Tunceli Harekatı 1937 – Dersim Kırımı 1938

Tunceli Harekatı 1937 – Dersim Kırımı 1938

Genel Değerlendirme 1937 – 1938

Yazımız kanayan yaraları kanatmak, acıları kavga konusu yapmak değildir. Ülkemiz ve insanlık adına yaşanan acılardan ders çıkarmak ve bir daha kendisinden olmayana “katli vacip” gözüyle bakılmasına, ortak değerlerin ve farklılıkların yok sayılmasına mani olmaktır.

Dersim tartışmaları devam ediyor. Dersim kırımı ve Tunceli harekatı birbirine karıştırılıyor. Dersim içinde ağalık davası güden, garibanın malına namusuna göz diken, köylere ve çevre illerde soygun yapıp komsuların sürülerini çalan ve biz devlet istemeyiz diye sorun çıkaran az sayıda ağalar ile devlet içinde Dersim’i çıbanbaşı gören saltanatçı kadroların yaptığı dersim kırımı Mustafa Kemal Atatürk’ün üzerine atılmaya çalışıyor. Özellikle Cumhuriyeti ve devrimleri ortadan kaldırıp kişiye dayalı saltanatçı anlayışı kurmaya çalışan siyasi hareketler Dersim’in acılarını kullanmaya çalışıyorlar. Tunceli-Dersim tartışması, ayrışması yaparak Tunceli’yi Horasan, Anadolu, Balkalardan koparmak istiyorlar.

Dersimliler Osmanlı döneminde inancı nedeni ile zulme uğradığından, devlete şüphe ile yaklaşıyorlardı. Hayatları beş, on köyden ibaretti, aşiret ve ocak düzeni ile dünyadaki ve ülkedeki değişimden haberleri yoktu. Devletin içindeki bir kısım kadro ise yıllarca ülke için savaşmış, yok olmaktan kurtarılan vatan için oluşan tehlikeleri ordu ile çözmekten yanaydılar ve Dersimi kökten kesilip atılması gereke çıbanbaşı olarak görüyorlardı.

Dersim 1937 harekatı Mustafa Kemal Atatürk’ün yönetiminde 1937 sonuna kadar yapılmıştır. Dersim kırımı ise Atatürk’ü hasta ve İstanbul’da olduğu Temmuz – Eylül 1938 dönede yapılmıştır. Dersim harekâtının bilançosu, 30 asker ve  265 isyancı ölmüş, Teslim olanlarla birlikte isyan edenlerin sayısı bin kişi civarındadır.

Dersim 1938 kırımı bilançosu, on dört binin üzerinde ölüm, çok sayıda kayıp ile bitiriliştir.  Kurtuluş savaşı döneminde birçok içi isyan çıkmıştır. Bu isyanlarda kitlesel bir katliam yapılmadığı halde Dersim’de katliamlar ve kıyımlar yaşanmıştır.. Ülkede; dinsiz, sünnetsiz, Hz. Muhammedi tanımıyorlar, rafizi veya kafir diye suçlayıp insanları öldürünce cennete gideceğine inanan ciddi bir kitle vardı. Onlar için Dersim’ katledilecek bir bölgeydi.

Dersim Kırımı, Dersim mebusu Mustafa Zeki Saltık’tan nakil olan bilgiye göre Bu kadroların başını Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay, 3. Ordu Komutanı Salih Omurtag çekmiştir. Celal Bayar başbakan olarak yer almıştır

1- Dersim 1937 harekatını Mustafa Kemal Atatürk yönetmiştir.

Atatürk’e, 1938 Mart ayıda şiroz teşhisi konulmuş, Mayıs 1938 sonunda tedavi için İstanbul’a gitmiştir.1938 Dersim harekatında Atatürk yoktur. 1937 dersim harekatının ise en başındaki kişi oluştur.

30 Ağustos 1919

Elâzığ Valisi Ali Galip Paşa Ferhatuşağı Reisi ve Rus harbinde Ruslara karşı sivil milislere savaşan Diyap Ağa’yı çağırır. Diyap Ağa yaşı nedeni ile küçük kardeşi Haydar Ağa’yı gönderir. Ali Galip Paşa Haydar Ağa’ya Atatürk’ün Erzurum’dan Sivas’a geçerken yolunun kesilerek öldürülmesi için verir.

