve yetkilidir; onun eşleri (ikrarlı kadınları) de inananların anneleri konumundadır. Akrabalık bağlarına gelince, Allah’ın Kitabı’ndaki hükme göre, birbirlerine mirasçı olma konusunda inananlar ve hicret edenler, (musahip olduğunuz dünya ve ahiret kardeşleriniz) yakın akrabalardan daha ileridirler; ancak yakınlarınıza karşı iyilikte bulunmanız başka. Bu, Kitap’ta yazılı olan bir kuraldır.
- Biz, nebilerden mîsaklarını almıştık. Senden de, Nûh’tan, İbrahim’den, Mûsa’dan, Meryem oğlu İsa’dan, kuvvetli bir sözleşmeyle misak(İkrar) aldık.
- (Bu ikrarı almıştır ki) Allah, sadık olanlara sadakatlerini sorsun. Hakikati örtenler (kafirler) için ise elem verici bir azap hazırlamıştır.
- Ey iman edenler, Allah’ın size olan nimetini hatırlayın! Üzerinize ordular geldiğinde(Hendek savaşında), biz onlara karşı bir rüzgar ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yapmakta olduklarınızı görendir.
- O zaman onlar(Müşrikler), hem üstünüzden hem altınızdan size saldırmıştı; gözler yılmış, yürekler ağızlara gelmişti ve Allah hakkında türlü türlü zanlarda bulunuyordunuz
- İşte orada müminler sınanmış ve şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmışlardı.
- Münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: “Allah ve Resulü bize bir aldanıştan başka bir şey vaat etmemiş!” diyorlardı.
- Bir grup da: ” Ey Yesribliler (Medine)! Burada durmayın, dönün!” demişti. Onlardan bir kısmı ise: “Evlerimiz savunmasız!” diyerek Peygamber’den izin istiyordu. Oysa evleri savunmasız değildi, sadece kaçmak istiyorlardı.
- Eğer üzerlerine her taraftan girilseydi ve onlardan fitne çıkarmaları istenseydi, bunu hemen yaparlardı; bu konuda fazla da beklemezlerdi.
- Oysa daha önce, arkalarını dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz, sorumluluk gerektirir
- De ki: “Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, bu kaçış size hiçbir fayda sağlamaz; Böyle bir zamanda size yaşatılan süre çok kısadır.”
- De ki: “Allah size bir kötülük dilese veya bir rahmet murat etse, sizi O’ndan kim koruyabilir?” Onlar, kendileri için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilirler.
- Allah, içinizdeki(Resule ikrar verenlerin içinden) engelleyenleri ve kardeşlerine: “Bize katılın!” diyenleri gayet iyi bilir. Bunlar savaşa çok az gelirler.
- Size karşı cimridirler. Korku geldiğinde, ölüm baygınlığı geçiriyormuş gibi gözlerinin döndüğünü görürsün. Korku geçince ise, ganimete olan açgözlülükleri ile sizi keskin dillerle incitirler. Bunlar iman etmemişlerdir; Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu, Allah için kolaydır.
- Düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlardı. Eğer birlikler (Müşrikler) gelseydi, çöl bedevileri arasında olup sizin haberinizi uzaktan almayı arzularlardı. Aranızda olsalardı bile çok az savaşırlardı.
- Andolsun ki, Allah’ın Resulü’nde sizin için; Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça ananlar için güzel bir örnek vardır.
- Müminler, düşman birliklerini gördüklerinde: “Bu, Allah ve Resulü’nün bize vaat ettiğidir; Allah ve Resulü doğru söylemiştir.” dediler. Bu (durum), onların imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı.
- Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde(ikrarda duran erler vardır. Kimi adağını gerçekleştirdi (şehit oldu), kimi de beklemektedir. Onlar sözlerini asla değiştirmediler.
- Allah, sadıkları sadakatleri nedeniyle ödüllendirecek, ikiyüzlülere ise dilerse azap edecek veya tövbelerini kabul edecektir. Allah, çok bağışlayandır, merhamet edendir.
- Allah, hakikati örtenleri öfkeleriyle geri çevirdi; hiçbir hayra ulaşamadılar. Savaşta Allah’ın yardımı müminlere yetti. Allah, güçlüdür, izzet sahibidir.
- (Kitap ehlinden) onlara(Müşriklere) destek verenleri kalelerine indirdi ve kalplerine korku saldı. Bir kısmını öldürdünüz, bir kısmını esir aldınız.
- Onların topraklarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız yerlere sizi mirasçı kıldı. Allah, her şeye kadirdir.
- Ey Peygamber! Eşlerine (yola girin kadınlar) de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma(İkrarı bozma) bedellerinizi vereyim ve sizi güzellikle bırakayım.”
