Suriye Karşıtlığını kim körüklüyor

Suriye üzerine kaleme alacağım makalemde, bu konuyla alakalı olarak inciler döktüren kalemşörleri yakinen tanıtmaya devam edeceğimizi ifade etmiştim: 

1- Bekir Hazar: Takvim gazetesi yazarı. 11 haziran 2011 tarihli makalesinde, siyasi görgüsüzlüğün daniskasını sergilemiş. “Aslanlar yaslanır veya zayıf düşünce çakallara maskara olur“ tabirine uygun davranmış. Zayıf düşen “stratejik müttefikimiz“ Suriye’ye düşmanlığını PKK‘yı istismar ederek yapıyor. 12 sene önce hasıl olmuş bir hususu tekrar temcit pilavı gibi ısıtıp servise koyması kötü niyet tezahürüdür: Yahu kardeşim, 1998 de Suriye-Türkiye ilişkilerinde dönüm noktası oluşturan Adana güvenlik mutabakatı imzalanmış. Suriye, Türkiye güvenlik birimlerine onlarca PKK elemanını teslim etmiş. İki ülke arasında örnek teşkil edecek güvenlik-askeri işbirliği önemli bir merhale kat etmiş. Türkiye, Suriye’de güvenlik istasyonları tahsis etmiş. Bu istasyonları vesilesi ile Suriye güvenlik birimleri ile düzenli bir koordinasyon sağlamış. İki ülke Stratejik Yüksek İstişare Konseyi ile bir devlet olma yönünde ciddi adımlar atmış, vizeler kalkmış, Samgen Vize antlaşması imzalanmış, gümrük birliği, ortak üretim, ortak askeri manevralar ve daha nice konularda fikir birliği sağlanmış, yani köprünün altından nice sular akmış… Ama bizim Bekir Amerika’yı yeni keşfeden Donkişotlar gibi bugün çok kimsenin ve tarafın acımasızca saldırdığı komsumuz Suriye’yi geçmişte PKK’ya verdiği desteği hatırlatarak bir tasla iki kus vurmayı hedeflemiş: Suriye’ye saldıran NATO ile ortak hareket eden zihniyetin parçası olmuş, ayrıca “Türk Milliyetçi“ kitleleri Suriye’ye karşı uyarmak istemiş. Sözüm ona “Ey Türk zamanında PKK’ya destek veren Suriye’ye sahip çıkma“ telkininde bulunuyor. Bekir bey, bindiği dalı kestiğinin farkında değil. Suriye‘yi kaosa sürüklemek isteyen merkezlerin esas amaç itibariyle Türkiye’yi hedef tahtasına koyduklarının idraki içinde değil. Bunu bilmeyen bir kalemin köşe yazarlığı yapması hazindir.

2- Hakan Albayrak: Yeni Şafak gazetesi yazarı. Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalesini isteyecek kadar gözü dönmüş. Komsu ve dost bir ülkenin egemenliğine saygı duyulması gerektiğini bilmeyecek kadar diplomasi yoksunu. Peygamber efendimiz ve ocağına incir ağacı diken Muaviye-Yezid terbiyesine uygun hareket ediyor. Alevi düşmanlığının daniskasını sergilemekten kaçınmıyor. Dini hoşgörü ve bir arada yasam felsefesinin markası olan Suriye’ye Alevi düşmanlığı perspektifinden vurmaya çalışıyor. Kalitesiz yazıları provokasyon, yalan ve saldırganlık üzerine kurulu. Zaten her türlü provokatif, fitne ve fesat faaliyetlere destek vermek asli görevi haline gelmiş. Okuyucularını mezhepsel düşmanlık temelinde yönlendiren toplum mühendisliği yapmak tek amacı haline gelmiş. Bununla hangi “ulvi” hedeflere hizmet ettiği meçhul ama Türkiye-Suriye dostluğunu dinamitlemek istediği aşikar. Objektif gazetecilik yapacağına, tarafsız bir gözlemci olarak bölgemizin hayrı, huzuru ve istikrarı için kalem oynatacağına, sevgi kaynağı olan yüce Rabbimizin adini kullanarak Suriye’yi yönetenlere lanetler okuyor. “Dinime söven Müslüman olsa bari” sözünün tecelli ettiği bir şahsiyet. Allah günahlarını affetsin. Tarihe havale ettik.

3- Vatan Gazetesi: Suriye haberlerini, Pentagon, Brüksel ve Tel Aviv ağzıyla veriyor. Tam bir yalan makinesi. İsrail’in Debka File adli sitesinden devşirdiği haberlerle on senedir turlu cefa ve emeklerle inşa ettiğimiz Türkiye-Suriye dostluğuna büyük kötülükler yapmaktan kaçınmıyor. Bünyesinde yazan Mengi, Ataklı, Muhtar ve Mutlu bu gidişattan mutlular mi? Suriye’ye karşı yürütülen bilgi kirliliğinde yer alan gazetelerini uyarmak gibi bir görevleri yok mu?