Erzincan boğazında, Diyap Ağa kendi aşiretindeki milisleri yanına alarak yolu keser.  Atatürk’ün kafilesinin güvenli olacakları alana kadar eşlik eder ve valinin emrine karşı gelir.

21 Aralık 1919

Mustafa Kemal Atatürk’ Sivas kongresinden Ankara’ya giderken Hacıbektaş’a uğrar. Bölgede asayişi sağlamakla görevli daha sonra Dersim mebusu olacak binbaşı Mustafa Zeki Saltık’da olur. Hacıbektaş’ta yapılan cem ibadetinde Celalettin Efendi, Salih Niyazi Dedebaba bulunan Mustafa Zeki Saltık,  Sarısaltuk evladı olarak Mustafa Kemal’e kılıç kuşatır.

Nisan 1920

Ahmet Ramiz (Tan), Diyab Ağa (Yıldırım), Hasan Hayri (Kanko), Mustafa Ağa (Öztürk), Mustafa Zeki (Saltık) ve Abdülhalik Tevfik (Gençtürk)  Dersim mebusları olarak kurtuluş savaşına ve devrimlere tam destek verir.

Temmuz 1921

Ordu Sakarya’nın ardına çekilir. Top sesleri Ankara’dan duyulmaya başlar. Mecliste Meclisin Kayseri’ye taşınması tekli edilir. Teklif edenlerden biri de Fevzi Paşa’dır.

Dersim Milletvekili Diyap Ağa elini kaldırdı. Oturumu yöneten Adnan Bey şaşırdı. Zira Diyap Ağa o ana kadar hiç mecliste söz alıp konuşma yapmamıştır.

Diyap Ağa ağır ağır kürsüye geldi. Meclis’i süzer. Meclis dikkatli onu dinler.

– “Lafım kısadır” der. “Biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa kavga ederek ölmeye mi?”

Sözünü alkışların arasında yerine oturarak tamamlar. Meclisin Kayseri’ye taşınması kabul edilmez.

1921 Koçgiri İsyanı

“Kurtuluş savaşının en kritik zamanında 1921 yılı başlarında da Koçkiri aşireti reislerinden Haydar Bey, Naki, Alişer bey öncülüğünde  ayaklanmaya başlar. 5 Kasım 1920 tarihinde Nurettin Paşa komutasında ordu isyanı kanlı olarak bastırır. Özellikle Topal Osman’ın katliamları hala bölgede konuşulmaktadır.

Nurettin Paşa’nın “aşırı güç kullandığı,  Meclis-i Mebusan’da tartışılmış, Nurettin Paşa’nın görevden alınıp yargılanmasına karar vermiştir.

Atatürk ve TBMM, idam cezalarının uygulanmamasına karar vermiştir. Bu karar göre, 85’i gıyaben, 15’i de vicahen olmak üzere, toplam 110 kişi hakkındaki idam kararı, Baytar Nuri ve Alişir dışındaki isyancılarla ilgili af çıkarılması ve Sivas’taki Sıkıyönetim Mahkemesi’ni kaldırmasıyla birlikte Koçgiri meselesi kapanır.

Haziran 1925

Şeyh Sait isyanı başlar ve birçok şehir isyancıların eline geçer. İsyan bastırıldıktan sonra sadece İsyan elebaşları 47 kişi hakkında idam kararı verilir ve infaz edilir.

Dersim Raporları

Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey raporu, Vali Ali Cemal Bardakcı raporu, Birinci umum müfetişi İbrahim Tali raporu.  Mareşal Fevzi Çakmak raporu, Üçüncü fırka komutanı Halis Paşa raporu.

İçişleri Bakanı Şükrü Kayai rapor, Halis Bıyıktay raporu, Hüsrev Gerede, İsmet İnönü raporu. Neşat Hakkı Uluğ raporu. Abidin Özben raporu, Celal Bayar raporu.

