Ahi Evran Kimdir? Ahilik Teşkilatı, İlkeleri ve Menkıbeleri
Horasan’dan Anadolu’ya Gönül ve Meslek Bağı: Ahilik ve Ahi Evran
Anadolu’nun insana ve ahlaka dayanan anlayışının merkezinde Horasan erenleri bulunur. Bu zincirinin en güçlü halkalarından birini de Ahi Evran ve Ahilik oluşturur. Hz. Muhammed’in “Çalışmadan geçinen bizden değildir.” sözü ile her nebinin ve her velinin bir mesleği vardır. İnançtan para kazanmak, dini geçim haline getirmek ise bu mesleklerin içinde yoktur.
Ahilik ve Fütüvvet Ne Demektir?
“Ahi” kelimesinin Arapça kökenli bakıldığında ahir (sonsuzluk) ve ahiret (sonsuzluk yurdu) kavramlarıyla bağdaştırılarak “gönül ehli” anlamında kullanılır. Türkçe dil bilimsel kökenlerine bakıldığında ise Divânu Lugâti’t-Türk’te de geçtiği üzere cömert, eli açık anlamına gelen “Akı” kelimesinden türediği kabul edilir. Farsça’ya ise Ahigeri olarak girmiştir.
Emeviler döneminde yok sayılan bu kardeşlik Ehlibeyt soyu ve dervişler vasıtasıyla Horasan bölgesinde yeniden hayat bulmuş, Anadolu’da Türkler arasında Musahiplik, Fütüvvet ve Ahilik olarak en güzel meyvelerini vermiştir. Bu da “Ahi” kelimesinin Türkçe “Akı” kelimesi ile bütünleştirmiştir.
Ahi’nin Kaynağı ise Hz. Muhammed tarafından 622 yılında Mekke’li göçmenler (Muhacir) ile Medine’li esnaf (Ensar) arasında Fütüvvetlik-Musahiplik (Dünya-Ahiret kardeşliği) uygulamasına dayanır.
Ahiliğin temel kavramlarından Fütüvvet; Arapça “yiğit” anlamına gelen fetâ kelimesinden gelir. Buradaki yiğitlik, sadece bilek gücü değil; insanın kendi nefsiyle yaptığı en büyük savaşı (cihad-ı ekber) kazanmasıdır. Nitekim Hz. Muhammed, “Ali’den üstün yiğit (fetâ), Zülfikar’dan keskin kılıç yoktur” sözüyle bu kavramın manevi zirvesini Hz. Ali ile sembolleştirmiştir. Ahilik yolu, Muhammed Nübüveti, Ali Velayetine bağlı İslam tasavvufu (gönül yolu) yoludur.
“Şed Kuşatma” ve Kırklar Meclisi
Ahilik Ahi Evran’a bağlı olan ve onun yolundan yürüyenlere verilen isimdir. Ahîliğe giriş ikrar verip, şerbet içmek, şed veya peştamal kuşanmak, şalvar giymekle ile başlar. Bu ise Ruhlar aleminden ve Kırklar meclisinden kalan uygulamalardır.
Tasavvufi anlatılara göre Hz. Muhammed’in Miraç gecesinde yolu Kırklar Meclisi’ne düşer. Hz. Muhammed bir üzüm tanesini nurdan bir kabın içinde ezerek şerbet yapar. Kırklar bu şerbetten içerek aşk ile semah ederler. Hz. Muhammed’de semah eder ve başındaki sarık yere düşer. Kırklar, sarığı kırk parçaya bölerek belline bağlar. Ahilikteki olgunluğa erişen dervişe/esnafa kuşak bağlamayı ifade eden “Şed Kuşatma”, kaynağını bu manevi olaydan alır.
Ahi; Allah’a İkrar verip, Muhammed Nübüveti, Ali Velayetine bağlanarak nefsini ıslah etmiş rızalık ile evlenip kuşak kuşanan yiğit ve cömert kişi olmalıdır.
Ahi tekke ve zaviyeleri Erzincan, Erzurum, Bayburt, Sivas, Çorum, Tokat, Kayseri, Kırşehir, Yozgat, Kütahya, Ankara, Muğla, Afyonkarahisar, Antalya, Burdur, Aydın, İstanbul, Balıkesir, Gelibolu, Edirne, Balkanlar gibi Türklerin yaşadığı geniş bir bölgede yayılmıştır.
İsminin Sırrı ve “Evran (Ejderha)” Kerameti
İnsan, beden ve ruhtan var olmuştur. Beden dünyadır. Ruh ise Allah’ın HU nefesidir. Ahi sonsuz olan ruhu, Evran kelimesi ise “maddi alemi” veya “yılan, ejderha” olan nefsi ifade eder. Ahi Evran; nefsinden geçip sonsuz nuru bulmanın manevi bir ifadesidir.
Ahi Evran; Evran yani ejderha donunda birçok kez görünerek keramet göstermiştir. Ahi Evran, Hacı Bektaş’ın isteği ile Hacı Bektaş-ı Aksaray’dan ziyarete gelen Molla Sadreddin ve otuz mollaya, diğerini Yabanlı Pazarının tahrip edilmesi esnasında Kayseri’de, Diğeri de Kırşehir’de ejderha (Evran) donunda görünür.
Ahiliğin Temel Kuralları ve Evrensel İlkeleri
Ahiliğe kabul edilen bir yiğidin üç şeyi açık, üç şeyi kapalı olmalıdır:
| Açık Olması Gerekenler | Kapalı Olması Gerekenler |
| 1. Elini açık tutmak (Cömertlik) | 4. Gözünü bağlı tutmak (Haramdan sakınmak) |
| 2. Sofrasını açık tutmak (Misafirperverlik) | 5. Beline sahip olmak (Şehvetini kontrol etmek) |
| 3. Kapısını açık tutmak (Yardımseverlik) | 6. Dilini bağlı tutmak (Yalan ve gıybetten kaçınmak) |
Ahi Evran Kimdir?
