Cihat-ı Ekber ve Şeriatın Hakikati: Muhammedî Şeriat – Muaviye Şeriatı

Şeriat ve Cihat Kavramlarının Kelime Anlamı

Saltanat sahiplerinden günümüze gelen ve yeşil kuşak dinciliği ile coğrafyamızı karanlığa sokan ve inanan arasında yanlış yorumlanan iki temel kavram “Şeriat” ve “Cihat”tır.

Şeriat Nedir? Şeriat (çoğulu “şerâyi”), Arapça şerea’ kökünden bir sözcük olup “yol, mezhep, metot, âdet, insanı bir ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran temiz yol” anlamına gelir. Kavramsal manası ise şudur: Şer, kötülük demektir; Şeri-at ise “kötülüğü at” anlamına gelir. Yani şeriat, insanı kötülükten uzaklaştıran, iyiliğe ve güzel ahlaka ulaştıran kurallar bütünüdür.

Cihat Nedir? Cihat; Allah yolunda iyiliği emretmek, kötülüğü ise defetmek (uzaklaştırmak) demektir. Salih amel işlemek, arınmak, temizlenmek ve kurtuluşa ermek için verilen mücadelenin adıdır. Cihat, asla başkasının ülkesini din adına zorla almak ya da insanları “kâfir” ilan edip katletmek değildir.

Cihat-ı Ekber: Büyük Savaş ve Nefis Mücadelesi

Cihat-ı Ekber büyük savaş demektir. Erenlere göre Kabe’nin fethi ve putların kırılması sonrası Müslümanların “İslam’ın gayesi tamam oldu” sözüne karşı Hz. Muhammed tarafından “asıl savaş yeni başlıyor ve oda insanın kendi nefsi ile mücadelesidir” söylenmiştir.  Kişi ne zaman ki kişi nefsini ıslah eder, onu ruhun ve aklın emrine sokarsa, o zaman cehaletten ve karalıktan kurtulur. Hz. Muhammed’in şu hadisi bu durumu açıkça ortaya koyar:

“Nefsine hâkim olman en üstün güç ve kudrettir. Ona buyruk yürütmen en hayırlı emarettir.”

Peygamberlerin ve velilerin hayatlarındaki “çilehaneler” aslında bu büyük savaşın (Cihat-ı Ekber) verildiği nefis mücadele meydanlarıdır. Hz. İsa çölde, Hz. Musa Tur-u Sina mağarasında, Hz. Muhammed Hira mağarasında, Hacı Bektaş-ı Veli çilehanede ve delikli taşta; Ahmet Yesevi, Hacı Bayram-ı Veli, Merkez Efendi ve Seyyid Mahmut Hayrani gibi erenler dergâhlarının altındaki çilehanelerde günlerce az yemek, az uyumak ve sürekli ibadetle nefislerini köreltmiş, bu büyük savaşı kazandıkları için velilik ve manevi makamlara ulaşmışlardır.

Kutsal kitaplar da kötülüğün kaynağı olarak insanın kendi nefsini işaret eder:

“İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah’tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir.” (Nisa – 79) “Nefisler, cimrilik ve doymazlığa hazır hale getirilmiştir…” (Nisa – 128)

İnançta Baskı Yoktur: Barış Esas, Savaş İstisnadır

Dinde baskı, zorlama ve tiksindirme yokken (Bakara – 256), “İslam’ı yayıyoruz” bahanesiyle ordular kurup başka ülkelere savaş açmak, din adına kan dökmek Allah’ın emri olamaz. Tarih boyunca din adına dökülen kanların, istila edilen ülkelerin tek bir nedeni vardır: Saltanat sevdası ve dünya hırsı.

Hz. Muhammed, hayatı boyunca sadece inancı ve inananları yok etmeye gelen saltanat ve nefislerini ilah edinenlere karşı “savunma savaşı” yapmıştır. Mekke döneminde Müslümanlar en ağır işkencelere uğradıkları halde şiddete başvurmamış, kötülüğe karşı güzel ahlakla cihat etmişlerdir. Medine’de ise Ensar ve Muhacir canını ve malını ortaya koyarak dayanışmanın, kardeşliğin ve sabrın en güzel örneğini sergilemiştir.

Kur’an-ı Kerim barışı ve adaleti her şeyin üstünde tutar:

“Sizinle çarpışmaya girenlerle Allah yolunda siz de çarpışın. Ama haksız yere saldırmayın, çarpışmada zulme sapmayın. Çünkü Allah, sınır tanımaz azgınları sevmiyor.” (Bakara – 190) “…Ve barış hep hayırdır.” (Nisa – 128)

Peygamberler ve veliler daima “Sana taş atana sen gül at” düsturuyla yaşamışlardır. Hz. Muhammed amcası Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi’yi ve kendisine her türlü zulmü yapan Ebu Süfyan’ın ailesini Mekke’nin fethinde bağışlamıştır. Hz. İsa’nın “Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin” sözü, Yusuf Peygamber’in kendisini kuyuya atan kardeşlerine merhametle yaklaşması, dinin özünün sevgi ve af olduğunu gösterir.