Konunun Atatürk tarafından nasıl ciddiye alındığı, konunun devlet içinde yıllarca değerlendirildiği ve tartışıldığı Dersim raporları ile açığa çıkmaktadır

Devletin içinde görüş farklılığı

Mustafa Kemal Atatürk’ün görüşü hizmet götürmek, yüzyıllar boyunca zorluklar içinde yaşayan Dersim’i kurallar ve kurumlar ile huzura kavuşturmaktı. Maraşal Fevzi Çakmak ile sertlik yanlılarının görüşü ise Dersim bir çıbanbaşıdır ve kökünden kazımak olarak raporlara yansımıştır.

Bu ayrılık Vali Cemal Bey gibi hizmetten yana olanlarla, Umum Müfettişi İbrahim Tali gibi sadece askeri tedbirlerin alınmasından yana olanlar arasında devam eter. Elazığ Xolfeng (Ermeni tecriti sırasında devlete kalan Holveng manastırı Baytar Nuri’ye verilmiştir). Bu dönemde Seyyit Rıza gibi bazı ağalar, kendilerine verilen yerlere gitmeye ayak diretmiş, bazıları verilen yerlere gelip yerleşmiş, bazıları ise yerleştikten sonra tekrar köylerine geri dönmüştür. Devlet içinde ise çekişme o dönemde hat safhadadır. 1.Umum Müfettiş İbrahim Tali, Cemal Bardakçı’yı Çorum’a tayin ettirip yerine  Nizamettin Bey vali atar ve Cemal Bardakçı’nın başlattığı iskân işlemlerini durdurulur.

1930-1932

1930 Erzincan iline uğrar. Erzincan ilinde Dersimlilerin yaptığı eşkıyalıklar Mareşal’a şikayet edilir. Daha önce Arapgir, Kemah, Çemişgezek, Kığı illerinde yapılan sürü çalma ve zorbalıklar yine şikayet konusu olmuştur. Bu şikayetlere aşiretler arası çekilmeler, aileler arası çekişmeler, inançlar arası çekişmeler eklenmiştir.

Dersim’lilerin  Erzincan’ı Kürtleştirdikleri de şikayetin konusu olur. Binlere yıl bir arada yaşamış O zaman coğrafya insanları millet ile değil, aşiretler, ocaklar, inançlar, göç ettikleri yerler üzerinde tanımlanıyorlardı ve Dersim’li Alevilere “Kürt”, sunilere ise “Türk”, Dersim’liler ise Kürtlere “Guro”  deniyordu. Dersim Mareşal’e, yapılan şikayetlerin haklılığı yanında, Osmanlının verdiği Katli Vacip fetvalarının etkisi Cumhuriyet ile birlikte değişmeye başlasa da devam etmekteydi. .

1930 Erzincan ziyareti

Maraşal  Ankara’ya ya dönünce Dersim’e İlk harekat planı jandarma umum müdürlüğüne bu dönemde hazırlattırır.

1935 Tuneceli kanunu çıkarıldı.

25 Aralık 1935’te 3195 sayılı, 2884 no’lu kanunla değiştirilerek “Tunceli” olarak onaylandı

1936 Mareşal Fevzi Çakmak

Mareşal Fevzi Çakmak tarafından Dersim’e ilk harekat talebi 1936 yılında hükümete yapılır. Hükümet harekatın doğru planlanması ve ekonomik gerekçe ileri sürerek erteler.

Ocak 1936

Geniş yetkilerle donatılan General Abdullah Alpdoğan, bölgeye gönderilir.  Dersim, Elazığ ve Bingöl illerinde sıkıyönetim ilan edilir.

1936 Baytar Nuri

Baytar Nuri, kendisine verilen Ermeni manastırını satarak Suriye’ye kaçar.

21 Mart 1937’ başkaldırı ve harekat

Pah Köprüsü yakınında bir müfreze asker Silah toplamak için Soğzik köyünün Muhundu merasına gelir. Müfreze komutanı bir evde mutfağında kadınına sarkıntılık eder. Evin beyi askerlerden birinin silahı ile komutanı ve karısını öldürür. Diğer askerler ise kaçar.