Ahi Evran, fütüvvet ehlinin ulularındandır. “Gayb erenlerinden” kabul edildiği için halk arasında gerçek isminden ziyade manevi ismi olan Ahi Evran adıyla ünlenmiştir. Tarihçilerin en çok mutabık kaldığı görüşe göre gerçek adı Hâce Nasireddin Mahmud b. Ahmed el-Hoyî’dir.
Anadolu’yu mayalayan Gaziyan-ı Rum (Anadolu Gazileri), Ahiyan-ı Rum (Anadolu Ahileri), Abdalan-ı Rum (Anadolu Dervişleri) ve Baciyan-ı Rum (Anadolu Kadınları) gibi yapılarla bağı olan Ahi Evran, büyük mutasavvıf Evhâdüddîn Kirmânî’den ilim tahsil etmiş ve onun kızı Fatma Hatun (Bacı) ile evlenmiştir. Fatma Hatun da Baciyan-ı Rum erenlerinin öncülerindendir.
Ahi Evran’in Horasan’dan Bağdat’a geldiği, devrin ilimlerini aldığı, çok sayıda eser bıraktığı yönünde görüşler ortaya konmuştur.
Ahi ismini Ahi Evran’dan önce de kullanana çok sayıda kişi olmuştur. Horasan’da, Bağdat’ta Ahi ismi ile anılan kişiler bulunmaktadır. Ankara’da Ahi Şerefeddin ailesi ve Konya’da Ahi Türk ailesi bunlar arasındadır. Anadolu’da birçok Ahi Evran tekkesi bulunması birden fazla Ahi Evran’in olabileceği görüşlerine neden olmuştur.
Kayseri, Konya, Denizli Kırşehir en fazla bilin yaşadığı yerler arasında öne çıkar. Ahi Evran Konya’da iken iktidar ve iç çekişmelerden dolayı Denizli’ye gider.
Denizli’den Konya’ya gelmesi işe şöyledir.
Yine Şems-i Tebrizi Konya’ya gelip Mevlana’ya mürşit olunca Mevlana Şehrin hoca ve Mollalarından kopar. Bu sebeple Hocalar Sultan Aliyyüddîn Keyhusrev’e gidip bir derviş geldi dediler, ne yaptıysa yaptı, Molla Celâleddîn’i bizden ayırdı. Emret, gene bize katılsın. Padişah, o dedi, bunca kitap okumuş, bunca bilgili bir er, erenlerden biri gelmiş, onu derviş yapmış, o da dervişlere katılmış, şimdi ben gel, dön, onlara katılma diyemem, bu doğru bir şey değil.
Bilginler, padişahın bu sözüne incindiler, Hepsi birden, bir perşembe günü Konya’dan çıkıp Arabistan’a doğru yola koyuldular. Ertesi cuma günü, Konya’da, hiçbir yerde ezan okunmadı. Bu hali, Padişah’a bildirdiler. Sultan Âlâeddîn, bir adam gönderdi, olayı Şeyh Sadreddîn-i Konevî’ye bildirdi…
Sadreddîn-i Konevî bu durumda bir adamını o vakit Denizli’de Ahi Evran’a yollar ve yardım ister. Ahi Evran Konya’dan ayrılan hocaların karşısına yolda çıkar ve keramet göstererek geri getirir.
Şeyh Sadreddîn, Ahi Evran’in belini kuşak bağlar ve icazet verir. Onun ününün yayılması Sadreddîn-i Konevî ile olur.
Ahi Evran Konya’nın erenleri ile de iyi ilişkiler içindedir. Bunlar arasında Mevlana’da bulunur. Mevlana’nın en önemli müridi ise Ahi Hüsameddin’dir ve Hüsameddin Çelebi olarak bilinir.
Ahi Evran, Mevlana, Şemsi-i Tebrizi arasında ihtilaf olduğunu öne süren kişilerin görüşü, Ahilik, Mevlevilik yolunu dikkate almayan, tarihi kaynaklara dayanmayan siyasi ve dedikoduyu geçmeyen görüşlerdir. Şems-i Tebrizi’nin zaten Konyalılar ile arasının Mevlana’dan dolayı açık olduğu, birçok iftiraya uğradığı tarihi gerçektir. Kendilerine düşmanlık edenlere dahi iyilikle cevap veren erenlerin kendi aralarında düşman olduğunu söylemek kabul edilecek bir husus değildir.
Ahi Evran’ın Kayseri’de bulunduğu dönem
Ahi Evran Debbaglar çarşısında derici işletmesi kurar. Bu Debbağın bir tarafında dervişlerin odası, diğer tarafında mescit bulunur. Ahi Evran bu işletmede yedi renkte bir sahtiyan boyar. İşyerinde bu ürünler üstü örtülü bir kapta dururdu. Ahi Evran bu kaptan isteyene istediği kadar sahtiyan vererek birçok keramet gösterir. Tabakhane’de deri boyama ustası olarak Rum debbağların da Piri haline gelir. Burada da Kayseri beyine şikayet edilir. Kayseri beyi adamlarını Tabakhane’ye gönderir. Beyin askerleri, tabakhaneye gelip kapıyı açıp içeriye bakarlar, tabakhanenin içi evranle (ejderha ile) dopdulu! olduğunu görürler.
Moğollar Kayseri’yi ele geçirirler ve Debbaglar çarşısını yakarlar, birçok Ahi katledilir. Ahi Evran’in bu esnada hapiste olduğu ve eşi Fatma Bacı’nın da Moğollar tarafında hapse atıldığı rivayetler arasındadır.
