Adem’in dört bölük olduğunu beyan eder-Hacı Bektaşi Veli

Hacı Bektaş-ı Veli Makalatının birinci bölüm

Bu risale Hazreti Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli (Allah onun yüce sırlarını mukaddes kılsın)’nin şerefli makalatının birinci bölümüdür.

Her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan yüce Tanrı, Adem’i dört türlü nesneden yaratı ve onun evladını da dört bölüğe ayırdı. Bu dört gurubun her birini dört türlü ibadete bıraktı. Yine bunların her birinin kendine mahsus dört türlü halleri ve dört türlü arzuları vardır. Şimdi Adem’i yarattığı dört türlü nesne söyle: İlk önce topraktan, ikinci olarak sudan, üçüncü olarak ateşten, dördüncü olarak rüzgarda

O’nun ayırdığı dört bölük insan şunlardır:

İlk bölük “abitler” dir. Bunlar Şeriat toplulukları ve asılları rüzgardır. İşte bu rüzgar hem temizdir, hem güçlüdür. Çünkü rüzgar esmeyince ekin taneleri samandan ayrılmaz ve eğer rüzgar esmeseydi bütün dünya kokudan mahvolurdu. O halde helal ve haram, temiz ve murdar hepsi şeriat ile bilinir. Zira şerat kapısı yüce kapıdır. Nitekim Allah bütün nesnelerin ismini kuranda zikr etmiştir. Yüce Allah buyurmuştur. “Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” Enam-59

makalat-adem-kac-boluk-650x341
makalat-adem-kac-boluk-650×341

Öyle ise ey azizim! Yüce Allah’ın buyurduklarını bilgisizlik edip bırakmamalı ve bunlardan çok sakınmak gerekir. O’nun ”Sakının” dediğinden sakınmak gerekir. Öyleyse Ademoğulları kendilerini büyük bilsinler; böyle kişilerin amellerinin ne olduğunu “marifet” konusu gelip canı dirilttiği yerde inşallah hatırlayıveririler.  Abidler’in ibadetlerine gelince namazdır, oruçtur, zekattır; savaş için askere çağrıldığında kaçmayıp savaşa gitmektir. Hem de cünüplük durumunda, gusül abdesti almaktır. Kendi arzularının peşinden gitmeyip, günyayı tek edip, ahireti sevmektir. Bu gurubun hallerinden biride birbirlerini incitmemeleridir. Bunun yanında büyüklenme, kıskançlık, nefret, cimrilik ve düşmanlık bunlarda her an görülür.

İkinci bölük “zahitler”dir. Bunların aslı ateştendir ve bunlar “tarikat” topluklarıdır. Bundan dolayı ateş gibi yansalar gerektir. İşte her kim bu dünyada nefsini yakarsa, yarın ahirette türlü türlü azaplardan kurtulur. Hasılı şöyle bilin ki, bir ker yanan bir daha yanmaz. Yüce Allah şöyle buyurmuştur; … yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem, kafirler için hazırlanmıştır. Bakara-24

Nitekim İsa peygamber gezinti esnasında, yürürken bir dağın dibine geldi. Su buldu ve içti. Ancak su acı idi ve dağ sürekli titriyordu. Bunu üzerine İsa hal diliyle sordu.

  • Bu su niçin acıdır? Ve sen niçin devamlı titriyorsun?
  • O dağ şöyle seslendi: -Ey resullah! Şöyle bil ki; Musa Peygamber zamanında bir genç gezerken ansızın buraya geldi ve bu ayeti okudu: “Kafirler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden sakının” Bakara-24
  • Peki bu ayet, Zebur, Tevrat, İncil ve Furkan’da da var mıdır? dedi. Bunu Üzerine İsa cevap verdi:
  • Zebur’da, Tevrat’ta, İncil’de ve Furkan’da bu ayet vardır.