4- Sözcü Gazetesi: Dış haberler servisinde çok başarısız. Başka alanlarda ortaya koyduğu önemli ve objektif çalışmalar komsu ülkelerimizde olup biten hadiselere yansımamış.

5- Emre Kongar: NTV de Barlas ile birlikte yaptığı programda eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’yi öldüren ismi açıkladı: Bessar Esad’ın kardeşi Mahir Esad. Akademik metodolojiden ve objektiflikten sürekli bahseden Emre Hoca’ya helal olsun. ABD ve İsrail’in olaydan 5 dakika sonra katili ilan etmişti Suriye. Emre hoca daha iyi bir dedektif. O katili biliyor. Aslında Emre hoca bu önemli bilgiyi 6 senedir saklı tuttuğu için yargılanabilir. Yargılanır mi, yargılanmaz mi? Bu konuyu hukukçularımıza bırakalım. Eh artik Emre hoca bu derin zekası ile Türkiye’deki faili meçhul katliamların arkasındaki isimleri açıklamaya baslar.

6- Haber10.com sitesi, Robert Fisk denilen CIA toplum mühendisini de yanlarına alarak tam bir bilgi kirliliği içindeler. Türkiye’de ki bazı Alevilerin Facebook’ta Suriye iktidarını desteklemeleri ve dini-söven söylemler içinde olmalarını eleştirmiş. Hatta yetkililerden bu sitelerin kapanması için çağrıda bulunmuş. Doğrudur, hiç bir ırkçı, selefi veya faşist-mezhepsel söylem kabul edilemez. Bu ilkeden hareketle haber10.com sitesi önce burnundan akan sümüğü görmeli, küfürbaz edebiyatından vazgeçmelidir. Çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi kendisine sokmalıdır.

7- Orhan Pamuk: Arap dünyasında gözlemlediği “bahar” rüzgarı onu duygulandırmış. Hatta ağlatmış. Brüksel, New York, Tel Aviv arasında mekik dokuyan, Ermeni ve Kürt kardeşlerimizin sorunları üzerinden popülizm yapan Noel ödüllü Orhan beyin duygusal olduğunu öğrenmiş olduk. İyi ki Arap baharı var yoksa Orhan beyi başka hiç bir şey ağlatamazdı. Haksizlik etmeyelim, onu bir şey daha çok kötü ağlatır ama şu an için bu hususu bir sır olarak saklayalım. Zamanı geldiğinde muhakkak paylaşacağız.

8- Cem TV, habercem. com, Ulusal Kanal, Aydınlık, Meltem TV, Kanal 99, Halk TV. Yeniçağ duyarlı ve sorumlu gazetecilik örneği kapsamında davranmaları takdire şayandır..

Suriyeli akademisyenlerle, öğrencilerle, esnafla, çiftçilerle, memurlarla, gazetecilerle yaptığımız görüşmelerde ortaya konulan genel algi, , AKP hükümetinin ve Erdoğan’ın Suriye’yi ama özellikle özel iliksiler geliştirdiği Esad ve ailesini aldattığı yönünde. Erdoğan’ın Suriye devleti tarafından “selefi terör örgütü“ olarak kabul edilen Muaviye (Müslüman) Kardeşler Örgütüne ( İhvan hareketi) açık destek verdiği, İstanbul ve Antalya’da Suriye aleyhine faaliyetlerde bulunmalarına izin verdiği, Türkiye’de örgüt mensuplarına yataklık ettiği, yabancı istihbarat birimleriyle bu örgüt üyeleri arasında koordinasyon görevi yaptığı, buna ilaveten Hatay vilayetimizi Suriye’ye karşı bir operasyon merkezi haline getirdiği “Müslüman kardeşlerimizle dayanışma“ yalanı altında mezhep çatışmalarının körüklenmesi için fitne-fesat tohumlarının ekildiğini ifade ediyorlar. Küçük bir azınlık Erdoğan’ın müdahalesini istediği ve muhalefeti kurtaracak ve koruyacak tek liderin Erdoğan olduğu yönünde algılarda gözlemledik. Kamuoyunun bilmesi gereken başka bir husus Türkiye-Suriye hududu ile alakalı konudur. 800 km den daha fazla bir uzunluğa sahip olan hudut, bu konumuyla Türkiye’nin en uzun SINIRIDIR. 1975 tarihinde iki ülke arasında sağlanan mutabakata binaen bu hududu sadece Türk askeri korumaktadır. Suriye tarafında hudut birlikleri yoktur. Demek ki, Türkiye’ye teslim edilmiş olan hududu koruma görevi hükümetimiz tarafından kötüye kullanılmakta ve Suriye’den Türkiye’ye geçişler teşvik edilmektedir. Farklı sebeplerle ülkemize (Hatay vilayetimize) gelen Suriyelilerin topluca kamplarda tutulmaları ve olaylar duruluncaya kadar burada güvenlikte olmaları anlaşılabilir. Velakin, bu insanların Suriye’ye karşı kullanılmaları, „katliamdan“ kaçan Suriyeliler olarak sunulmaları, bunların mezhebi üzerinden Alevi-Sünni fitneciliği yapmaları genelde Türkiye’de özelde Hatay’da yasayan Alevi kardeşlerimizi rahatsız etmektedir. 120 Suriyeli polisi katleden gurubun liderinin Türkiye’den giriş yaptığı ve silahları Türkiye’den tedarik ettiği iddiası vahimdir. Hükümetimiz bunu araştırmak ve olaya dahil olmuş olan var ise bunları yargılamakla mükelleftir. Topraklarımızı dost ve komsu ülkelerin huzuru ve istikrarını zedeleyecek eylemler için kullanılması kabul edilemez. ABD’nin İran ve Orta-Doğu politikaları uğruna komsularımızla “sıfır sorun“ politikalarını kurban edecek bir hükümeti tarih affetmez.