Kırşehir’in Ahilerin Merkezi olması
Ahi Evran’ın son yaşadığı yer o zamanın zaman ismi ile Gülşehri olan Kırşehir’dir. Kırşehir’e yerleşir, Ahilerin Piri, debbağların Piri ve 32 çeşit esnaf ve sanatkarın başı olarak kabul edilir. Hakka Göçünden sonra
Ahi Evran’ın Hakka Göçünden sonra Kırşehir’de Ahiler ve Türkmenler üzerinde yoğun bir Moğol ve Selçuklu baskısı vardı. Bu yüzden Ahi Evran’ın kabri ve tekkesi sade bir zaviye olarak inşa edilmiştir. Günümüze ulaşan yapı 1450 yılında Seydi Beyoğlu Emir Hasan Bey yaptırmıştır. Yapıyı genişleterek bugünkü külliye ve cami formunun temellerini atan, 1482 yılında Dulkadıroğulları’nın hükümdarı Alâüddevle Bozkurt Bey‘dir. Cami Eklenmesi ise (1560–1561) yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde olmuştur.
Ahi Evran’ın Dünyasını Değişmesi
Prof. Dr. Mikail Bayram; Ahi Evran’ın Kırşehir Emiri Nureddin Caca Bey (Cacabey) komutasındaki Moğol destekli Selçuklu ordusu tarafından öldürüldüğü yazmıştır. Prof. Dr. Mikail Bayram bu görüşünü Gülşehrî‘nin Kerâmât-ı Ahî Evran ve Aksarâyî’nin Müsâmeretü’l-Ahbâr adlı adlı eserlerine dayandırmıştır. Alireza MOGHADDAM 13.-15. Yüzyıllarda Anadolu’da ahilik çalışmasında Ahi Evran’in Nureddin Caca Bey tarafından öldürüldüğüne dair tarihi bir kaynak olmadığını yazmaktadır.
Ahi Evran’den sonra elli yıl tekkede hizmet eden ve türbesi Ahi Evran tekkesine yakın olan Ahmet Gülşehri 167 Beyitli Kerâmât-ı Ahî Evran Mesnevisinde Ahi Evran’ın “Doksan üç yaşında “Tanrı cemalini ona gösterdi, can alıcı gelmeden canını verdi.“ beyti ile normal bir ölüm olarak belirtir. Bu eserde Ahi Evran’ın öldüğü gün ay tutulması olduğu yazılıdır. Ay ve yıldızların tasavvuf anlayışında Allah ve Hz. Muhammed dostlarını sembolü olduğu, bu anlatımın manevi bir ifade olması daha güçlüdür.
Aksarâyî’nin Müsâmeretü’l-Ahbâr adlı adlı eserlerinde ise “Kırşehir Nureddin Caca’ya verildi. O, askerle oraya yöneldi ve orayı bir süre kuşattı. O Melâhîde”(mülhidler, sapkınlar) kaleden söküp attı. Ona uyan ve tabi olan Hâricîlerin hepsi tamamen kılıçtan geçirildi.” bilgisini doğruluğunu sorgulamadan direk Ahi Evran’ın öldürüldüğünü söylemek yorumu aşan bir değerlendirmedir. Selçuklu sarayı ve Moğol idaresinin tarihçisi “Aksarayi’nin tasavvuf (gönül) ehli olanları sapkın ve katli vacip görmesi onu tarihçi değil saltanat tetikçisi yapar. Bu anlayışa sahip olanları kaynak kabul etmek tarihe, bilime ve insanlığa aykırıdır.
O dönemde Ahileri savunma dışında isyan etmek veya savaşmak gibi bir kapasitesi yoktur. Selçuklular dahi Moğollara direnemezken, Türkmenlerden böyle bir direniş beklemek gerçekçi değildir. Babailer isyanı ile Türkmenler büyük bedeller ödemiş ve açıları henüz tazedir. Ayrıca Kırşehir merkezindeki Kalehöyük tepesi şehri savunacak konumda büyüklükte ve teknik yapıda değildir. Olsa olsa bu tepe sadece sığınmaya uygundur. O dönemde Ahiler tekke, zaviye, mescit gibi ortak alanlarda toplanmaktaydı. Ahi Evran’ın ve dervişleri bir isyanın veya savaşın içinde değillerdi, sadece üreten, paylaşan ve halkı savunan bir konumdaydılar.
Hacı Bektaş-I Veli, Mevlana ve Ahi Evran’ın aynı yolun gönül dostları olduklarını Hacı Bektaş-ı Veli vilayetnamesi net anlatır. Bu eserde Hacı Bektaş’ın dünyasını Ahi Evran’dan önce değiştiği, Nureddin Caca’nın Hacı Bektaş’ı tutuklamaya geldiği, Hacı Bektaş’ı şeriata aykırı diye suçladığı, Hacı Bektaş’ın Nurettin Caca’ya kerametler gösterdiği anlatılır. Nureddin Hoca, kerametleri görünce büyüye yorar, “derviş kalk, gönlün nereyi isterse oraya git; seni bir daha buralarda görürsem ocağını yıkarım “der.
Hünkar, Nureddin Hoca’ya yarın öğleyin seni tutarlar, oğlancıklarını bile gömüye izin vermezler, bir yaş derinin içine korlar, öyle bir yere götürürler ki bir torba toprakla bir avuç arpa canını kurtarmana sebep olur. Sonra öyle bir yere varırsın ki uçar kuşları görünce hasret çeker, acaba bu kuşçağızlar, bizim ilimize uğrarlar mı diyerek, zârı zârı ağlarsın.
Nureddin Hoca o gece yatar sabah Kırşehir’e hareket eder Kırşehir’e yakın Yuceırkadca denen yerde Yedi Bey karşısına çıkar. Nureddin Coca’yı padişahın emri ile ailesini görmesine müsaade etmeden Sultan Alaaddin Padişahın huzuruna götürdüler. Padişahın Nureeddin Caca’yı, her tarafı kireçle sıvanmış derin zindana attırır. Bu zindana atılanların gözleri, kireçli duvarlara baka baka, üç yıla kalmaz, kör olurdu. Nureddin Hoca, Hacı Bektaş’ın sözlerini hatırlayıp ah ederek pişmanlık duyar. Gene Hacı Bektaş’ın sözlerini hatırlayıp zindancıya bir avuç toprakla bir avuç arpa getirttirip Toprağı yere serer üstüne de arpayı serpip, su verdir ve arpa biter. Yeşil arpaya baka baka, gözlerine zarar gelmez.
