Musa İsa Muhammed’in Yolu Birdir ve İslam Nedir?
İslam, Allah Katındaki Tek Yoldur
Nebiler ve kutsal kitaplar, Yüce Tanrı’nın insanlığa en büyük hediyesidir. İslam; Hz. Âdem ile başlamış; Hz. Davut, Hz. Musa, Hz. İsa gibi tüm nebiler ile aşama aşama tebliğ edilmiş ve Hz. Muhammed Mustafa tarafından Veda Haccı’nda “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size olan nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim.” (Mâide, 3) tamamlanmıştır.
İslam; İnsanlığa hakikat, iyiliği, adaleti ve sevgiyi öğretmek amacıyla tebliğ edilmiştir. Hz. Muhammed bu hakikati “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” sözü ile mühürlemiştir. Bu hakikat, Ehlibeyt ve gerçek erenler tarafından en güzel örnekleriyle yaşatılmaya devam etmiştir.
Kur’an-ı Kerim İslam hakikatini şöyle beyan eder:
“Şüphesiz Allah katında din İslam’dır. Kitap verilenlerin ayrılığa düşmesi ise aralarındaki ihtirastandır…” (Âl-i İmrân, 19)
Ancak tarih boyunca insanların dünyevi hırslarla veya cehaleti ile din adına uydurduğu onlarca batıl yorum ortaya çıkmıştır. Bu batıl yorumların çoğu ise dinin kendisi yapılmıştır. Hz. Muhammed “”De ki: Hak geldi, batıl yok oldu… İsrâ-81” ayetini İbrahim yolunda olduğunu iddia eden müşrikler için söylemiştir. Oysa Mâide Suresi 66. ayette belirtildiği gibi insanlık, kendilerine indirilen ilahi vahiyleri (Tevrat’ı, İncil’i ve Kur’an’ı) hakkıyla uygulasaydı, hem yeryüzü hem de insanların gönülleri birer huzur yurdu olurdu.
Müslüman ve Mümin Kime Denir?
Kur’an-ı Kerim’de Müslüman (Müslim / çoğulu Müslimîn), kelime anlamı olarak “Allah’a teslim olan, barış ve esenliği benimseyen kişi” demektir. “İslam” ve “Müslüman” kelimeleri, “silm” yani barış kökünden gelir. Bu barışın ilk basamağı kişinin kendi nefsini kötülükten uzaklaşıp iyilik yapmak ile başlar.
Hz. Muhammed’in şu hadisi, coğrafyaları, şekilci kalıpları ve siyasi görüşleri aşan evrensel bir ölçü koymaktadır:
“Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Mümin ise insanların canları, malları ve namusları konusunda kendisinden emin olduğu kişidir.” Bu görüş Kuran’da Fatiha Suresinde “İhdinassırâtel müstakîm” (Bizi dosdoğru yola ilet) ile mana bulmuş “Sırat-ı Müstakim üzre gözetirim Rahim” beyti ile Nesimi’de ,“Eline, diline, beline sahip ol” ile Hacı Bektaş-ı Veli ve Ahi Evran’ gibi erenlerde hayat bulmuştur.
Yüce Tanrı, Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim, Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Süleyman, Hz. Lût ve Hz. İsa gibi tüm nebilerin inanç açısından Müslüman olduğunu açıkça bildirmiştir. (bkz. Âl-i İmrân 52/67, Bakara 132, Yusuf 101, Yûnus 84, Neml 30-31, Zâriyât 35-36, Mâide 111). Yaratılanın hakikatinin aynı olduğu, yaratılış icabı insanların kardeş olduğu Yunus Emre’nin “Yaratılanı severim, Yaradan’dan ötürü” sözü ile gönüllere girmiştir.
İlahi Yasaların Evrensel Ortaklığı: Zebur, Tevrat, İncil ve Kur’an
Müminler; Hz. Muhammed’e inandıkları gibi ondan önceki tüm nebilere ve ilahi kitaplara da iman ederler. Kur’an, önceki kitapları tasdik eder ve onların özünü kapsar.
Bakara Suresi 106. ayette şöyle buyrulur:
“Biz bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak, mutlaka ondan daha hayırlısını yahut benzerini getiririz…”
Kutsal kitapların bir manevi yönü vardır ve bu yön insan gönlünde saklıdır. Her ayet, ahlaklı ve temiz bir gönülle okunup hayata tatbik edilmelidir:
“Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun bir kısmı muhkem (açık ve esas) ayetlerdir ki bunlar Kitab’ın anasıdır. Diğer bir kısmı ise müteşâbih (derin anlamlı, mecazi) ayetlerdir…” (Âl-i İmrân, 7)
Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya ve diğer tüm nebilere indirilen mesajların özü birdir. Dinleri ve mezhepleri fırkalara ayırarak “Cennete sadece biz gideceğiz” diyenler büyük bir yanılgı içindedir:
“‘Yahudi yahut Hristiyan olandan başkası cennete asla giremeyecek’ dediler. Bu onların kuruntusudur. De ki: ‘Eğer doğru sözlü iseniz kanıtınızı getirin!'” (Bakara, 111)
Oysa kurtuluşun anahtarı nettir: İman etmek ve salih amel (iyi işler) işlemektir. İman ise temiz kalbin halidir.