Pah bucağı ile Kahmut bucağını birbirine bağlayan Harçik (Darboğaz) deresi üzerindeki tahta köprü 20/21 Mart 1937 de  Demenan ve Haydaranlı bir gurup tarafından yakılır ve karakola baskın yapılır. Kıvılcımın yangına dönüştüğü olay böyle başlar ve Karakolda yerel kayaklara göre üç veya dört asker resmi rakamlara göre 33 asker şehit olur.

24 Mart 1937 ve Seyyit Rıza

Seyyit Rıza Abbasan veya Abbaş uşağı aşireti mensubu olarak Ahmet Yesevi’ye dayanmaktaydı “Seyyit” veya Ehlibeyt ocağı değildir. Aşiret Deriş Cemal ocağına bağlıydı. Seyyit Rıza, Derviş Cemal Ocağının talibiydi.  Devleti radarına girmesi ise kurtuluş savaşını riske sokan ve koçgiri aşiretlerini ateşe atan Baytar Nuri ve Alişer Beyin Dersim’e sığınmaları ile başlamıştır.

Seyid Rıza’nın oğlu İbrahim, Sin köyünde bir kadın ile zina etektedir. Sin köylüleri, İbrahim’i gece Sin köyüne girmek isterken pusuda bekleyerek öldürüler. Seyyit Rıza meseleleri çözmek için ne devleti bekler, ne de yasaları bekler. Kendisi silah adamları ile Sin’i basıp, köyün yakar, mezar taşlarını dahi tahrip eder. Sin’den kaçan ve Askisor karakoluna sığına iki kişiyi almak için de 26 Nisan 1937’de karakolu basar.

Nisan 1937 Kalkışma

1937 Nisanı ayında Rızan, Haydaran, Yusufan, Kureyşan, Abbasuşağı, Bahtiyaruşağı aşiretlerinin önde gelen kişileri ve Seyit Rıza bir araya gelerek, devlet otoritesinin yerleşmesini kabul etmediklerini ve operasyonların durdurulması gerektiğini aksi takdirde direnecekleri kararını alırlar.

3 Mayıs 1937 Sabiha Gökçen

Atatürk’ün istememesine rağmen 1 Mayıs 1937’de Elazığ’dan harekata Sabiha Gökçen’de katılır. Haziran 1937 tarihinde ise eğitimi nedeni ile tekrar Ankara’ya döner. Derova, Türümşek gibi isyancıların olduğu gölgeler bombalanır.

Sabiha Gökçen’in görüşü ‘Bu ayaklanmayı çok küçük bir zümre kendi çıkarları için yapmışlardı. Ulusumuzu bölmek, bu arada henüz yeni yeni kendine gelmekte olan genç Türkiye’yi yeniden büyük bir tehlikenin içine atarak parçalamanın yollarını aramak, yabancı devletlerle işbirliği yaparak kendi menfur ve bedbaht emellerine erişmek!…’  Buna hiç kimse bigane kalamazdı kuşkusuz.” yönündedir.

4 Mayıs 1937 Muhafız alayı

Bakanlar kurulu kararı ile Tunceli Tenkit harekatı başlar. Halkın üzerine uçaklardan bildiriler atılır. Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı görülen lüzum üzerine harekata katılır.

17 Mayıs 1937

Torut köyünde Şahin Ağa, askeri bölüğü pusuya düşürür 2 asker ölür. İsyan ve harekat Torut köyü çevresine, Hozat’a doğru yayılır. Ağalık davası güden Şahin ağa, aile içi çekişmelerden faydalanan devlet tarafından kardeşine öldürülür.

Şahin Ağa Türkmen soyundandı ve Bahtiyar aşiretine Mensup olmadıkları halde ailesi aşiretin reisi gibi davranıyordu. Şahin ağa babası dahil ailesi ile birlikte devletin kedilerine verdiği Elazığ’daki yere yerleşiş ve orada eğitim görüştü. İki evli idi ve General Alpdoğa ile de tanışmaktaydı. Elazığ’daki yaşamı bırakıp dağlar arasında ağalık  yapmak ona daha cazip gelmişti.