Bir müddet sonra Sultan Alaaddin, Nureddin Hoca’yı zindenden çıkarttı, onun gözlerin de öbürleri gibi kör olmadığını padişah görür. Sebebini öğrenince Nureddin’i uç illerden bir yere tayin ettirir. Nureddin ömrü boyunca Rum ülkesine gelemez, Kuşları gördükçe Hünkar’ın sözlerini hatırlar, “acaba bu kuşlar bizim illere uğramı ” diye ağlarmış. Nureddin’i Ölünce Kırşehir’e getirdiler, oraya gömüldü, mezarı ordadır.
Ahi Evran Nureddin Caca tarafından öldürülmüş olsaydı muhakkak velayetnamede anlatılmış olurdu.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ahilik Mirası
Anadolu Selçuklu sultanlarından Fütüvvet teşkilatına giren ilk kişi İzzeddinKeykavus’tur . Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde Ahiler çok aktif rol oynamıştır. En bilinen Ahi-Vefai şeyhi olan Şeyh Edebali, kızı Rabia Bala Hatun’u Osman Gazi ile evlendirerek devletin manevi temelini atmıştır. Ünlü seyyah İbn Battuta, Bursa’da Şeyh Edebali’nin kardeşi Ahi Şemseddin’in zaviyesinde kaldığını ve Ahilerin misafirperverliğine hayran kaldığını aktarır;
“Bu şehirde Fityanın büyüklerinden Ahi Şemseddin’in zaviyesinde konakladık. Orada misafirken Aşura günü gelip çattı. Zaviye sahibi akşamleyin büyük bir ziyafet düzenledi, ordunun ileri gelenleri ve halkı şölene davet etti. Beraberce iftar edildi. Güzel sesli hafızlar Kur’an okudular. Vâiz Mecdeddin Konevî halka etkili bir vaaz verdi; sonra semâ ve raksa kalktılar. O gece müthişti!…
Ahi Şemseddin’in oğlu ve Şeyh Edebalı’nın yeğeni Ahi Hasan Bursa fethinde kaleye çıkan ilk kişidir. Ahi Hasan, fetihten sonra saraya yakın bir yerde zaviye yapar. Osman Gazi’nin ölümü üzerine Ahi Hasan’ın zaviyesinde Orhan, kardeşi Alaaddin ve ileri gelen dervişler toplanırlar. Toplantının sonunda Orhan beyliğe seçilir. Diğer ünlü bir Ahi’de Çandarlı Kara Halil’dir.
Zamanla Osmanlı saray merkezli bir saltanat yapısına dönüştükçe, derviş kökenli halk teşkilatlarından uzaklaşılmış, birçok Ahi tekkesi camiye çevrilmeye çalışılmış, baskıların artması sebebiyle bazı Ahi tekkeleri Bektaşi tekkelerine dönüşmüştür.
1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla Ahi Evran tekkesi de kapatılmış, bu anlayışın devamı olarak yerini modern meslek örgütlerine (odalara ve kooperatiflere) kurulmuştur. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki üretime dayalı, paylaşımcı devletçilik ilkesi, özü itibarıyla Ahiliğin ekonomik felsefesiyle büyük bir benzerlik taşır. Ahilik kültürü günümüzde zayıflasa da yaşatılmaya devam etmektedir.
Ahi Evran – Hacı Bektaş-ı Veli
Hünkar Hacı Bektaş Anadolu’ya gelince tüm erenler onun serçeme olduğuna inanıp ona bağlandılar. Bunlardan biri esnaf ocağının piri Ahi Evran’dı. Ahi Evran, Hünkarın üç yüz altmış halifesinden ulu bir evliya olarak Ahiliğin Piri idi. Bu konu Hacı Bektaş Veli velayetnamesinde şöyle anlatılmaktadır.
Hünkar Hacı Bektaş Horosani Kaddesallahu sırrehül aziz yedi hanelik Karahöyük köyüne geldiğinde, türlü türlü kerametlerle etrafa şöhretini duyurmuştu. Muhip ve seviciler akın akın ziyaretine gelirlerdi.
Kırşehir’in o zamanki ismi Gülşehir’di. O Zamanlar, cami kavramı adet değildi. İbadethanelere Mescit denirdi. Kırşehir’de mescitler, medreseler çoktu. Kırşehir alimler, müderrisler, fazıllar, kamillerle, talebelerle dolu idi
Hacı Bektaş-ı Veli gelip, karahöyüğün yedi evli köyüne oturduğunda, Ahi Evran Kırşehir’in içinde değildi. Sonradan gelip yerleşti. Zira Ahi Evran hazretlerinin kerametleri, alemce duyulmuştu. Ahi Evran, Denizli’den Konya’dan Kayseri’ye geldi. Oradan da Kırşehir’e yerleşti. Sonra Kırşehir’de öğrenildi ki, Ahi Evran, yetmiş ulu evliyalardandır.
Tarihi belgelerde şu ana kadar, Ahi Evran’ın ailesinden bahseden, soyuna-sopuna ilişkin hiçbir kayıt bulunmamaktadır. Lakin, gayıp erenlerinden oluşu kesindir. Toplumda Şeyh Sadredddin Konvevi zuhur eyledi. Onu kimse bilmez ve sırrına ermezdi.
Amma Ahi Evran Hazretlerinin kerametleri alemde duyulmuştu. Hünkar Hacı Bektaş Veli ile Ahi Evran zatları ikisi birlikte hareket ederlerdi. Sadece bilinen gerçek bu idi. Muhabbet ve kerametleri birdir. Hatta:
Ahi Evran buyruğunun birinde diyor ki: ”Kim sohbeti sırasında, beni şeyh kabul ediyorsa, önce Hacı Bektaş Veli Sultan’a varsın” . Bu menakıp, Celilü Kadir’de Ahi Evran Hazretleri bahsolundu. Örneğin ; Denizli’den Kırşehir’e gelene kadar Menakıpta zikrolup adı geçmektedir.