- Ama eğer Allah’ı, Resulü’nü ve ahiret yurdunu (Kadınlara vaad edilen) istiyorsanız, bilin ki Allah, içinizden iyilik edenlere büyük bir mükafat hazırlamıştır.”
- Ey Nebi eşleri!(ikrarlı olanlar) Sizden kim apaçık bir edepsizlik yaparsa, ona azap iki kat verilir. Bu, Allah için kolaydır.
- Sizden kim Allah’a ve Resulü’ne itaat eder ve iyi işler yaparsa, ona mükafatını iki kez veririz ve ona değerli bir rızık hazırlamışızdır.
- Ey Peygamber’in eşleri! (İkrarlı kadınlar) Siz, herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Eğer sorumluluk bilinciyle hareket ederseniz, çekinerek konuşmayın ki, kalbinde hastalık bulunanlar bir umuda kapılmasın; sözü yerinde ve doğru söyleyin.
- Evlerinizde vakarla durun; cahiliye dönemindeki gibi açılıp saçılmayın. desteği/duayı yerine getirin, zekatı verin, Allah’a ve Resulü’ne itaat edin. Ey Peygamber’in ev halkı! Allah sizden her türlü kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.
- Evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, latiftir, haberdardır.
- Müslüman erkekler ve kadınlar, mümin erkekler ve kadınlar, sabreden erkekler ve kadınlar, sadık erkekler ve kadınlar, gönülden bağlı erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, Allah’ı çokça anan erkekler ve kadınlar; Allah bunlar için bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.
- Allah ve Resulü bir konuda hüküm verdiğinde, hiçbir mümin erkek ve kadının, kendi işlerinde tercih hakkı yoktur. Allah’a ve Resulü’ne isyan eden, apaçık bir sapıklığa düşmüştür.
- “Hani sen; Allah’ın nimetlendirdiği, senin de lütufta bulunduğun kişiye: ‘Eşini yanında tut, kalbinde maraz bulunanlardan uzak dur’ diyordun. Allah’ın sana açıkladığı gerçekleri, iftira edenlerin baskısından çekinerek içinde saklıyordun; oysa asıl çekinmen gereken Allah’tır. Sonra Zeyd, o kadından rızalık alıp ilişkisinde razı olduğunda, onu seninle ikrar yolunda birleştirdik; ki bu, yol evlatlıklarına (yola eşlerin rızalığı ile girilir) bir örnek olsun. Böylece Resul’ün ‘rızalık’ yolu, müminlerin birlikte yaşama hukukunu kolaylaştırsın ve iftiracıların çirkin haberlerine karşı onları korusun. Şüphesiz Allah’ın takdiri (Eşini yanında tut/yola gir) yerine getirilmiştir.”
- Nebi’ye, Allah’ın kendisine farz kıldığı şeylerde bir güçlük yoktur. Bu, daha önce gelip geçenler için de geçerli olan Allah’ın değişmez yasasıdır. Allah’ın emri kesin bir hükümdür.
- (O elçiler) Allah’ın mesajlarını ulaştırırlar, O’ndan çekinirler ve Allah’tan başka kimseden çekinmezler. Hesap görücü olarak Allah yeter.
- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak o, Allah’ın Resulü ve Nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.
- Ey iman edenler! Allah’ı çokça anın.
- Onu sabah akşam tesbih edin
- Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen O’dur; melekleri de size dua eder. O, müminlere karşı çok merhametlidir
- Ona kavuşacakları gün, karşılanmaları “Selam”dır. Onlara (ikrarına uyanlara) değerli bir ödül hazırlamıştır.
- Ey Nebi! Biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
- Allah’ın izniyle O’na davet eden bir kandil olarak
- Müminlere, Allah’tan büyük bir lütfa ereceklerini müjdele.
- Hakikati örtenlere uyma, onların eziyetlerine aldırma; Allah’a güven. Vekil olarak Allah yeter.
- Ey iman edenler! Mümin kadınlarla evlenip de henüz dokunmadan onları boşarsanız, onlara iddet (Üç ay hali zamanı) bekleterek sayacağınız bir süreniz yoktur. Onlara güzelce (eşyalarını/haklarını) verin ve onları güzellikle serbest bırakın.
- “Ey Nebi! Biz, mehirlerini (emeğinin/sözleşmesinin karşılığını) ödediğin eşlerini ve Allah’ın senin himayene/gözetimine bıraktığı (savaşta kimsesiz kalan) kişileri; ayrıca seninle birlikte hicret yapan amca, hala, dayı ve teyze kızlarını senin için helal (yol yoldaşı olmaya uygun) kıldık. (Özellikle) nefsini Nebi’nin yoluna/nuruna hibe eden (bağışlayan), bu ikrarını senin kabul ettiğin mümin kadını da —diğer müminlere değil, sadece sana mahsus olmak üzere— senin hikmetine ve korumana verdik. Biz, müminlere eşleri ve (himayelerindeki) sorumlulukları hakkında neyi rızalık kuralı kıldığımızı zaten bildirmiştik. (Bu özel düzenleme) senin üzerine bir zorluk ve iftira yükü olmaması içindir. Allah, bağışlayan ve esirgeyendir.”
