İyd-i Fıtr’dan Şeker Bayramı’na: Bir İbadetin Siyasallaşma Öyküsü

Bayram mı, İbadet mi? Unutulan Bir Hakikatin İzinde

Bugün kutladığımız bayramlar; Hz. Muhammed ve Ehlibeyt’in tarif ettiği o saf “fıtrata dönüş” mü, yoksa Emevi saraylarında şekillenen bir ihtişam gösterisi mi? Kelime kökenlerinden tarihsel kırılmalara uzanarak, İyd-i Fıtr’ın unutulan hakikatine derin bir yolculuğa çıkıyoruz.

İsimlerin Ötesinde: Şeker Bayramı’nın Kökeni

Resmî adı İyd-i Fıtr olan bu ibadet, zamanla halk dilinde “Şeker Bayramı” veya “Ramazan Bayramı” olarak yerleşmiştir. Ancak günümüzde kutlanan şekli ve taşıdığı dünyevi mana, İslam’ın özündeki bayram kavramından oldukça uzaktır.

Tarihsel Bir Tespit: Bugün “Şeker Bayramı” olarak bildiğimiz kutlama kültürü, aslında Muaviye dönemindeki saray uygulamalarından doğmuştur.

Bayramın Anlamı Kişiye Göre Değişir

İyd-i Fıtr ismiyle bir ibadet olarak başlayan bu sürecin günümüzde aldığı hali ve kutlayanların niyetini sorgulamak bizim işimiz değildir. Çünkü bayram;

  • Kimi için samimi bir ibadet,
  • Kimi için bir gönül alma vesilesi,
  • Kimi için sadece bir tatil ve eğlence,
  • Kimi içinse bir siyaset ve gösteriş aracıdır.

Gerçek Bayram Kimindir?

Hz. Ali’nin o eşsiz ölçüsüyle; bayram, sadece orucu ve iyiliği Allah katında kabul görenler içindir. Bu manevi derinliğe ulaşamayıp, sadece şekilsel bir kutlamayla yetinenler için ise kadim bir sözümüz vardır: “Deliye her gün bayram.”

Kendisi ile barışıp ibadetleri ile arınana, aşk ile hakikatini bulana ne mutlu!

“De ki: Ancak Allah’ın lütfuyla ve rahmetiyle, evet sadece bununla sevinsinler. Bu, onların topladıkları dünyalıklardan daha hayırlıdır.” Yunus-58

Ne mutlu kendini alçaltana, kazancını tertemiz bir hale koyana, özünü düzgün hale getirene, huyunu güzelleştirene, malının fazlasını yoksullara verene, ağzını beyhude sözlerden yorana, şerrini insanlardan giderene, kendisine amel ağır gelmeyene… (Hz Ali)

Hakikate Dönüş: Ehlibeyt’in Hak Lokması ve Bayramın Aslı

Hz Muhammed ve Ehlibeyt, günümüzde kutlanan şekil ve anlamda şeker veya başka bir bayramı kutlamadılar. Hz Muhammed ve onun Ehlibeytine tabi olanlarda günümüzdeki gibi bayram kutlamazlar. Hz. Muhammed ve Ehlibeyt oruç tutarken sahura kalkmaz, geceyi dua ile geçirir, iftarı sade yiyecekler ile açar, kendi yaşam alanlarında gösterişten uzak olurlardı. Oruç bitiminden sonra evlerinde sofra serer yada yiyecek lokma dağıtırlardı. O ibadete İyd-i Fıtr denmiştir. O zamanlar tatlı olarak hurma ve bal vardı, diğer şeker ve şeker tatlıları Mekke ve Medine’de henüz yoktu. Başkaca bir kutlama ve eğlence yapmazlardı.

Hz. Ali’de İmam ve devlet başkanı olduğu dönemde Hz. Muhammed’den öğrendiği gibi oruç sonrası çok sade bir yemek yer, kurulan sofralarda en fakirler ile aynı kapta yemek yer, Halktan biri olarak giyinir ve aralarında dolaşırdı.