Hacı Bektaş Veli’nin Ahi Evran ile buluşması
Günlerin birinde candan muhipler Ahi Evran’ın başına toplanmış sohbet ederlerdi. Cem-i Sohbet sırasında, Hacı Bektaş Veli’nin keramet ve mucizelerinden bahsedildi. Ahi Evran kulak verip dinledi ve coşa geldi. Kalbi deryalar gibi coştu. İspatı ile anlatılan bu alemlere aşık oldu. Hünkâr’ın didarına varıp, onunla görüşmek istedi, Kırşehir’den kalkarak, Sulucakarahöyük’e doğru yola çıktı. Bu hal, Hünkâr’a malum oldu, O da Kırşehir’e doğru yola düştü. Kırşehir’in yakınında bir tepe vardı, oradan Kırşehir görünürdü. O tepenin üstünde buluştular. Oturup sohbet ettiler. Sonra vedalaştılar, Hünkâr, Sulucakarahöyük’e döndü, Ahi Evran da Kırşehir’e gitti.
Hacı Bektaş, bir kere daha, Ahi Evran’ı görmek için Kırşehir’e hareket etti. Ahi Evran’a malum oldu, o da karşı çıktı, tepenin üstünde birbirleriyle buluştular. Sohbet sırasında Ahi Evran, “Erenler Şahı dedi, ne olurdu, burda bir pınar olsaydı da abdest almaya, içmeye yarasaydı.” Hünkâr, mübarek eliyle bir yeri eşti, arı duru güzelim bir su çıktı. Akmaya başladı.
Ahi Evran, gene “Erenler Şahı, bir gölgelik ağaç da olsa, sıcak günlerde gölgelenirdik.” dedi. Hünkâr, “Ne ola Ahi’m” dedi. Ahi Evran’ın kavak ağacından kesilmiş bir sopası vardı, onu aldı, bir yeri kazıp dikti. Sonra bir anda yeşerdi, yapraklandı. Bu olaydan sonra Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran her zaman orada buluşup sohbet ederlerdi.
Yeşeren asanın akıbeti
Rivayet olunur ki; o asa bitip yaprak açtı. Bir çoklara yıllarca gölgelik etti. Ol pınarda yıllarca akıp birçok canlara şifalar dağıttı. Sonra Kırşehir’e biri gelip o ağacı kesti ve evinde kullandı; Ahi Evran oğulları, durumu duydular ve dediler ki; ‘İyi etmedin, bu yaptığın sana hayır getirmez, orası Ahi Evran Padişah ile Hünkâr Hacı Bektaş Velî’nin oturup sohbet ettikleri yerdi, orası âşıkların, muhiplerin ziyaret yeriydi’ demişlerdi.
Gerçekten de bir süre sonra o adam öldü. Cenazesi yakıldı, ona bile hayır etmedi. Biraz zamandan sonra pınarda battı. O makam hala oradadır. Belgelerin birinde şöyle demektedir.
Hacı Bektaş Veli ile Ahi evran buluştuklarında, Ahi Evran Hünkar’ı Kırşehir’e davet etti. Deki ki;
- Hünkar’ın lütfeyle bu gün hanemize varalım. Hürmet ve hizmette bulunalım.
Hünkar Hacı Bektaş bu davete icabet ederek kabul etti. Kırşehir halkına haber verilince, bilumum gelip Ulu Hürkar’ın elini öpüp, sohbetini dinlemeye koyuldular.
Kırşehir’de meğer bir sorun vardı. O sorunu teftiş edip araştırmak, padişah tarafından Kalecik Kadısına görev verilmiştir. O mahallenin kadısı teftiş için gelmiş ve Ahi Evran’ın evine misafir olmuştu.
Kadı gördü ki Erenler cem olmuşlar. Fillah ileri gelerek, Hacı Bektaş Veli’nin elini öptü. Yer gösterdiler oturdu.
Hazreti Hünkar Kadıya dedi ki;- Ne için buraya geldin işin nedir Kadı;
- Burada bir iş ve olay olmuş, onu teftişe geldim, dedi,.
- Hacı Bektaş Veli – Bari iyi ve kuvvetli teftiş yapabilecek misin? Diye sordu
- Kadı: İyi teftiş etmesen bu olaya gönderirler miydi beni? diye cevap verdi.
- Hacı Bektaş veli ;İyi bari iyi teftiş yapıyorsunuz. Biz bunca zamandır aynı çabadayız. Teftiş edemedik.
Kadı, Ulu Hünkar’dan bu sözünü işitti. Bu konuşma neticesi kadıya tesir etti. Kadı hayretle düşünürken Hacı Bektaş ansızın yüz hatlarına göz gezdirdi. Kadıya bir ağırlık büründü. O halde taktir edip, aniden coşa geldi. Üç gün kendinden geçmiş ve aklı gitmiş vaziyette kaldı. Üç gün sonra kendine gelen kadı teftişliği, kadılığı terk ederek, Hacı Bektaş Veli’nin eline ayağına düştü. Ona hizmetçi oldu şunu söyledi.
- Ey Erlenler Sultanı, biz fakirlere himmet eyle dedi.
Hünkar lütfetti ve kadıyı derviş eyledi.