18 Haziran 1937

18 Haziran’da Elazığ’a gelen İnönü, 21 Haziran’da beraberinde Sağlık Bakanı Refik Saydam, 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay, 4. Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğan ve 7. Kolordu Komutanı Korgeneal Galip Deniz ile harekât planı üzerine bir toplantı yapar.

Ağalık, derebeylik, şeyhlik kaldırılacak zorbaların mallarına el konulacak, Dersim’e yol, köprü, okul yapılacak, askerlik ve vergi düzene konulacak diye başlayan kararlar alınır.

Ağustos 1937

Ali Şir ve karısı 26 Ağustos’ta Kirvesi vasıtası ile öldürülür. Seyit Rıza’nın küçük oğlu Hüseyin’den sonra diğer oğlu Hasan’ın da 17 Ağustos’ta teslim olur.

1937 Eylül

Çok kan döküldüğünü gören Seyid Rıza, Erzincan valisinin “Canına bir zarar gelmeyecek” sözü üzerine 10 Eylül 1937’de adamlarıyla beraber teslim olur ve 12 Eylül 1937’de tutuklanır.

14 Kasım 1937

Mustafa Kemal Atatürk doğu gezisine çıkar. İlk durağı 14 kasım 1937’de Malatya’dır.

15 Kasım 1937

Devleti içindeki kadrolar İhsan Sabri Çağlayangil’i Elazığ’a yollar. Atatürk’ün Seyyit Rıza’yı ve tutuklananları affedeceği ihtimalini ortadan kaldırırlar. Zira Koçgiri isyanı sonrasında Atatürk’ün ceza alanları affettiğini biliyordu.

İhsan Sabri Çağlayan 15 Kasım Cuma mesai bitimine rağmen mahkemeyi devam ettirir ve Seyyit Rızanın yaşını yalancı şahitler vasıtası ile küçük gösterilir.

Toplam 58 kişi Dersim’i isyana teşvikten ve bu isyana katılmaktan yargılanır. 11 kişi idam, 33 kişi ağır hapis cezasına çarptırılır.14 kişi ise beraat eder. İdam mahkumlarından Seyit Rıza, oğlu Hüseyin, Kureşanlı Hasso Seydo, Yusufanlı  Kamer oğlu Fındık, Demenanlı  Cebrailoğlu Hasan, Kureyşanlı Ulukiyeoğlu Hasan ve Mirzaoğlu Ali idam cezası aynı gün infaz edilir.

Yine İhsan Sabri Çağlayan’a göre mahkemede yapılan uygulamalardan dolayı Atatürk kendisine tepki göstermiştir.

Devlet Seyid Rıza’yı bir kere idam etmiştir, onun adına uydurmalar yapalar ve siyasi amaçları içi kullanalar ise Seyid Rıza’nın ruhunu her gün idam etektedirler. Seyid Rıza’yı doğruları ve yanlışları ile değerlendirmek gerekiyor. Tanıdığım Seyid Rıza’nın torunu Gagım Hüseyin dedesinin halka eziyet ettiğini ve ağalık güttüğünü söylerdi.

17 Kasım 1937

17 Kasım 1937’ de Mustafa Kemal Atatürk Elazığ’da çeşitli incelemeler ve toplantılar yapar. Bu toplantıda Atatürk, Celal Bayar, Şükrü Kaya, Ali Çetinkaya, Kazım Orbay ve Abdullah Alpdoğan bulunmuştur. Kararlaştırılan esaslar şunlardır:

– Barınılması güç olan bölgede ve dağ köylerinde zorluk içinde yaşayan halk daha iyi yerlere nakledilmesi, Gırlayık’da pancar mıntıkası tesis edilmesi  dağ köylerin yerleştirilmesi

-Büyük, yoğun köylerin yapılması ve kültürel çalışmaların acilen temin edilmesi,

– Maden ve fabrikalarda çalışacak kişi sayısının araştırılması

Elazığ’dan Pertek’e geçen Mustafa Kemal Atatürk singeç köprüsünün açılışını yapar.