Hz Ali; -Ya Kamber, Sofra Ser

Bir grup kişi Hz. Ali’ye gelerek: “Ya Ali, madem Velayet şahısın, bize bir keramet göster ki inanalım” derler. Hz. Ali, sadık dostu Kamber’e seslenir: “Ya Kamber, sofrayı ser!”

Gelenler “Bizim karnımız tok, biz keramet istiyoruz” derler. Hz. Ali bunun üzerine “Keramet isteyen sofra sersin” buyurmuştur.

Günümüzde Ehlibeyt ocakları ve talipleri oruç bittikten sonra kurban keser, kurbanı pişirip pilav veya hoşap ile komşu ve tanıdıklarına “Hak lokması” , “Şükür Lokması” niyetine ikram ederler. İmkanı olmayanlar ise aşure çorbası, yağlı ekmek, helva gibi lokma dağıtırlar.

İyd-i Fıtr: Kelime Anlamı ve Hakikati

İyd-i Fıtr, sadece bir takvim günü değil; insanın özüne, yani yaratılış hakikatine dönüş yolculuğudur. Bu kavramı iki ana kelime üzerinden inceleyebiliriz:

  1. İyd (Eyd): Dönüş ve Neşe

Arapça “avd” kökünden türeyen bu kelime, “tekrar dönmek, adet halini almak” demektir. Her yıl belirli bir vakitte sevinçle geri geldiği için bu özel günlere “İyd” denmiştir. Asıl manasıyla kulun, her yıl manevi bir tazelenmeyle Rabbine yönelmesini simgeler.

  1. Fıtr: Yarmak ve Ortaya Çıkarmak

(f-ṭ-r) kökü, bir şeyi boyuna yarmak ve içindekini dışarı çıkarmak anlamlarını taşır. Bu kökten türeyen kavramlar birbirini şöyle tamamlar:

  • Faṭara: Yardı, ilk kez ortaya çıkardı.
  • Fıtr: Açma, bir halden başka bir hale geçiş (başlangıç).
  • Fıtrat: Bozulmamış doğal yapı, ilk yaratılış hali.
  • İftar: Orucun bitişi, bir sınırlamanın yarılıp açılması.

Manevi Bir Sembol Olarak Fıtr

Fıtr eylemini en iyi bir filizin hareketi anlatır: Tıpkı bir tohumun toprağı yarması (fıtr) gibi, insanın da oruç ve ibadetle nefis karanlığını yararak asli fıtratına (yaratılış özüne) dönmesi gerçek bayramdır.

Hakikate Dönüş Bayramı

İyd-i Fıtr, Allah’ın kuluna bahşettiği “yaratılış fıtratına kavuşma”, yani hakikate ve Hakk’a dönüş bayramıdır. Orucun ardından gelmesi “Nefsini bilen, Rabbini bilir” ve “Ölmeden önce ölünüz” düsturlarıyla nefsini terbiye eden kişi, kendi içindeki ilahi hakikati bulur.

İşte bu manevi uyanış ve nefis esaretinden kurtuluş, kul için “el-fevzü’l-azîm” (en büyük kurtuluş) ve en ulu bayramdır. Böyle bir bayrama gönlüyle ulaşana ne mutlu!

“…Öyleyse yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük kurtuluş (el-fevzü’l-azîm) budur.” Tevbe-111

“…O gün müminler, Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. O, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” Rum Suresi, 4-5

“Bu ancak Allah’ın orucunu kabul ettiği ve ibadetini (çabasını) izin verdiği kimseler için bir bayramdır. Allah’a isyan edilmeyen (günah işlenmeyen) her gün bayramdır.” Hz. Ali

Hacı Bayram-ı Veli’nin bayramı, kurtuluşa erdiği, Yüce Tanrı’nın lütfunu ve dostluğunu ulaştığı gündür. Nebilerin ve velilerin bayramı da böyledir.