Hacı Bektaş’ın Ahi Evran’i Molla Said’e yollaması
Molla Sadeddin’in gönlüne Hünkâr’ın sevgisi yerleşmişti. Aksaray’a gidince bir müddet sonra mollalara, ben Hacı Bektaş’ı ziyarete gideceğim, benimle gelecek varsa gelsin dedi. Mollalar, ne olmayacak iş yapıyorsun, bid’at ehli bir adama erenlerden diyorsun, evliyalık nerde, o nerde dediler. Sadeddin, yüreğimi çıkardı, sıktı, üç damla kan damladı. Bir bıyığını kestim, lüle gibi kan boşandı, tuz madenini buldu, içinizde, böyle şeyler yapmaya gücü yeten var mı? Siz gitmezseniz ben yalnız giderim dedi. Bu sözü duyan mollalardan biri, ben giderim dedi, biri daha, derken bir başkası daha… Böyle böylece otuz molla, hocalarıyla beraber gitmeye karar verdi. Aksaray’dan çıkıp yola düştüler. Sadeddin katırına binmişti, öbürleri yaya gitmedeydi.
Yolda birisine rastladılar, Hünkâr’m nerde olduğunu sordular. O adam, Kırşehri’nde Ahi Evran derler bir derviş var, onunla görüşmeye gitti diye haber verdi. Mollalardan biri, “ben dedi, hocaya uymak, onu yalnız bırakmamak için gidiyorum, yoksa onda evliyalık nerde?..Adını anarsam karım -boş olsun. “ Bu sözü duyan bir başkası da ayni sözü söyledi.
Böylece otuzu da adını anarsak karımız boş olsun dediler.
Ogün, geceye dek yürüdüler. Gece olunca yattılar, uyudular. Sabahleyin yola düştüler, gide gide Kızılırmak’a vardılar. Kıyıya gelince Mollalardan biri, benim düşüm azmış, yıkanayım dedi. Öbürü, öbürü, derken otuzu da aynı sözü söyledi, soyunup suya girdiler. Said de dostlara uymak gerek deyip katırdan indi, onu bir yere bağladı, soyunup suya girdi. Elbiselerini, hep bir yere yığmışlardı.
Hacı Bektaş, Ahi Evran’le, önce anlattığımız pınar kıyısında o ağacın başında oturuyordu. Sohbet ederlerken “Ahi’m dedi, mollalar, bizim adımızı anmamaya şart ettiler. Şimdi suya girdiler, kalk, yürü de onları, adımızı anmadıkça sudan çıkarma.”
Ahi Evran, hemen Evran şekline girdi, bir anda oraya vardı, elbiselerinin üstüne çöreklendi, kuyruğunun üstüne başını koydu. Mollalar, yıkandılar, içlerinden birine, sudan çık da dediler, elbiselerimizi getir, giyinelim. O bilgin çıktı, fakat bir de ne görsün? Elbiselerin üstünde koca bir ejderha var, gözleri külhan yalımı gibi yanmada. Korkusundan hemen kaçtı, su içine düştü. Beti benzi uçmuştu, tirtir titremedeydi. Mollalar, hay ne oldun diye başına üştüler. Molla, gördüğünü söyledi. Hepsi de korktular, Sadeddin’in yüzüne bakakaldılar.
Sadeddin, burası dedi ejderha olacak yer değil, katırımı yutmuş mu?
Ejderhayı gören bilgin, yok dedi, katır duruyor. Bunun üzerine Sadeddin,bu dedi, olsa olsa, ziyaretine vardığımız erin bir işidir. Bir de ben bakayım, göreyim. Sudan çıkıp ileri yarınca ejderha, başını kaldırıp öyle bir kükredi ki Sadeddin de kendisini suya dar etti. Mollalara, hep birden gidelim dedi, Hünkâr’ı çağıralım, o yardım etsin bize. Mollalar, nasıl çağırırız dediler, biz onu anmamayı şart ettik. Said, işte dedi, şimdi iş anlaşıldı. Onu çağırmadıkça imkânı yok, bu işten kurtulamayız. Nihayet ister istemez, ejderhaya karşı durup hep birden: “Ya Hünkâr” diye bağırdılar. Ejderha, bir anda kayboldu, sanki hiç orda yokmuş.
Seyyid izzl-i Mervi’nin (Allah’m rahmeti üzerine olsun) Fütüvvetnamesi
Bu metin, hem Seyyid İzzî-i Mervî’nin Fütüvvetnâmesinin özünü korumakta hem de günümüz okuyucusunun kolayca anlayabileceği sade bir dille, tekrarlar ayıklanarak bütüncül bir hâle getirilmiştir.
- Doğruluğu hayatının temeli yap.
- Vefalı ve güvenilir ol.
- Verdiğin sözü mutlaka yerine getir.
- Kendin için istediğini başkaları için de iste.
- Sana kötülük edene bile kötülükle karşılık verme.
- Dostuna da düşmanına da adaletle davran.
- Kimseyi dışlama; herkesi insan olarak gör.
- Gönül kırma, gönül yap.
- Muhtaçlara yardım et, ihtiyaç sahiplerini gözet.
- Cömert ol; ekmeğini ve imkânlarını paylaş.
- Misafirini güler yüz ve ikramla ağırla.
- İyiliği karşılık beklemeden yap.
- Alçak gönüllü ol; kibirden uzak dur.
- Sabırlı ve yumuşak huylu ol.
- Öfkeni kontrol et.
- Kin, nefret ve intikam duygularını kalbinden çıkar.
- Kıskançlıktan uzak dur.
- İnsanların kusurlarını araştırma; ayıplarını ört.
- Yalan söyleme, hile yapma ve fitne çıkarma.
- Dedikodu ve iftiradan uzak dur.
- Dilini kötü sözlerden koru.
- Gereksiz konuşma.
- İçin dışın bir olsun; iki yüzlü olma.
- Samimiyetini hiçbir zaman kaybetme.
- Her zaman edepli davran.
- Hayâ sahibi ol.
- Gözünü ve gönlünü haramdan koru.
- Nefsinin arzularına esir olma.
- Dünya malına gönül bağlama.
- Kanaatkâr ol.
- Dünya menfaati için doğruluktan ayrılma.
- Allah’a içtenlikle kulluk et.
- İbadetlerini aksatma.