Hangi Şeriat? Allah’ın Şeriatı mı, Saltanatın Şeriatı mı?

Yüce Tanrı’nın şeriatı tektir. İnsanların şeriatının ise sayısı belli değildir ve sürekli değişmektedir. Allah’ın ve insanların şeriat anlayışını iki farklı anlayış ile özetleyebiliriz.

  1. Allah’ın ve Resullerinin Şeriatı: Ahlak, sevgi, adalet, eşitlik ve hizmet kuralları içeren medeni şeriyattır. Hz. Musa’nın şeriatı Tevrat, Hz. İsa’nın şeriatı İncil, Hz. Muhammed’in şeriatı ise Kur’an’dır. Muhammed’in kuralları önceki nebilerin kurallarının devamı ve daha iyisidir. Bunun dışında Allah’ın sunduğu bir şeriat yoktur. Allah’ın yasaları evrenseldir ve değişmez.
  2. Saltanatın (Muaviye’nin) Şeriatı: Kişilerin veya bir zümrenin kişisel hırs, çıkar ve ihtiraslarına hizmet eden, din maskeli anlayışıdır. Muaviye veya saltanat sahipleri tarafından uydurulan bu saltanatçı şeriatta asıl olan; yöneticilere zorla körü körüne biat, sömürü, riyakarlık, adaletsizlik ve insanların eşit görülmemesidir. Bu anlayış, kendi saltanatını korumak için peygamber Dostlarını ve evlatlarını (Ehlibeyt’i) katlettiler, İslam’ı taklit edip din uydurdular. Emeviler’den sonra iktidar olan Abbasiler ise mezhepleri icad ederek inancı kullanmaya devam ettiler. Sonraki hanedanlıklar ve yönetimler bu anlayışı devam ettirdiler.

Saltanat Hukuku ve “Katli Vacip” Fetvaları

Saltanatçı şeriat anlayışının en keskin tezahürü, cihat kavramını istila, talan ve ganimet elde etme aracı olarak kullanması ve bunu korumak için “Katli Vacip” fetvalarına sığınmasıdır. Oysa din gününün sahibi Yüce Tanrı adına inanç sorgulamak ve can almak kulun yetkisinde değildir; bu yetkiyi kendinde gören hanedanlıklar ve sistemler Tanrı’nın emirlerine savaş açan zalimlerdir.

Katli vacip kararları genellikle üç gerekçeye dayanıyordu:

  • Devlete isyan: Devlet otoritesine karşı silahlı veya örgütlü başkaldırı.
  • Zındıklık ve mülhidlik: Resmî din anlayışına aykırı fikirler yaymak veya halkı etkilediği düşünülen inançları savunmak.
  • Siyaseten katl: Devletin bekası ve kamu düzeni gerekçesiyle, padişahın yetkisiyle verilen idam kararları.

Bu kapsamda Şeyh Bedreddin, Molla Kâbız, Oğlan Şeyh İsmail Maşukî, Melami Şeyhi Hamza Bâlî ve bu hicvinden dolayı Şair Figanî gibi onlarca isim hakkında idam fetvaları verilmiş ve bu anlayış ile halktan binlerce kişi katledilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman döneminin şeyhülislamı Ebussuud Efendi, devletin resmî mezhep anlayışını güçlendirme adı altında Padişahı ve saltanatı korumak için İslam’a uymayan fetvalar vermiştir. Ebussuud Efendi, Ümmi Sinan’a şeytan demiş asıl şeytanın kendisi olduğu cevabını alıştır. Bu fetvalar o kadar ileri gitmiştir ki müzik, satranç, tavla dahi haram ilan edilmiştir.  Tekke anlayışı yer yer sapık ilan ediliş, Şafiî içtihadı yasaklanmıştır. Halkın dilinde şiirlerde dahi yer almıştır;

Telli sazdir bunun adi
Ne ayet dinler, ne kadi
Bunu çalan anlar kendi
Seytan bunun neresinde

Hamza Saru Görez, Çaldıran Savaşı (1514) öncesi verdiği ilk fetvasında Kızılbaşları “Kur’an’ı hafife alan kâfirler ve mürtedler” ilan ederek öldürülmelerini farz kılmıştır. Ebussuud Efendi ise Kanuni döneminde bu durumu kurumsallaştırdı.

Soru: “Kızılbaş taifesinin şer’an kıtali helal midir? Bunları öldürenler gazi, bunlardan ölenler şehit olur mu?” Ebussuud’un Cevabı: “Olur, cihad-ı ekberdir ve kıtal-i azamdır. Bunlar mürteddir. Tövbe ettik deseler bile inanılmamalı, gizlice katledilmeleri vaciptir.”

Soru: Bir kişi diğerine selam verirken, “Aşk olsun…” dese diğeri de “Ya hu…” diye karşılık verse bunlara ne yapılır? Ebussuud’un Cevap: Yüce Tanrı’nın saptadığı selamı beğenmeyip o şekilde selamlaşırlarsa kâfir olurlar.