5 Ekim 1937 Mektup

Seyyit Rıza adına bir mektup yazılır, Fransız askeri mangasına verilir, daha sonra İngiliz yetkililere ve oradan da mektup Milletler Cemiyetine ulaşır. 5 Ekim Tarihinde bu mektup Türkiye yetkilileri tarafından öğrenilir. Seyyit Rıza’nın okuması yazması yoktur ve mektup onun üslubunda değildir. Mektup ya Baytar Nuri ya da Fransızlar tarafında yazılmış olabilir.

Baytar Nuri’nin önce Osmanlı’nın sonra ise Fransa’nın ajanı olduğu yönündedir. Özellikle Karerli Mehmet Efendi’nin Anılarım kitabı önemlidir.

17 Eylül 1937 günü Meclis’te açıklama

İsmet İnönü; 17 Eylül 1937’ye kadar Dersim harekâtının başından itibaren, verilen zayiat şudur: Subay, 1 şehit, 4 yaralı. Er; 28 şehit, 46 yaralı; Bekçi; 1 şehit, 1 yaralı. İsyana iştirak edenlerden 265 maktul vardır. 20 yaralı, 27 yakalanmış ve müsademe esnasında 849 kişi teslim olmuştur.”  bu konuşmayı yaptığı gün, Atatürk ile aralarında çıkan bir takım anlaşmazlıklar dolayısıyla görevi Celal Bayar’a devreder.

2 Ocak 1938

Tarihinde asker kaçaklarını arayan bir jandarma birliğini Kalan mıntıkasında pusuya düşülür ve şehitler olur. Bu olayı takiben Mercan deresine inan gruplar buradaki karakolu basar ve iki er şehit edilir.

Temmuz 1938

Halkın üzerine 1 Temmuz 1938’de İsyancıların etrafının çevrildiği ve teslim olmaları istenen bildiri atılır.

2- Dersim 1938 harekatı ve kırımını Atatürk yönetmemiştir.

1938 Dersim harekatında Atatürk yoktur. Temmuz 1938 tarihli operasyon emri verilir.

Son harekat;  Komuta General Apdoğan’dan alınıp 3. Ordu komutanlığına verilir. Bu son harekat ile kitlesel katliam yapılır. Son harekat bittikten sonra komuta tekrar General Alpdoğan’a verilir.

Tuğba DOĞAN Arşiv Belgelerine Göre 1937-1938 Dersim İsyani isimli çalışmada son harekatın temmuzun son haftasında başlayıp 4 Ağustos 1938’e kadar garnizonlarından çıkan birlikler 10 Ağustos 1938’de Dersim’de operasyonlara başlar. 16 Eylül 1938’de ise operasyon biter. Bu tarih Dersim kırımının yapıldığı tarihtir. Düşmanın düşmana yapmadığı bu katliam Dersim Mebusu Mustafa Zeki Saltık’a göre Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, 3. Ordu komutanı Org. Salih Omurtag, 3. Ordu müfettişi Org. Kazım Orbay emrinde yapılmıştır. 1. ve 2. Ordudan destek alınarak yapılan katliam yine Mustafa Kemal Atatürk’ün kulağına gitmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk Mareşal Fevzi Çakmak’ı Dolmabahçe’de hasta yatağında yanına çağırtmış ve derhal Dersim’e yollayarak katliamı yarıda kestirir. Diğer bir görüşe göre ise İran Şahı Şah Rıza Pehlevi kırımdan haberi oluş, Türk Genel Kurmaya ültimatom yollayarak katliamın durdurulasını sağlamıştır.

Dersim’liler katliamın Mareşal Fevzi Çakmak tarafından kesildiğin sanarak ona dualar ederlerdi.