- Nimetlere şükret.
- Zorluklar karşısında sabret.
- Güzel söz söyle.
- Sır saklamasını bil.
- Çağrılmadığın yere gitme.
- Kötü huylu kimselerle arkadaşlık kurma.
- İyi insanların izinden git.
- Hizmeti bir şeref kabul et.
- İnsanların hakkını gözet.
- Her zaman insaflı ve adaletli ol.
- Gençlere merhamet, yaşlılara saygı göster.
- Öğüt verirken kırıcı olma.
- Öğrendiklerini hayatına uygula.
Ahi’yi Fütüvetten Düşüren Şeyeler
1 – İçki içmek (Şarhoşluk veren şeyler, alkol bağımlılığı, uyuşturucu, mal, makam, para sarhoşluğu gibi)
2 – Zina etmek (Şehvetine yenik düşmek)
3 – Livata Etmek (Erkek erkeğe ilişki – Lut kavmini helak eden kötü huy)
4 – Gammazlıkta bulunmak (Gizlice Halkı kötüleyip zarar görmesine sebep olmak)
5 – Münafıklık etmek (Gönlünde kötülük bulundurmak)
6 – Kibirlenmek (Ululuk taslamak, büyüklenmek yani İblis huyuna sahip olmak)
7 – Haset etmek (Başkasının başarılarını kıskanmak ve başarısız olmasını istemek ve bu uğurda uğraşmak)
8 – Kin tutmak (Öç almak, düşmanlık yapmak için nefret duygusunu kalbe sokmak)
9 – Yalan Söylemek (Arif doğru sözden başka bir söz söylemez. Doğruluk Tanrı vasfıdır)
10 – Sözünde durmamak (Faydasız insanları hali)
11- Hainlik etmek (Emanete ihanet etmek)
12- Namahreme bakmak (Başkasının namusuna bakmak)
13 – Ayıp aramak (Başkasının ayıbını gözetip kendi ayıbını görmemek)
14- Cimrilik etmek
15 – Gıybette Bulunmak (Başkasının arkasından konuşmak)
16 – İftira etmek
17 – Hırsızlık (Elinle koymadığını alma)
18 – Haram Yemek
Abdülbaki Gölpınarlı’nın Fütüvvet teşkilatı isimli eserinden kaynak olarak yararlanılmıştır.
Ahmet Gülşehri’nin mesnevisne göre Ahilik ve Ahi Evren
Aşağıdaki metin, Ahmet Gülşehrî’nin “Kerâmât-ı Ahi Evran” adlı eserinin özünü koruyarak Ahilik bakış açısıyla günümüz Türkçesiyle sadeleştirilmiş ve özetlenmiştir.
Allah rehberdir, Bismillah diyerek yola gir. Şefaat edecek Hz. Muhammed gibi peygamberi, sonra da onun yoluna layık olan erleri an.
Ahi Evran bu dünyada ahiliği kuran ve tüm ahilerin sultanıydı. Onun himmeti insanı Tanrı’ya ulaştırır; kendisi Hz. Muhammed’in dünyadaki en has ümmetidir. Ahi Evran Hakka ermiş ve Tanrı’nın cemalini görmüş bir velidir.
Dünyada tam 93 yıl yaşadı; ne önünden helal olmayan bir lokma geçti ne de harama el uzattı. Gönlünü şehvet ateşine yakmadı, kimsenin namusuna/yüzüne kötü gözle bakmadı. Akla dost, nefse düşmandı; dini de ahlakı da tertemizdi. Yetiştirdiği öğrencilerin bedenindeki can gibiydi. Bahşiş ve cömertlikte o kadar cömertti ki, cömertliğiyle bilinen Hatem-i Tayi bile onun yanında yoksul kalırdı. Hz. Muhammed’in bayraktarı, Hz. Ali’nin sevgili dostuydu. Kutup makamına ermiş, “Üçler”, “Yediler” ve “Kırklar” ile sırdaş olmuş, yetmiş ere ve üç yüz rehbere yoldaş olup hepsinin sırrını bilmişti. Erenler meclisinde ona “Ariflerin Kutbu” derlerdi. Onda hem keramet hem cömertlik, hem yiğitlik (fütüvvet) hem de mertlik (mürüvvet) vardı.
O, namazda iken manada Kabe’de, Kudüs’te (Beytü’l-Makdis), Şam’da (Şam coğrafyası), Medine’de, Halilürrahman’da resullerin maneviyatı ile olur sonra kendi beden alemine dönerdi.
Hastalandığında ilaç kullanmadı; sağlıklıyken de bir an bile yatıp dinlenmemişti. Allah onun canını öyle kolay aldı ki, can alıcı melek bile buna hayran kaldı. Şimdi cennette Tanrı’nın cemalini seyretmektedir. Huriler (Hu nefesinden var olan melekler) ona yoldaş olmuştur, evi Tuba ağacının altındadır. Dünyadan göç ettiği o gece ay tutuldu, hiçbir yıldızın ışığı görünmedi. Ertesi gün matem halkın yüreğini dağladı; yer ve gök onun yasında ağladı. Eyvah ki o cihannın serveri, gökyüzünün altındaki en büyük er gitti!
O büyük erenler dünyada iyi bir ad bırakmak istediler ve bu uğurda canlarını ortaya koydular. Ahi Evran güzel bir ad bıraktı. Onun her hali doğruluk, en basit hali bile kerametti. Bir insanın yapabileceği en büyük keramet, kerem (cömertlik) göstermesidir. Doğru yolda olanların yaptığı bir tek iyilik, yüz kerametten daha hayırlıdır. Onu (hakikatini) gören cehenneme girmez; onu inkar eden ise Tanrı’ya ulaşamaz.
