Otman Baba

Kutbu-l Aktab Otman Baba

1378-1379 yılında dünyaya gelmiş Horasan’da Anadolu’ya gelmiş ulu bir evliyadır.  Hayatı hakkında bilgiler, sözlü gelenek ile birlikte yüzyıllar boyunca özellikle balkanlarda anlatıla gelmiştir. Yazılı bilgi ise Otman Baba Velayetnamesinde yazılmıştır. Otman Baba velayetnamesi Küçük Abdal tarafından kaleme alınmış ve 2007 yılında Dr. Filiz Kılıç, Dr. Mustafa Arslan, Tuncay Bülbül tarafında yapılan çalışma ile tenkit edilerek basımı yapılmıştır.

Küçük Abdal onun Anadolu’ya Timur ile birlikte geldiğini, halk arasında Otman Baba diye ünlendiği, erenlerin ona Hüsam Şah dediklerini, Oğuz dili konuştuğunu, ala gözlü, kızıl benizli, cüssesinin heybetli, nazarının himmetli olduğunu, sırrına kimsenin vâkıf olamayacağını belirtmiş ve onun Kutbu-l Aktab yani devrin velayet nurunu taşıyan kişi olduğunu belirtmiştir.  Bu nurun Adem’den başladığını ve Adem, Musa İsa ve peygamberlerde devam etiğini, Muhammed ve Ali’de ikiye ayrıldığını belirtmişdie. Kutbu-l Aktab; Nur-u Nebi Muhammed Mustafa’nın velayetinin temsilcisidir ve devrin tüm velilerinin bağlı olduğu makamdır.

Evliyalar Yüce Tanrı’nın dostlarıdır ve peygamberlerin halifeleridir. Bu sebeple devrin uleması ile evliyalar arasında Peygamberlerin varisleri hakkında daima tartışma ve çekişme yaşanmıştır. Otman Baba’da devrinde ulema ve bazı tarikat kişileri dünyaya meyil verdikleri için eleştirilmiştir.

Ağrı dağı eteklerinde, Bursa, İznik, Germiyan ve Saruhan yöresinde dolaştığını, Fâtih Sultan Mehmed ile şehzadeliği sırasında Manisa’da görüştüğünü onlara kerametler gösterdiği, nasihatlerde bunduğu anlatılmaktadır.

Otman Baba, daha sonra Küçük Abdal’ın “abdalân-ı Rûm” diye tanımladığı yüzlerce dervişiyle birlikte İstanbul’a gelmiş, Göztepe’de ve Terkos civarında bir süre ikamet ettikten sonra uzun yıllar faaliyet göstereceği Balkanlar’a geçmiş, burada muhtelif şehir, köy ve kasabaları dolaşmış, sıkıntılarını gidermede halka yardım etmiş, zorda olan çiftçilere destek olmuş, abdalları için kurban toplamıştır.

Birçok bölgede görüldü

Babaeski, Aydos, Dobruca, Tırnova, Zağra, Filibe, Edirne, Vize, Siroz, Belgrad, Semendire, Ağaç denizi, Balkan dağı gezdiği yerler arasında zikredilebilir. Yaz aylarında Ahmed Baba (Vize), Mü’min Derviş (Zağra), Bayezid Baba (Vardar), Mecnun Derviş (Serez) ve Nasuh Baba (Karasu Yenicesi) gibi dönemin ünlü Kalenderî zâviyelerini dolaşmış, kışları Varna ve Edirne’deki zâviyesinde geçirmiştir.

Sarı Saltuk’a atıfta bulunduğu ve Balkanlar’da iman çerağını yakan Sarı Saltuk’un da hakikatte bir olduklarını Hacı Bektaş Veli gibi kendisinin de aynı yoldan olduğunu belirtir. Otman Baba, Balkanlar’da yörükler ve bilhassa Tanrıdağı yörükleri arasında faaliyet göstermiştir.

Otman Baba velayetin şahı olarak dünya makamı ve dünya sıfatlarına sırt dönmüş dünya ehli kişilerden uzak durmuş ve hayatının tamamını halkın içinde geçirerek dertlilere derman olmaya dervişleri ile birlikte çalışmıştır. Abdallarının çoğu Doğu Balkan dağları veya Dobruca yörüklerinden fakir çobanlardır. Otman Baba’nın şehirde yaşayanları “koca karınlı” dünyaya meyil verdiklerini belirterek eleştirmiştir.

Abdallarıyla birlikte Balkanlar’daki fetih hareketlerine katılıp gazilerle birlikte savaşan Otman Baba onlarla yakın dostluk kurmuş, devlet adamlarının ihsanlarını kesinlikle kabul etmemiştir. Onun yakınlık kurduğu akıncı gazilerin başında Mihaloğlu Ali Bey gelir. Vilâyetnâme’de Ali Bey’in Otman Baba’ya karşı çok hürmetkâr olduğundan bahsedilir.

“Sen mi padişahsın? Ben mi padişahım.”

Vilâyetnâme’de en çok vurgu yapılan hususlardan biri Otman Baba’nın Fâtih Sultan Mehmed’le ilişkisidir. Şehzade iken rüyasına girerek kendini tanıtmış ve ona Rum diyarına kendisini padişah yapmak için geldiğini söylemiştir. Küçük Abdal’ın ifadelerinden, Otman Baba’nın, Fâtih’i sultan olarak tanımakla birlikte kendisinin kâinatı yöneten kutup olduğunu ve tasarrufu olmaksızın hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğini vurgulamıştır.