Noldu bu gönlüm noldu bu gönlüm
Derd-ü gamla doldu bu gönlüm
Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu gönlüm

Yan ey gönül yan yan ey gönül yan
Yanmadan oldu derdine derman
Pervane gibi pervane gibi
Şem’ine aşkın yandı bu gönlüm

Gerçi ki yandı gerçeğe yandı
Rengine aşkın cümle boyandı
Kendi de buldu kendi de buldu
Matlabını hoş buldu bu gönlüm

Sevad-ı a’zam sevad-ı a’zam
Belki oluptur arş-ı muazzam,
Matlab-ı canan matlab-ı canan
Olsa acep mi şimdi bu gönlüm

El fakru fahri el fakru fahri
Demedi mi ol alemler fahri
Fahrini fakrin fahrini fakrin
Mahv-u fenada buldu bu gönlüm

Bayram’ı imdi Bayram’ı imdi
Bayram edersin yar ile şimdi
Hamd-ü senalar hamd-ü senalar
Yar ile bayram kıldı bu gönlüm

Kuran’da Bayram Karamı

Kur’an-ı Kerim’de “Ramazan Bayramı” veya “Kurban Bayramı” bugünkü anlam ve şeklinde geçmez. Oruç ibadettir, Kurban ibadettir.

Kur’an’da “bayram” (ıyd) kelimesinin geçtiği tek yer Maide Suresi, 114. ayetidir. Hz. İsa’nın gökten bir sofra (Maide) inmesi için ettiği bu duanın kabulü, bolluğun ve ilahi rahmetin kula inmesini simgeler:

“…Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; bu hem bizim için, hem öncekilerimiz ve sonrakilerimiz için bir bayram ve Senden bir mucize olsun…”

Nebiler ve Erenler Aşk ile Hak Sofrası kurmuş, muhabbet ile Aşk yolunu seçerek Yüce Tanrı’ya ulaşmışlardır, “Muhabbetten Muhammed oldu hasıl, Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl?” sözü bu hakikati anlatır.

… Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş (el-fevzü’l-azîm) budur.”  Tevbe-72

İyd-i Fıtr’dan Şeker Bayramı’na: Emevi Siyaseti

Muaviye hile, gasp, zulüm ile iktidarı ele geçirince İslam’ın ve Hz. Muhammed’in yolunu Özünden uzaklaştırdılar. Mekke ve Medine’yi tahrip edip önce kendilerine biat etmeyen Araplara zulmetiler.  Ülkeleri işgal edip, kan dökerek yağmaladıkları ve köle ettikleri İranlılar, Berberiler ve Türkleri köle pazarlarında sattılar, kadınları cariye yaptılar. Onlara göre Emeviler ve yandaşları üstün, Arap olmayanlar ise “Mevali” olarak ikinci sınıftı. Mevali olanlar Arapların hizmetçiydi; vergi verirler, Arap kadınları ile evlenemezler, Araplarla Karşılaşınca yollarını değiştirirler, camilerde arka sırada dururlar, orduda en ön saflarda savaşmalarına rağmen ganimetten Araplardan çok daha az pay alıyorlardı. Karşılarında ise Hz. Muhammed’in Ehlibeyt’i ve gerçek takipçilerinin önderi Hz. Ali vardı. Hz. Ali Türkler ve İranlılar arasında yiğitliği, adaleti, ahlakı, sade yaşamı ve Nevruz’da Kabe’de doğası ile seviliyor ve kabul görüyordu. Emeviler, Araplar arasında da kutlanan Nevruz Ve Mihrican bayramlarını ortadan kaldırdılar. İşgal ettikleri coğrafyalarda da özünden uzaklaştırdıkları Kurban ve şeker bayramını öne çıkardılar. İranlılar veya Türkler kendi eski bayramlarını gizli de olsa yaşattılar.