- “Onlardan (sorumluluğunun altındakilerden) dilediğini bir süreliğine kendi hallerine bırakabilir, dilediğini ise yakınında tutabilirsin. Kendi hallerine bıraktıklarından dilediğini yeniden sorumluluğuna almana bir engel yoktur. Onların gözlerinin aydın olması, huzursuzluk yaşamamaları ve onlara sunduğun imkânlarla hepsinin hoşnut kalması için en uygun olan yöntem budur. Allah, gönüllerinizde saklı olanı bilendir; Allah her şeyi bilendir, tehir edendir.”
- Bundan sonra artık senin için başka kadınlar (yeni yoldaşlar) helal değildir; onların yerine güzellikleri hoşuna gitse bile (Yola layık olsalar Bile) başka kadınlarla değişim yapman da helal değildir. Ancak sahip olduğun sorumluluk altındakiler (himayendekiler) başkadır. Allah, her şeyi gözetip denetleyendir.”
- Ey iman edenler! Nebi’nin mekânlarına (dergâhına/huzuruna), size izin verilmedikçe girmeyin; yemeğe davet edildiğinizde de vaktini bekleyip (izinsiz) girmeyin. Fakat davet edildiğinizde girin, yemeği yediğinizde de (oyalanmadan) dağılın. Söze dalıp kalmayın; çünkü bu davranışınız Nebi’yi rahatsız eder, o da sizden (nezaketen) çekinir. Oysa Allah, gerçeği söylemekten çekinmez. Onlardan (Nebi’nin eşlerinden/yoldaşlarından) bir şey isteyeceğiniz zaman, bir perde arkasından (saygılı bir mesafe ile) isteyin. Bu, hem sizin gönülleriniz hem de onların gönülleri için daha temizdir. Sizin Allah’ın Resulü’nü rahatsız etmeniz ve onun eşlerini (ikrarlı kadınları) nikâhlayıp almanız ebediyen söz konusu olamaz. Şüphesiz bu, Allah katında çok büyük bir sorumluluktur.
- Bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de Allah her şeyi bilendir.
- Onlar (kadınlar) için; babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları ve ellerinin altında bulunan kimseler konusunda bir sakınca yoktur. Allah’a karşı duyarlı olun. Şüphesiz Allah her şeye tanıktır.
- Şüphesiz Allah ve O’nun melekleri Nebiye salat ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.
- Allah’ı ve Resulü’nü incitenlere Allah dünyada ve ahirette lanet etmiştir; onlar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.
- Mümin erkeklere ve kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
- Ey Resul! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: Dış elbiselerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınmaları ve incitilmemeleri için daha uygundur. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
- Eğer münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar, Medine’de kargaşa çıkaranlar vazgeçmezlerse, seni onların üzerine göndeririz; sonra orada seninle az komşu olabilirler.
- Lanetlenmiş olarak, nerede bulunurlarsa yakalanır ve öldürülürler.
- Allah’ın geçmişteki yasası böyledir; Allah’ın yasasında bir değişiklik bulamazsın.
- İnsanlar sana o saati (kıyameti) soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de o saat yakındır.”
- Allah, hakikati örtenleri lanetlemiş ve onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır.
- Orada ebedi kalacaklardır; ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilirler.
- Yüzlerinin ateşte evirilip çevrildiği gün: “Keşke Allah’a itaat etseydik, keşke Resul’e itaat etseydik!” diyecekler.
- Ve derler ki: “Rabbimiz! Biz efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik, onlar bizi yoldan saptırdı.”
- “Rabbimiz! Onlara azabı iki kat ver ve onları büyük bir lanetle lanetle!”
- Ey iman edenler! Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın; Allah onu, onların dediklerinden temize çıkarmıştı. O, Allah katında itibarlıydı.
- Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve doğru söz söyleyin.
- .(Böyle yaparsanız) Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resulü’ne itaat ederse, büyük bir başarıya ulaşmış olur.
- Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; onlar bunu yüklenmekten çekindiler ve korktular. İnsan ise onu yüklendi. O, çok zalim ve çok cahildir.
- (Bu örnekler) Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara, şirke sapan erkek ve kadınlara azap etmesi, mümin erkek ve kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
Bu yazımı Ehlibeyt’e bağlı Erenlerin manevi öğretilerini dikkate alarak hazırlanmıştır. Eleştiri ve hakikati söyleyen her türlü görüşe açığız.
www.cemhaber.com
14.07.2022
cemhaber.com
Nihat Vural
Not:Bu yazının hazırlanmasında Gemini yapay zeka Uygulamasından faydalanmıştır.