Meselâ Vilâyetnâme’ye göre Fâtih, Belgrad seferine çıkmayı planladığında ona sefere çıkmamasını tavsiye etmiş, çıktığı takdirde başarısız olacağını söylemiş, Fâtih bu tavsiyeyi sert bir tepkiyle karşılamışsa da sefer başarısızlıkla sonuçlanınca onun üstünlüğünü tanımak zorunda kalmış, bu dönemden itibaren Otman Baba’ya karşı son derece hürmetkâr, lutufkâr ve itaatkâr davranmaya başlamıştır. Hatta padişah halktan biri kıyafeti ile Silivri kapıya Otman Baba’nın bulunduğu tekkeye gelmiş ve Otman Baba’nın onu tanıması ve sopa ile üzerine yürüyerek “Sen mi padişahsın, Ben mi padişahım?” diye sorduğunu Fatih’in ise “Sen padişahsın, ben senin oğlunum” dediği anlatılmaktadır.

Adem’den başlayarak her devrin bir Kutbu vardır. Peygamberler Ehlibeyt, Oniki imamlar bu menzildedir. Hacıbektaş-ı Veli sırrı İmam Ali olarak Kutbiyyet makamındadır.  Otman Baba’dan önce ise türbesi Eskişehir’de bulunan Seyyit Şücâüddin Dede  kutbiyyet makamındadır.

Küçük Abdal tam anlamıyla vahdet-i vücûd neşvesi içinde olan Otman Baba’yı “kutbü’l-aktâb, kutbü’l-âlem, kutbü’z-zamân, kân-ı velâyet, server-i şâh-ı cihân, kutb-ı velâyet-i sırr-ı eşyâ, âlim-i nûr-ı hikmet, sâhib-i kudret, nokta-i hakîkat, şâh-ı merdân, şâh-ı Kerbelâ” gibi unvanlarla anar

Vilâyetnâme’den, Hz. Peygamber’le birlikte nübüvvet devrinin sona erip Hz. Ali ile velâyet devrinin başladığını söyleyen, velîleri divane ve meşrû diye ikiye ayıran, divaneleri ulemadan üstün üstün sayan Otman Baba’nın medrese çevrelerince Fâtih Sultan Mehmed’e şikâyet edildiği, hatta mahkemede sorgulandığı, fakat onun ölünceye kadar fikirlerini savunmaya devam etmiştir.

Dünya makamı ve sıfatlarını kabul etmedi

Otman Baba, medrese mensuplarının yanı sıra dönemindeki bazı tarikat şeyhleriyle de anlaşamamıştır. Bunda onları dünya malı biriktirmek, şan ve şöhret peşinde koşmak, iktidara yakın çevrelerle iş birliği yapmak, halka yalan yanlış mârifet satmak, kurdukları vakıfları evlâdiyelik hale dönüştürmekle eleştirmesinin büyük payı olmalıdır. Otman Baba’nın Bektaşî Bayezid Baba, Mahmud Çelebi azarladığı kişiler arasındadır

İslam yolunda Nübüvel ve Velayet’i kabul ettiğini,  abdallarına çok düşkün olduğunu, dünya heveslerini hevesleri terk edip Hak aşkı ile dolan ve âlemdeki her şeyi Hak’tan bilenleri gerçek abdal kabul ettiğini söyler. Otman Baba’nın köprü yaptırdığı, abdallarından ıssız alanlara çeşmeler kurup sular akıtmalarını istediği ve Balkanlar’ı yerleşim yeri haline getirmeye çalıştığı kaydedilmektedir.

Velayetnamede Otman Baba’nın pek çok kerametinden bahsedilmektedir. Meselâ Azerbaycan taraflarından İstanbul’a bir buluta binip geldiği, yıldırımı kendisine kamçı yaptığı, tabiata hükmetme gücüne sahip olduğu, fırtına çıkarıp yağmur yağdırdığı anlatılmaktadır.

Küçük Abdal, Otman Baba’nın 8 Receb 883’te (5 Ekim 1478) vefat ettiğini, ölmeden önce abdallarını yanına toplayıp kendilerine yetmiş iki buçuk milleti yekdiğerinden ayırt etmemeleri gerektiğini hatırlattığını, ölümden korkmadığını, kendisinin bir atı olduğunu ve bu ata binerek göğe çıkacağını, arkasından ağlamamalarını, zira artık üşümeyeceğini, yorulmayacağını, acıkmayacağını, yerden göğe gideceğini, zaten aslının da Nur olduğunu söylediğini kaydeder.

Yine Hacı Bektaş-Veli dervişi Muhyiddin Abdal onu “ululardan ulu, yedi iklim dört köşeye, arşa kürse tolu” bir şahsiyet olarak tanıtır. Otman Baba’dan sonra halifesi Akyazılı Sultan’dan kutbiyyet makamına geçmiştir. Demir Baba’nın abdalları Otman Baba’ya saygı duymuşlar, sık sık türbesini ziyaret etmişler ve bu ziyaretin en büyük kerem olduğunu ifade etmişlerdir. Anadolu ve Balkanlar’da pek çok köye onun adına nisbetle Hüsam Dede ismi verilmiştir.

Bulgaristan, Varna’daki Haskova, Teketo Köyü zâviyesinde bulunan türbesi 1506 yılında yapılmıştır.  Günümüzde hala ziyaret edilmekte ve Otman Baba inancı ve kültürü yaşamaya devam etmektedir

www.cemhaber.com

kaynak: İslam ansiklopedisi ve Otman Baba velayetnamesi

23.11.2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

22Daha fazla mesaj var Erenler Kategori
Sizin için önerilen
seyyit nesimi bu cihana sığmazam
Seyyit Nesimi

Seyyit Nesimi'nin Yaşamı Yedi ulu ozanları arasında yer alan İmadeddin Nesimi, Azerbaycan Türklerinden ermiş bir...