Tuğba DOĞAN Arşiv Belgelerine Göre 1937-1938 çalışmasından

4 Ağustos tarihine kadar hazırlanarak garnizonlarından hareket edeceklerdir. Plana göre 10 gün süreceği tahmin edilen tarama ve tedip safhasını müteakip 2.safhaya intikal için Zafer Bayramı ve ordunun toparlanması ile 3 Eylül 1938 tarihinde operasyonun 2. safhasının başlaması kararlaştırılmıştır. 3 gün sürecek olan 2.safhadan sonra üç gün dinlenme molası verilecek ardından 3. safhaya geçilecektir. 15 Eylül 1938 tarihi 3.safhanın 1. günü olarak tespit edilmiştir.

Urfa-Gaziantep hattına da intikal süreleriyle birlikte bu safha da 20 gün tahmin edilmiştir….

…Planlandığı gibi Ağustos ayının sonunda harekâtın ilk safhası bitmiş ve 21 Ağustos günü Tunceli vilayetindeki emir komuta 3. Ordu’dan Dördüncü Umum Müfettişliği’ne geçmiştir Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak imzalı şifreye göre o gün bölgedeki muhafaza, emniyet ve asayiş kuvvetleri şunlardır,

ikinci Seyyar Jandarma Taburu Nazimiye’de

Dokuzuncu Seyyar Jandarma Taburu Mameki’de

Üçüncü Seyyar Jandarma Taburu Pülümür’de

Seyyar Jandarma Alayı ve iki tabur ile Hozat’ta bir tabur, Çemişkezek’te

Müfettişlik Muhafız Takımı ile Tank ve Köprücü Müfrezeleri Pertek köprü başında

Seyyar hastane Hozat’ta Üç tayyareden mürekkep bir grup Vertetil tayyare meydanında.

Genelkurmay Başkanlığı’nın 23 Ağustos tarihli şifresine göre de operasyonun 2. safhası da bu tarihte bitirilmiş, fakat 62. Piyade Alayı şimdilik Elâzığ’da kalmıştır. 3. Ordu ise tatbikat yapmak üzere Gaziantep’e yola çıkmıştır.10 Ağustosta başlayan 3.Ordu’nun son safhası da 3.Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay’dan General Alpdoğan’a yazılan şifreye göre 16 Eylül 1938 tarih ve saat 00’da sona ermiştir. Ayrıca bu şifreden öğrendiğimize göre 1.ve 2. Ordu da bu harekâta destek vermiştir….bir kısım birlikleriyle Haziran’ın ilk haftası ve mühim kısmı ile Temmuz’un son haftası içinde harekâta başlayan ve Eylül başından itibaren kısım kısım garnizonlarına dönen ve 8.Kolordu ve 3. Tümen ile de bu safhalara iştirakle üçüncü ordu silah arkadaşlarını Şereflendiren ve çetin vazifeler alan1. ve 2. Ordu kıtaları her safhada uzun yürüyüşlerde ve manevranın her hareketinde takdire Şayan kabiliyet göstermiştir.

Son harekatın bilançosu

Ağustos 1938 tarihine kadar yapılan operasyonda Dördüncü Umum Müfettişliği’nin verdiği bilgiye göre, 13 subay, 162 er yaralı ve 104 er şehittir.

Son harekatta sonunda kırıma uğrayan sayısı 13.160 olarak açıklanmıştır.

Necip Fazıl Kısakürek’e göre

Kısakürek makalede, ‘Bu, 12-13 yıl önce (…), evvela İsmet İnönü’nün başvekil ve Fevzi Çakmak’ın Genelkurmay Başkanlığı bulunduğu zaman girişilip sonra Celal Bayar’ın başvekilliğinde efsanevi şaheserine kavuşturulan ve başlıca mesuliyeti bu son iki şahıs üzerinde toplanan kanlı Dersim hareketidir’ ifadesini kullanır.

‘Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki masum çocuğun Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi… Kendisinin öğretmen ve köy halkıyla alakasız bir şahıs olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin kalasla itilip alevler içine atılması ve karşısında sigara içilmesi… Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün bir köy halkı… Bir dere içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getirecek celladın bulunması bir hayli zorluğa yol açan yirmi masum… Ve buna benzer daha neler neler!

Mazgirt’in Tersemek nahiyesinde yaşanan bir olayı da nakleden Kısakürek, nahiye halkı öldürülürken, merhamet sahiplerinden birinin, 1 ile 10 yaş arasında 20 kadar çocuğu alıp bir dere içine sakladığını, ancak bu haber alınınca çocukların öldürülmeleri emrinin verildiğini anlatıyor.