Bunu üzerine o dağ söyle seslendi:

  • İncil senin, Kuran Muhammed Mustafa’nındır. Öyleyse Ey Resullah! Senin duan kabul edilir; dua ette Yüce Allah bizi titremeden kurtarsın. Bunu üzerine İsa dua etti. Tam o sırada dağın titremesi durdu. Acı su da tatlı hale geldi. Sonra dağ şöyle dedi;
  • Ey Resullah! Benim içimde ta İsrailoğulları zamanından kalan bir pir vardır; Muhammed’i ve ümmetini görmek ister.”

O genç Yüce Allah’ın “Kafirler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden sakını” Bakara-24 ayetini okudu. Bundan sonra o yer, gece gündüz ağlar. İşte bu acı su onun gözyaşıdır Ve hem bu pirin gözyaşları çok sulara karıştı, onları da acılaştırdı. Meğer şimdi senin duan bereketinden ağlaması durdu. Acı sular dahi tatlı oldu.

Bunu üzerine İsa bu büyüklüğü gördü, ibret aldı. Dünyalık olarak bir keşkülü, bir asası, bir de iğnesi vardı. Onları da başkalarına bıraktı. Şimdi ey Azizim! Bu dünyalık biriktirenler türlü türlü azaptan nasıl kurtulur? Nitekim Hz. Muhammed buyurur: “Dünya, derin bir deniz gibidir,  insanların çoğu bu denizde boğulur.” Bundan dolayı, zahitlerin ibadeti gece gündüz Tanrı’yı zikretmektir ve Bismillah demeyi hatırda tutmaktır. Aynı zamanda korku ve ümit ile; ahiret için dünya arzularını terk etmektir. Bunlar kendi bilgileri ile hoşnut durumdadır. Nereden gelip nereye gittiklerini bilmezler. Zira bunlara hidayet kapısı açılmadı. Tanrı’yı hatırlamaları kendi gayretleridir. Bunların bölüğü de bu kadardır.

Üçüncü bölük , “Arfiler”dir.

Bunların aslı sudandır ve bunlar marifet topluluğudur. İşte bu su temiz ve temizleyicidir. O halde Arif’te hem temiz olmak hem temizleyici olmak gerekir. Eğer, Ariflerin temizi ne demektir ve temizlediği nedir? Diye sorarlarsa şöyle cevap ver: Arifler katında her sözün üç ön yüzü, bir ardı vardır. Öyle olunca Arif olmayanlar bilmediklerinden dolayı sözün ardını söylerler, mahcup olurlar. Ancak Arifler, sözün ön yüzünü söylerler. Utanılacak şey söylemezler. Bundan dolayı suyun temiz olması demek, aynı zamanda temizleyici olması demektir. Hangi kapa girerse o kap su gibi temiz olur. Hem de kendisinden başka nesne ona benzemez, rengi bilinir hem de murdar onalı dışarı bırakır. O halde, Ariflerin temiz olması aynı zamanda temizleyici olması demektir. Geri aslına döner, birikir. Hem arifler katında şirk murdardır. İçlerinde koymayıp dışarı bırakırlar. Böylece kendilerini arıtıp temizlerler. O halde şöyle bilmek gerekir ki, kendisini temizlemeyen başkasını da temizleyemez. Şu kadar ki Şeriat sözüne göre; elbiseye ve bedene pislik değse su ile yıkayınca kem elbise hem vücut temiz olur. Hem cünüplüğünü giderir, sonra bedeli olur. Aksi halde arifler katında ne elbisesi temizdir nede vücudu temizdir. Ne cünüplüğü giderir ne abdesti olur. Zira yıkayıcı temiz olmayınca yıkadığı nasıl temiz olur.

O halde, İnsan suya yaramalı, Su abdeste yaramalı, abdest namaza yaramalı, namaz Yüce Tanrı’ya varmaya yaramalı. Nitekim noksan sıfatlardan münezzeh Yüce Tanrı buyurur: “Her sıradan insan beni anlamaya layık değildir.  Her vücut bana ibadet edemez. Her sıradan ibadette benim marifetimi bilmeye yaramaz.”