Osmanlı döneminin son fetvası Şeyhülislam Mustafa Sabri tarafından “Padişah’ın aksi emrine rağmen istilacılara karşı direnişe geçen milliyetçilerin öldürülmeleri caiz olmakla kalmayıp hatta her müslümanın dini görevidir. Bu uğurda ölenler şehit, kalanlar gazi sayılır. “ ile İslam ve vatana hizmet eder Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları için verebildiler.

Gün geldi Osmanlı kendi Yeniçeri ordusunu da aynı anlayış ve zulümle yok edebildi. Bazı dönemler Osmanlıya hakim olan bu anlayış 21. Yüzyılda İŞİD olarak karşımıza çıktı ve orta çağın gerisinde zulüm ve vahşeti insanlığa yaşattı.

Gönül Yolunda Dört Kapı ve Şeriatın Yeri

Adem ile başlayan Hz. Muhammed ile tamam olan ve erenler ile devam eden bu manevi yolun amacı “Nefsini bilen Rabbini bilir” sözüyle açıklamış; Resul dört kapı prensibini şu veciz sözle özetlemiştir:

“Şeriat sözlerim, tarikat fiillerim, marifet hallerim, hakikat zatımdır.”

Hacı Bektaş-ı Veli de “Çalab Tanrı’ya kırk makamda erer, dost olur. Onu Şeriat içinde, onu Tarikat içinde, onu Marifet içinde, onu Hakikat içindedir” diyerek bu devran sürecini anlatır.

Erenlere göre şeriat bir başlangıçtır, amaç değil araçtır:

  • Yunus Emre’nin diliyle: “Evvel kapı şerîat emr ü nehyi bildürür / Yuya günâhlarunı her bir Kur’ân hecesi” diyerek şeriatın kirlerden temizlenmek olduğunu söyler. Ancak özü bulamayan, kurallara takılıp kalan “şeriat ehline” de şu uyarılarda bulunur: “Şeriat ehli ırak iremez bu menzile”, “Şeriat oğlanları nice yol ide bize”.
  • Pir Mevlana Celaleddin diliyle: “Şeriat muma benzer, yol gösterir. Fakat mumu ele almakla yol aşılmış olmaz. Yola düzeldin mi o gidişin tarikattır, maksadına ulaştın mı o da hakikat.”

Şeriat kapısında takılıp kalanlar (şeriat ehli), “Biz ona şah damarından daha yakınız” (Kaf-16) ayetinin sırrına erip “Enel Hak” (Ben Hakk’ın tecellisiyim) diyen Hallac-ı Mansur ve Seyyid Nesimi gibi hakikat erenlerini idrak edememiş ve onları katletmişlerdir.

Sonuç: Medeni Hukuk, Adalettir

“Devletin dini adalettir.” Adalet, İslam’ın ve insanlığın en temel direğidir. Bir yönetim adaletle hükmediyorsa, adı ne olursa olsun dine ve insanlığa uygundur. Eğer bir yerde adalet yoksa, başında “İslam” yazsa bile o kurallar batıldır. Günümüzde medeni devletler, bireysel hakları ve insan onurunu koruyan hukuk kuralları (modern şeriat/kanun) geliş ve kendine islam diyen ülkelerin üzerine çıkmıştır.

Ey Şeriat ve Cihat isteyen kişi! Artık Allah’ın resuller ile indirdiği ahlak ve sevgi kurallarını bırakıp, kendi saltanatları için şeriat adı altında uydurduğu yasaların savaşını yapma. Yüce Tanrı yasalarının da, dininin de sahibidir. Özündeki sevgiyi takip et, kendi karanlığında boğulma. Yüce Tanrı’nın kurallarına uymak için önündeki tek engel kendi benliğin, cehaletin, hırsın ve nefsindir.

Şeriat diye insan öldürmek, ancak Yezit gibi dünyaya ve saltanata tapanların işidir. Yapılması gereken tek şey; “şeri” yani kötülüğü bünyeden Cihat edip atmak, güzel ahlakı takip ederek sevgi, hizmet ve bilgi yoluyla nura, yani Hakikate ulaşmaktır.


Ayetler : Meal Yaşar Nuri Öztürk’e aittir.

www.cemhaber.com

  • Kaynak :
    Hacı Bektaş-ı Veli makalatı, Ehlibeyt, Kuran-ı Kerim
    M. Ertuğrul Düzdağ, Ahmet Akgündüz, Colin Imber vb
    ŞEYHÜLİSLAM EBUSSUÛD EFENDİ FETVÂLARI IŞIĞINDA OSMANLI SÜNNÎLİĞİ – Pehlul DÜZENLİ


Nihat Vural

ilk yazım :15.02.2019
Güncelleme: 08.02.2024
Güncelleme: 20.07.2026

 

 

 

 

 

 

Etiketler: , , , , , , , , ,