Önemli Not: Tayyip Erdoğan dün NTV ekranından, Türkiye sınırındaki göç yığınlarının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gündemine geleceğinin sinyalini verdi. Aynı oyun, yine aynı bölgede 20 yıl önce oynanmıştı. Amerika, 1. Körfez Savaşı’nın ardından Kuzey Irak’taki Kürt grupları ayaklandırmıştı. Ayaklanma bastırılınca da 450 bin Kürt mülteci sınırdan Türkiye’ye geçiş yaptı. Birleşmiş Milletler yardım görüntüsüyle, 36’ncı paraleli uçuşa yasak bölge ilan etti. Peşinden de Amerikan askeri “Çekiç Güç” ile bölgeye yerleşti. Irak’ın bölünmesinin en önemli adımı “Çekiç Güç” ile atıldı. Bugün aynı oyun Suriye’de sahneleniyor. Suriye, ayaklanmayı bastırınca, Türkiye’ye göç dalgası başladı. 20 yıl önce Turgut Özal’ın görevini bugün Tayip Erdoğanlar üstlendi. “Biz bu filmi daha önce izlemiştik”.

Bati Almanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Kıbrıs’ta uzun seneler kaldım. Akademik hayatimi 16 senedir bir Türk vatandaşı olarak Sam üniversitesinde sürdürmekteyim. Ağırlıklı olarak ABD ve Orta-Doğu Tarihi derslerinden sorumluyum. Suriye’ye geldiğim 90’li yıllarda Türkiye-Suriye ilişkilerinin iyileştirilmesi noktasında önemli çalışmalar yaptık. Bu esnada Suriyeli dostlarımızın daim şüphelerine maruz kaldım. ABD’den geldiğim için bu ülkenin temsilcisi olarak telakki edildik. Türk olmamdan kaynaklı donemin sorunlu ilişkilerinden dolayı turlu suçlamalara maruz kaldım. Türk tarafı daha farklı bir tutum içinde değildi. Bütün bu zorluklara rağmen Türkiye-Suriye dostluğunun inşa edilmesinde önemli bir misyonu yerine getirdik. Bu kapsamda Halep ve Sam’a Türkçe öğretim merkezleri açtık. Türk dili ve Edebiyatı bölümlerini kurduk. Ülkelerimiz arasında örnek bir ilişkinin temel taşlarını döşedik. Bu ilişkileri dinamitlemek isteyen, mezhep çatışmalarını körükleyen, ABD-İsrail ağzıyla konuşan, NATO planları içinde ülkemizi Suriye’ye karşı kullanmak isteyen güçler ülkemizdeki bazı medya kuruluşlarını, köşe yazarlarını Suriye düşmanlığı bazında toplum mühendisliği yaptırıyorlar. Erdoğan ve hükümeti “kelimatu hak yurda fiyha batıl“ (söylenen doğru hedeflenen kötülüktür) hak tabirine uygun davranmamalıdır. Desteksiz suçlamalar yapan, çamur at izi kalsın taktiklerine sarılanlara ve bizi anlamakta zorluk çekenlere bir mesajım var: Tarih öğrenin. Unlu Fransız arkeolog Andre Perrot’un unlu sözünü kulağınıza küpe yapın: Her medeni insanin iki vatani vardır. Doğduğu ülke ve Suriye. Bunu anlamakta zorlanıyorsanız Suriye’nin önemini anlatan Mustafa Kemal’i okuyun. Bütün mübarek makamların ve peygamberler yurdu Suriye’ye vurmak isteyen kötü çarpılır. Allah ülkemiz Türkiye’ye ve komşularımıza zeval vermesin. Dost ve kardeş ülke Suriye’nin huzuru ve istikrarı için yapması gereken reformları daha önceki yazılarımda samimice ifade ettim.

Doç. Dr. Mehmet Yuva
mehmetyuva@cemmedya.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9Daha fazla mesaj var Dünya Kategori
Sizin için önerilen
IŞİD’in son zulmü : recm cezası ile katliam

Irak Şam İrtica Devleti (IŞİD) militanları Suriye’nin Rakka vilayetinde bir kadını zina yaptığı gerekçesiyle taşlayarak...