O halde ey azizim! Çok sakınmak lazımdır ki, İnsanın pis olmasının sebebi içinde Şeytan fiili bulunmasıdır. Eğer inanmazsan bir kapın içine İçki koy (Uyuşturan, Allah’tan alıkoyan şeyler) ağzını sıkıca kap ve denizin içine bırak.  O kapın dış kısmını günde on kez yıkasan, kabın içindeki yine içkidir, pistir. Yine bir kuyuya bir damla içki damlasa, o kuyunun suyunu çıkarıp başka bir yere dökseler, o suyun döküldüğü yerde ot bitse ve o otu koyun yese takva ehlinin sözüne göre o koyunun eti haramdır. Bunu haram olmasının sebebi nedir? İçinde şeytan fiili olmasındandır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur. “ Ey iman edenler, Şarap, Kumar, dikili taşlar, fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir: bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz”. Maida -90

O halde, kuyuya bir damla içki damladığı için suyun tamamını boşaltmak gerektiği gibi o boşaltılan suyun döküldüğü yerde biten otu yiyen koyunun eti de haram olur. Sebep: içinde şeytan fiili bulunduğu içindir. Öyle ise vay sana ki, kin haset, cimrilik, tamahkarlık, öfke, gıybet,  maskaralık, kahkaha bunca şeytan fiili olduğu halde suyla yıkanıp nasıl temizlenip arı olacaksın! Şöyle bil ki: asla arınamazsın.

Şimdi dediğim bu sekiz nesneden birisi bir kişide olsa bütün ibadetleri boşa diğer. Eğer bu sekiz nesnenin hepsi birden bir kişide olsa o kimse mutlak şeytandır. Hem zaten Şeytanın Şeytanlığı bizzat bu sekiz türlü nesne ile belli olur.

Bundan dolayı en benim azizim! Arifin aslı sudandır: içinde murdar bir ey barınamaz. Ayrıca suyun aslı yeşil mücevherdendir. Mücevherin aslı Allah’ın kudretindendir. Bundan dolayıdır ki Arifleri yüce Allah sever. Çünkü onların aslı O’ndandır.  Aslın kendinden geldiği, aslını sevmesine şaşırmaz. İnşallah bundan başka, arifleri, kişi kendi nefsini bildiği yerde hatırlarız. Yine bilmek gerekir ki, Ariflerin ibadeti hem tefekkürdür, hem de dünya ve ahireti terk etmektir. Bunların yanında birilerin kendilerine nazar edip, onlardan velayet beklemektir. Hem de arifler içinde bulundukları hallerini bütün varlığa değişirler; bundan da kötü bir endişeye kapılmazlar. Bunların dahi durumları bu kadardır.

Dördüncü bölük ise “muhipler”dir.

Bunların aslı topraktandır. Toprak rızaya teslim olmuştur. Bunun için muhipler de Hakk’a boyun eğmeli, ondan gelene razı olmalıdır.

Nitekim Hz. Resul buyurur: ”Her nesne aslına döner.” Muhip olan kişi,  Arif kişiye sorar: Yüce Tanrı Kuran-ı Kerim’de “Şundan yaratıldık, geri ona döner, sonra yine ondan çıkarız.” Taha-55 buyurur. Öyleyse şimdi toprak toprağa, su suya ateş ateşe, rüzgar rüzgara gitti. Şimdi sen kimsin ki haber verirsin?

Arif cevap verir ki :”Ben kimsem yine o olayım” dersin.  Ancak benim üç dostum vardır: Ne zaman ki ben ölürüm, dostlarımdan biri evde kalır; birisi yolda kalır; birisi benimle gelir. Evde kalan malımdır. Yolda kalan akrabalarım ve ailemdir. Benimle gelen ise iyiliklerimdir. Bu durumda, kötü tabiatım kötü amelim var ise, işte o vakit aslın aslına döndüğü ve benzediğidir.