Muaviye Bizans ve Sasani imparatorluklarının gösterişli saray geleneklerini kendi sarayında taklit etti. Iydi’l-Adhâ ve İyd-i Fıtr İbadeti, Muaviye’nin gücünün sergilediği bir şölene dönüştürüldü. Şam (Dımaşk) saraylarında bayram sabahı bahşişler dağıtılır, halka büyük sofralar kurulur, etli pilavlar, hurma ve meyveli, şekerli tatlılar ikram edilirdi.  Bayram hutbeleri siyasi mesajlar vermek, Hz. Ali’ye küfretmek ve halktan biat tazelemek için kullanıldı. Halkın hutbeyi dinlemeden dağılmasını önlemek için de hutbeyi namazın başından namazın sonuna aldılar. Hira mağarasında kadir gecesi yirmi üç yılda indirilen Kuran’ın üstünü uydurma rivayetler ve hadisler ile örtüler.

Emevilere bağlı Arap kabilelerinin reisleri ve şairleri Padişaha methiyeler düzerlerdi. Hz. Ali taraftarları ise her türlü zulme maruz kalırdı.

Hz. Ali, Ramazan 21. gününde (Miladi 661) şehit oldu. Ölüm haberi günler sonra Şam’a ulaşınca Muaviye, Hz. Ali’nin ölümünü kutlamak için halka bahşiş ve şeker dağıtarak İyd-i Fıtr ibadetini tamamen siyasi şova ve kutlamaya dönüştürdü. Yezit başa geçince Hz. Hüseyin ve Ailesi ile Ehlibeyt dostlarını Muharrem orucu içinde Kerbela’da şehit etti. Mateme bürünen Muharrem orucunu ve Kerbela zulmünü unutturmak için Ramazan orucunu ve bayramını daha da gösterişli hale getirdi.

Abbasi sarayında Binbir Gece Masallarına dönüşen bayram

Abbasi sarayında bayramı, Binbir Gece Masallarına esin kaynağı olan ve Emevi anlayışını zirveye çıkaran bir festivale dönüştürdüler.

Selçuklu – Osmanlı – Cumhuriyet Dönemi Bayram

Türkler İslamiyet’e tanıştıktan sonra, Arapça “Iyd” kelimesini benimsememiş, Kaşgarlı Mahmud’un 11. yüzyılda yazdığı Dîvânu Lugâti’t-Türk’te ki açıklamasıyla kendi dillerinde Badram dediler.  Selçuklu, Osmanlı sarayında ve ulema çevresinde resmi adı İyd-i Fıtr olmasına rağmen halk arasında adı Bayram veya Şeker bayramı dendi.

Halkı ile omuz omuza olan padişahlardan saltanatı içi “katli vacip” fetvaları ile halkı kul,  kendini Dünya’nın sahibi gören anlayış Osmanlı sarayına adım adım hakim oldu. Dinde, bayramlarda padişahın büyüklüğü, otoritesi için kullanıldı.

Erken Cumhuriyet döneminde iki ismin de (Ramazan ve Şeker) yan yana kullanılmıştır. 1980’li yıllardan itibaren bu iki isim çatışma konusu yapıldı, bayramın özüne bakılmadı,  siyasi amaçlar için kullanıldı.

Kaynakça:

  1. Ehlibeyt Ocakları Sözlü Gelenek
  2. Abdulbaki Gölpınarlı, Nehcü’l-Belâga, Hz.Ali’nin Hikmetli Sözler bölümü
  3. Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk, Emeviler Dönemi Ciltleri.
  4. İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, “F-t-r” Maddesi.
  5. Kaşgarlı Mahmud, Dîvânu Lugâti’t-Türk, “Badram” Maddesi.
  6. Uzunçarşılı, İ.H., Osmanlı Devletinin Saray Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Bu makalede yapay zeka uygulaması Gemini‘den destek alınmıştır.

cemhaber.com

Hazırlayan: Nihat Vural

İlk Yayın: 22.04.2015

Son Güncelleme: 30.03.2026

Etiketler: , , , , , , , , , ,