Allah, Âdem ve Yaratılışın Sırrı

Allah, Âdem ve Yaratılışın Sırrı

Salat ve selamda önce, Allah telanın bütün alemi onun sevgisi yüzünden yarattığı peygamberler ulusu ve rasüllerin reisi Hz. Muhammed’in üzerine; sonrada onun arı ve temiz Ehlibeyt’ine en üstün kavim olan evladına ve ashabına olsun. Çünkü bütün kainatın padişahı olan Tanrı, bu itibarla Müslümanların (Dil ile ikrar verip gönül ile ikrarına uyup arınanlar) ruhlarını ahirette rahmetine eriştirmiş ve bağışlamıştır

Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın

Allah, kâinatın hem Evvel’idir (başlangıcı), hem Âhir’idir (sonu); her şey O’nunla vücut bulur ve yine O’na döner. O, yaratılmış her zerrede Zâhir olandır; ağaçta, denizde ve gökyüzündeki nizamda O’nun sanatı aşikârdır. Aynı zamanda O, Bâtın olandır; yani gönül evinin en derin köşesinde, şah damarından daha yakın bir gizli hazine olarak tecelli eder. İnsan, dış dünyadaki (zâhir) delillere bakıp içindeki (bâtın) o nûru keşfettiğinde; başlangıcı ve sonu bir bilen, evrenin sırrına vâkıf olan “İnsan-ı Kâmil” mertebesine yükselir. Nitekim erenler; sıfatların ve isimlerin birer “perde” olduğunu, bu perdeler kalktığında hakikatin çıplak bir şekilde görüleceğini bizlere müjdelemişlerdir.

Yaratılışın Başlangıcı ve Âdem’in Özü

Kainat yok iken, Allah’ın nuru sonsuz bir derya içinde kubbeyi-rahmanda ışık saçan kandil idi.  Allah “Ben gizli bir hazine idim; bilinmeyi istedim ve mahlukatı yarattım.” gayesi ile ilk Hz. Muhammed’in ve onun Ehlibeyt’inin nurunu var etti. Hz. Muhammed’in nurunda kendini görünce “kendinden kendine İlahi aşkın tecellisiyle “Kün” (Ol) emri geldi ve on sekiz bin alem bir anda var oldu. Allah, yarattığı her şeyi ilmiyle kuşattı ve sırrını, zahir olan bu dünyada bilinir kıldı. Ruhları, kendi aşkından var etti; Âdem’i ise yeryüzünün halifesi kıldı. Melekler Yeryüzünün altmış bölgesinden alınan toprakla Adem’in bedenini süsledi. Yüce Tanrı cemalin verip, içine kendi nurundan ruh üfledi.

Âdem’e “Yerde gökte halifesin ve Cennet içinde benim hazinemsin” denildi. “Allah’ın isimleri (esmalarını) insanın özüne nakşedildi. “Rabbin sana Rahmet etsin ey Âdem!” hitabı, Adem’in yaratılışın ilk sözü oldu. Hak Teala, Hu nefesini verip Âdem’e Can gelince arşa baktı ve “Allah’tan başka Tanrı yoktur, Muhammed O’nun elçisidir” yazısını gördü. Bu sırra ermek, şüpheyi terk edip Rahman’a teslim olmak ile olur. Hz. Ali: “Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, oysa sende koca bir alem gizlidir.”

Kâl-u Belâ: Ezelî Sözleşme

Allah, Kal-u Bela’da yani ruhlar meclisinde “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorduğunda, kimileri bu hakikati işitti, kimileri ise gafil kaldı.  İki kez ‘evet Rabbimizsin’ diyenler, Müslüman oldular, ‘hayır’ diyenler kafir (Hakikati örten) oldular. Önce ‘hayır’ sonra ‘evet rabbimizsin’ diyenler önce kafir olarak doğup, Müslüman olarak öldüler. İki kez sesini çıkarmayanlar ise hayvanlardan fena, azgın oldular. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “işte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da aşağıdadırlar.” (Araf-179)

Kendini Bilmek: Rabbini Bilmek

İmam Cafer-i Sâdık (as) buyurur: “Kalp, Rahman’ın haremidir; O’nun haremine Allah’tan başkasını sokma.” Erenler derler ki; âlemde ne varsa Âdem’de, Âdem’de ne varsa âlem içindedir. Damla denizden, deniz damladan ayrı değildir. Allah ile yaratılan arasında perdeler vardır; ancak Allah ile “gönül” arasında perde yoktur. Bir kimse kendi özünü bilmeyince, Allah’ı nasıl bilsin? Muhiplere “Yüce Allah’ı nerede buldunuz?” diye sorulsa, cevapları tektir: “Allah’ı kendimizde bildik, kendi özümüzü de O’ndan bildik.” Şems-i Tebrizî’nin dediği gibi: “İnsan evrenin özetidir. Sen kâinatı dışarıda arama; o, senin içindeki o nokta-i sırda, yani kalbinde gizlidir.”

İnsan, kendini bilme yolculuğunda, şah damarından daha yakın olan o nûra ulaştığında; artık zâhirin oyunlarından kurtulur ve batının sonsuz huzuruna kavuşur.

Sağu solum gözler idim
Dost yüzünü görsem deyü
Ben taşrada arar idim
Ol can içinde can imişNİYAZİ MISRÎ
Bu adem dedikleri
El ayakla baş değil
Adem manaya derler
Suret ile kaş değil

Kaygusuz Abdal

Hakk’ı görmek diler isen
suret-i insana bak
Arayup gezme bu halkı
cismin içre cana bakNoksani Baba
Gönül Çalab’ın tahtı,
Çalab gönüle baktı.
İki cihan bedbahtı,
kim gönül yıkar iseYunus Emre
Hakkı sen Adem’de ara
Gönül tahtın etme kara
Meyil verme sen ağyana
Hizmet eyle sen Adem’eHozatlı Ahmet Yurt Dede
Âdem’in yüzünde gördüm
Hak’kın vechin (yüzünü) ayan (açıkça).
Secde eden secde etti,
Etmeyen İblis oldu.Seyyid Nesim

 

Kaynak :

  • Hacı Bektaşı- Veli Makallatı
  • Ve Allah’ın izniyle bir davetçi, ışık saçan bir kandil olarak… azhap-46
  • Tanıdıklarınızı ve tanımadıklarınızı, ancak beni bilsinler ve kulluklarını anlasınlar diye yarattım. Zariyat – 56
  • Üzerlerinde ince ve kalın ipekden yeşil elbiseler vardır. Gümüşden bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri de onlara gayet temiz bir şarab içirmişdir. Yasin-21
  •  “andolsun size kendisinden bir peygamber gelmiştir. Sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır ve güç gelir. Üstünüze çok düşkündür. Müminleri cidden esiregeyicidir, bağışlayıcıdır o.” Tevbe 128
  •  “Onu kıvama erdirip içine ruhumdan üflediğimde, önünde secde ederek eğilin!”Sad-72
  • “Biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.” Vakıa- 85
  • …biz ona şah damarından daha yakınız.” Kaf-16 
  • “ Allah Adem’e bütün isimleri öğretti, sonra onları Meleklere arz etti…”(Bakara-31)
  • “Ben sizin rabbiniz değilmiyim?” (Araf-172)
  • “O, evveldir (ilktir), ahirdir (sondur), zahirdir (görünendir) ve batındır (gizlenendir). O, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Hadid, 3)

Kuran-ı Kerim Meali: Yaşar Nuri Öztürk

Ehlibeyt

01.12.2020

Cemhaber.com

Yayına Hazırlayan: Nihat Vural

 

Etiketler: , , , , , , ,