İnsanların içinden geçen düşünceleri bilir ve ihtiyaçlarını karşılardı. Dağlarıgibi dertlere çare olur onların yolunu ova gibi açardı. Göklerin sırrını bilir, dünya denizinin üstünde koşardı. Her gün Hızır ile birlikte yürür. Gemiye (nebilerin ve ehlibeytin gemisi) binen pek çok kişiye yardıma yetişti. O, “Nefsinin cimriliğinden korunanlar kurtulmuştur” ayetine uyardı; onun sofrasından yüz binlerce kişi yemek yedi. “Müminler ölmez (sadece dünyasını değiştirir)” sırrıyla göç etti. Ben (Gülşehri) elli yıl onun yanından hizmet ettim.
Sekiz cennet onun için bir eşik gibidir; yedi kat gökte onun çırağı (ışığı) yanar. Şimdi cennette gılmanlar ona hizmet etmektedir. Onun makamında güneş gibi parlayan yüz yirmi bin ışık yanar. Dünya döndükçe onun çerağı dünyada yanmaya devam edecektir.
Ben (Gülşehri) Rum ilinden (Anadolu’dan) Kabe’ye gitmek üzere yola çıktığımda, Ahi Evran’ı Kabe’de tavaf ederken gördüm; sırrını Hakka söylüyordu. Bir hayal gibi önüme geldi ve sonra kayboldu. Memlekete döndüğümde Ahi bana şakayla, “Kabe’de kimi arıyordun?” dedi. Ben, “Orada sizi gördüm efendim” dedim. O ise, “Benim oraya gittiğim yok, sana görünen kim bilir kimdi? O yolda sana görünen, aslında senin bana olan saygındandı” dedi. Önce o gizemli olaydan ipucu verdi, sonra sırrını benden yine gizledi.
Onun en sevdiği iş sofra kurup insanları doyurmaktı. Sofrasında etli ve pirinçli aşlar, kazan kazan helva olurdu. Bir ekmek ve bir kap yemek, yüz tane boş ve kuru laftan daha üstündür. İlimle ne kadar yükselirsen yüksel, acıkınca bir lokma ekmeğe muhtaç kalırsın. İnsan cömertlikle, ekmek yedirmekle Tanrı’ya erer; çünkü amelsiz ilim işe yaramaz. Yol eri temiz ahlaklı olmalı ve ahiret azığını buradan hazırla. Dünya bir tarladır, buradan günahlarını silecek güzel ameller (azıklar) topla.
Ahi Evran’ın hazırladığı o manevi azıklar tüm cennet ehlini doyurdu. Her gece onun dergâhında yüz kişi sofra yer ve hepsi “Ahi’nin canına rahmet olsun” der. Onun terbiyesiyle yetişen ahilerin her biri son derece cömerttir. Ekmekleri bol, aşları yağlıdır; hizmet için bellerini bağlamışlardır. Ahiliğe ikrar vermişlerdir. Yaşlılar saygıyla oturur, gençler hizmette durur.
Kim Ahi yoluna girer ve bu değeri gösterirse, ona ulu kişi deyiniz. Ahilikte parası olmayan da olan da halkın gözünde birdir, herkes eşittir. Bizi büyük kılan para değil, doğru söz ve ahlaktır. Dünyayı terk etmek ahiret sağlamlığıdır. Ululuk istersen kibir ve dünya malını terk et. Ahi olan kişi kesesinin ağzını cömertlikle açmalıdır.
Fütüvvet (Ahilik) yolunun altı şartı vardır; üçü açık, üçü kapalıdır. Bu gerçeği iyi dinleyin: Kapısı, alnı (yüzü) ve sofrası açık olmalı; dili (kötü sözden), gözü (haramdan) ve beli (zinadan) ise bağlı (kapalı) olmalıdır. Bu altı özellik Ahi Evran’ın kendisinde tam manasıyla vardı.
Ahi Evran bize çok lütfetti, bu dergâhta bize de bir yer bağışladı. “Bu yer senindir, başkasının değildir” dedi. Bu temiz dünyada, makamına layık temiz insanların oturması gerekir. Aslan avlamak tilkilerin işi değildir. Her kim doğduysa bir gün ölecektir, insandan geriye kalan sadece iyi bir addır.
Biz de bu gök altındaki erenlerin yoldaşlarıyız. Dünya kimseye kalmaz; kalsaydı Rüstem’e, İsfendiyar’a, Hatem’e kalırdı. Dünyada yaşayan her canlı ölümü tadacaktır.
Ey Ahi’nin mertebesini dinleyen kişi! Bu erenlerin yoluna hizmet et. Eğer ahireti kazanmak istiyorsan, canını ve nefsini bu yolda feda et.
Kaynaklar :
- Hacı Bektaş-ı Veli velayetnamesi Hacı Bektaş-ı Veli Velayetnamesi
- 13.-15. YÜZYILLARDA ANADOLU’DA AHİLİK: KURUMSALLAŞMA, TOPLUMSAL YAPI VE İDEOLOJİ – Alireza MOGHADDAM
- Uluslararas1 Ahilik Kiiltiirii ve Kir§ehir Sempozyumu The 1 sr International Symposium on Culture of Akhism and Kirsehir 15-17 EKiM I OCTOBER 2008 ~EH~R – BiLD iRiLER – Cilt II
- Kerâmât-ı Ahi Evran Mesnevîsi Üzerine Notlar – AHMET KARTAL
- Gölpınarlı, Abdülbâki. (2019). İslâm ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilâtı . İstanbul: Derin Yayınları.
- Uluslararası Ahilik Kültürü ve Kırşehir Sempozyumu • Cilt-1 / SEYYiD İzzi-i Mervi’Nnin Manzum Fütüvvetnamesi – Doç Dr. Ömur CEYLAN
Not: Kerâmât-ı Ahi Evran – Ahmet Gülşehri mesnevinin Türkçe sadeleştirilmesinde chatgpt’den faydalanılmıştır.
Hazırlayan : Nihat Vural
İlk yayın: 14.05.2017
güncelleme: 18.07.2024

ahi-evran-türbesi

ahi evran veli kırşehir