“İman edenler, Yahudiler, Hristiyanlar ve Sâbiîlerden her kim Allah’a ve ahiret gününe inanıp barışa ve hayra yönelik işler yaparsa, Rableri katında mükafatlarını alacaklardır…” (Bakara, 62)
Tüm Nebileri Bir Bilmek
Hz. Âdem’den başlayıp Hâtemü’n-Nebiyyîn (Nebilerin Sonuncusu) Hz. Muhammed’e kadar gelen tüm elçiler; Kur’an’ın ifadesiyle Mustafâ / Müctebâ yani “seçilmiş, süzülmüş ve tertemiz kılınmış” aynı nurun taşıyıcılarıdır.
“Allah’a ve resullerine iman edip onlardan hiçbirini diğerinden ayırmayanlara gelince, Allah onların ödüllerini yakında verecektir.” (Nisa, 152)
Yüce Tanrı Nebileri birçok isim ile anmıştır. Bunlar içinde en dikkat çekenler şunlardır;
- Safiyullah (Allah’ın Saflığı): Hz. Âdem
- Halîlullah (Allah’ın Dostu): Hz. İbrahim
- Kelîmullah (Allah’ın Kelamı): Hz. Musa
- Rûhullah / Kelimetullah (Allah’ın Ruhu/Kelimesi): Hz. İsa
- Zünnûn / Sâhibü’l-Hût (Balık Sahibi): Hz. Yunus
- Zebîhullah (Allah’ın Kurbanı: Hz. İsmail
- Habîbullah (Allah’ın Sevgilisi): Hz. Muhammed
“Ey iman edenler! Allah’a, Resulüne, Resulüne indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği Kitab’a iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, resullerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (Nisa, 136)
Barış Esastır, Savaş İse İstisna
Kur’an her şeyden önce barışı tesis etmeyi emreder:
“Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle savaşırlarsa, hemen aralarını düzeltip barıştırın…” (Hucurât, 9)
Bir karıncayı bile yoktan var edemeyen insanoğlu için cana kıymak kesinlikle yasaktır:
“Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası içinde ebedi kalacağı cehennemdir…” (Nisa, 93)
Kur’an; Ehl-i Kitap ile evlenmeye (Mâide, 5) ve onların helal yemeklerini yemeye izin verir. Savaş izni ise yalnızca savunma ve adalet içindir:
“Sizinle savaşanlarla Allah yolunda siz de savaşın; fakat haksız saldırıda bulunup aşırı gitmeyin…” (Bakara, 190)
İslam Adına Kullanılan Yanlış Kavramlar
“İslam ülkesi”, “İslamcı”, “İslami giyim” veya “İslam devleti” gibi kavramsallaştırmalar Kur’an’ın ve nebilerin dilinde yoktur. Bir sisteme veya eşyaya “İslam” adını vermek onu İslam yapmaz. İslam, devletlere veya topraklara değil, doğrudan insan vicdanına ve ruhuna indirilmiştir. Nebiler “İslam” kelimesini sadece Hak dini için kullanmış, bunun dışında bu isim kullanmadılar.
Tarih boyunca saltanat sahipleri kendi çıkarlarını korumak için dini sınıflar oluşturmuş, ticari ve siyasi ikballeri için inancı bir araç olarak kullandılar. İslam ve erenlerin isimleri ticari ve siyasi amaçla kullanımı yaygınlaşmaktadır.
Allah’ın kitaptan indirdiği şeyi gizleyip onu basit bir ücret karşılığı satanlar, karınlarında ateşten başka bir şey yemiş olmazlar. Kıyamet günü, Allah onlarla konuşmayacaktır, onları arındırmayacaktır. Onlar için korkunç bir azap vardır. Bakara-174
Destekleye Bazı Kuran Ayetleri
Ehlibeyt ve Erenlerin anlayışına göre hazırlanmıştır.
- “De ki: Şüphesiz benim salatım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.” (En’âm, 162-163. Ayetler)
- “Kelimelerin en güzeli, ‘Ben şüphesiz Müslümanlardanım’ diyerek Allah’a çağıran ve salih amel işleyenin sözüdür.” (Fussilet-33)
- “…Bana Müslümanlardan (müslimîn) olmam emredildi.” (Yûnus-72)
- …O, kendinden öncekinin tasdiki ve Kitap’ın ayrıntılı kılınmasıdır. Kuşku ve çelişme yoktur onda. Âlemlerin Rabbi’ndendir o. Yunus-37
- Hem sana vahyedilene hem de senden önce vahyedilene inananlardır onlar. Âhireti gereğince kavrayıp anlayanlar da onlardır. Bakara 4
- De ki: “Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına indirilmiş olana, Mûsa’ya, İsa’ya ve diğer nebilere Rablerinden verilmiş bulunana inandık. Onlardan hiçbirini ötekinden ayırmayız. Biz O’na teslim olanlarız.” Ali İmran 84
- Senden önce gönderdiğimiz resullerimize uygulanan yöntem de buydu. Sen bizim yol ve yöntemimizde değişme bulamazsın. İsra-77
- Ona Kitap’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. Ali İmran 48
- Onlar ki Kur’an’ı parça parça/bölük bölük/falcılık aracı yaptılar. Hicr-91
- İçlerinde ümmî olanlar da vardır ki Kitap’ı bilmezler, sadece anlamını bilmeden okuyuşlar/hurafeler/hayal ve kuruntular bilirler. Onlar yalnız sanıya saplanırlar. Bakara-78
- “Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve kendilerine indirilmiş olanı gerektiği şekilde uygulasalardı elbette ki hem üstlerinden hem ayaklarının altından rızıklanacaklardı…” Maide – 66
www.cemhaber.com
Düzenleyen: Nihat Vural
İlk Yayın: 14.11.2017 | Güncelleme: 17.07.2026