Bu defa da arif, muhipe sorar. Asıl ata mıdır, yoksa ana mıdır? Muhip cevap verir: Çok kimseler der ki, ana aslıdır ata köktür: fakat bizim katımızda Ata aslı, ana köktür. Çünkü asıl tohumdur. Yere ekince kök olur.  Muhip olanların ibadetine gelince: Bunlar duadır, seyirdir, müşahededir ve isteklerden ulaşmaktır. Yine Allah’ı bulmak kendilerini O’da kaybetmek, bütün halleri bir araya gelip O’nunla bir olmaktır. Bunlarında durumu bu kadardır. Muhipin üç yerde kazancı vardır: ilki, Allah’ın varlıklarda ki kudretini seyir,  ikinci bu gücün karşısında O’na yönelip yalvarması, üçüncüsü de müşahedeye oturmasıdır. Eğer muhiplere Allah aşkına, “Yüce Allah’ı nasıl buldunuz? Diye sorulsa, şöyle cevap verirler: ”Allah’ı kendimizde bildik, kendi özümüzü de Allah’tan bildik.” Sözümüzün delili şudur ki, Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Nefsini bilen, Rabbini bilir.”

Hasılı, muhiplerin sözünün doğruluğu, insanın içindedir: başka yerde arayan nasıl bulsun. Hal böyle olunca bir kimse kendini bilmeyince Allah’ı nasıl bilsin. Yüce Tanrı buyurdu:

“Biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.” Vakıa- 85

Yüce Tanrı’nın sözüdür:”…biz ona şah damasından daha yakınız.” Kaf-16

Ancak can onun için derler. Zira dördüncü can marifettir. Beşinci can aşktır.  Hz. Resul buyurur: Her ne zamanki, velilerden birisi Ey rabbim! dese her türlü noksanlıklardan beri olan Yüce Tanrı “Lebbeyk” sesini kulağına ulaştırır. O velinin Ey Rabbim! demesiyle Yüce Allah teala hazretlerinin “Lebbeyk” demesi arşta birleşir. Bu ikisinin arasından bir nur çıkar ve o nurun aydınlığından yedi kat gök altında yüz bin ve binlerce yüz bin çiçekler biter. Hatta altıncı kat o çiçeklerin hoş kokusu ile dolar. Dördüncü kat gök, mis kokusu ile dolar. Üçüncü kat gök, ödağacı kokusu ile dolar. İkinci kat gök, gül kokusu ile dolar. Bu sebepten dünya aydınlık olur. Öyle ki yedi katın melekleri birbirine müjdeler ve hem birbirlerine seslenirler: ”Bu gün ne hoş kokular geldi”. Derler. Ne hoş, kutlu gün deyip o çiçekleri dereler. Sekiz cennetin içini o çiçeklerle bezerler. Ancak o çiçeklerin arasında bir çiçek biter ki, o çiçeğe “reyhan gülü” derler. Her ne vakit ki velilerden birisinin ölüm vakti gelse, o çiçeği götürüp o veliye koklatırlar, aşkı ona gösterirler, onun kokusu damarlarına yayılır. O velinin canını aşk ile alırlar.

Hacı Bektaş-ı Veli Makalat isimli eserinden aktarılmıştır.

Veliyettin Hürrem Ulusoy nüshasından alınan bu eser Prof..Dr.Osman Eğri koordinatörlüğünde hazırlanmış ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından bastırılmıştı

Cemhaber.com

03.03.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

16Daha fazla mesaj var Hacıbektaş Kategori
Sizin için önerilen
hünkar hacı bektaş-ı veli
Hacı Bektaş-ı Veli Yaşamı – Sözleri

Hacı Bektaş-ı Veli doğumu Selam ve Salat Nebilere, Muhammed Mustafa’ya, Ehlibeyt’ine,ve velilerine olsun… Asıl adı...