İlginç olanlardan birisi ise Necip Fazıl ve Mareşal Fevzi Çakmak’ın mezarlarının birbirine yakın olması ve bağlı oldukları tarikat şeyhinin yakınlığıdır.

Maraşal Fevzi Çakmak katliamdan sonra bile durmadı…

Genelkurmay Başkanı Mareşal imzasıyla yazılan 9.6.1939 tarihli yazı ile Tunceli Kanunu’nun daha üç sene daha bazı ilave hükümlerin uygulanması talebi ile  4. Umumi Müfettişliği’ne emreder.

Not:Dersim konusunda Mareşal Fevzi Çakmak’ın hatıraları hala yayınlanmamıştır. Mareşal Fevzi Çakmak’ın anılarını da dikkate almak gerekiyor.

Celal Bayar’a göre

Hüsamettin Cindoruk, Celal Bayar’ın Atatürk’ün Dersim’i hasta iken “Vuran” emri verdiğini nakleder. Her yöne çekilebilecek böyle bir sözün Atatürk tarafından ne manada söylendiğini de Celal Bayar’ın açıklaması gerekirdi. Atatürk dersim konusundan uygulamaları ve görüşleri 1938 ayına kadar net ortadaydı ve görüşünün temelinde hizmet götürmek ve devleti tanımayanlara ise askeri önlemler almaktı.

İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarına göre;

Bana güldü. Savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi… Seyid Rıza’ya son sözü soruldu. “Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz” dedi… Seyid Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyid Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti. “Evlâdı Kerbelayıh.  Bi hatayıh (hatasızız). Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir” dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi… Ayrıca Seyid Rıza’nın “beni oğlumdan önce asın” talebi de kabul edilmedi.

İhsan Sabri Çağlayan’ın anlatımlarını doğru olup olmadığı ise hiç sorgulanmamıştır.

Son Söz ve Sütlüce’de acı bir anı.

2010 yılları İstanbul Sütlüce’de tarihi bir yere girdim. Tekke veya türbe olabilir diye. İçerde 65 yaşlarında sakallı ve külahlı bir beye denk geldim. Selam verdi selam aldım.

– Burası nedir, Tekke veya türbe midir?.

– Yok burada kurbanlık satıyoruz. Sen nerelisi?.

– Tunceliliyim.

– Ooo hemşeri buyur otur, demek Dersim’lisin. Ben de Erzurum’luyum, Kürdüm.

– Memnun oldum hemşerim.

– Benim babam sizin orada 1938 de asker imiş. Kutu deresi bölgesinde sabaha doğru babam komutanın huzuruna çıkar ve “komutanım siviller var” der. Komutan “gidi bakın” diye emir verir. Babası gider bakar ve tekrar komutanın huzuruna çıkar – “komutanım kadın ve çocuklar var” der. Komutan “hepsini öldürün yılanın başını küçükken ezin” der. Askerler çocuk ve kadıları çevresini sarar e hepsini öldürürler.

Hüseyini bir duruşa sahip Tunceli halkına hala katli vacip gözü ile bakan saltanatçı anlayışlar ve Dersim’in acılarını kendi menfaati için kullanan ayrılıkçı örgütler ellerini Dersim’in kabuk bağlayan yaralarını kanatmaktan vazgeçmelidir.

Nihat Vural

06.01.2019 – KAYNAKLAR

Haydar Evesen dede (Mustafa Zeki Saltık’ın yeğeni – Tunceli Hozat ilçesinde 29.10.2021 tarihinde Hak’kın rahmetine kavuşmuştur.)

Karerli Mehmet Efendi –  Anılarım

Ali Kaya – Dersim Tarihi

Diyağ Ağa anısı : Gürsel Erol Siyasetci

Tuğba DOĞAN Arşiv Belgelerine Göre 1937-1938 Dersim İsyanı

Sözlü gelenek

www.cemhaber.com

Etiketler: , ,