99 yıl önce gönderilen mektup – Zülfü Livaneli

2011 yılında İstanbul Kitap Fuarı’nda konuşma yaparken, soru cevap bölümüne geçtiğimizde, dinleyiciler arasında bulunan bir beyefendi; “Ben sizden çok şikayetçiyim!” deyiverdi.

Olur a; benim şikâyet edilecek -hatta zaman zaman “kendimin bile tahammül edemediğim” yanlarım çoktur. Bu beyefendinin de hangi yönümden hoşnut olmadığını merak ettim doğrusu.

Kısaca, “Ben yurt dışında yaşıyorum ve her yaz başında arabamla Türkiye’ye geliyorum, günler süren yol boyunca da çok sevdiğim Nâzım’ı sizin müziğinizle dinliyorum” dedi.

“Teşekkür ederim” dedim, “peki şikâyetiniz nedir?”

“Nâzım’la benim arama giriyorsunuz!” demesin mi! “Eskiden Nâzım’ın şiirleriyle baş başa kalırdım ben; sadece ikimiz vardık. Şimdi aramıza bir üçüncü şahıs girdi; o da siz.”

Ne cevap vereceğimi bilemedim doğrusu; özür mi dileyeyim, teşekkür mü edeyim bilemedim.

Geçen yaz aynı yerde yaptığım konuşmaya bu beyefendi tekrar geldi: “Artık eskisi kadar kızmıyorum size” dedi. “Çünkü melodileriniz Nâzım’a yakışıyor, alıştım.”

Beyefendi doktormuş, adı da Tuncay Özverim. Dün ondan bu konuşmaları da hatırlattığı bir mesaj aldım ve sizlerle paylaşmak istedim.

Beyefendinin eşi, Melda Hanım, Mustafa Kemal’in genç bir subayken o zamanın deyimiyle “hissi bir alaka” duyduğu Corinne Lütfü Hanım’ın yeğeni olurmuş.

Tuncay Bey’in bana yazma nedeni ise, ellerinde bulunan 99 yıllık bir mektup. Mustafa Kemal Sofya’da askeri ataşe iken, Corinne Lütfü’ye Fransızca olarak yazdığı mektuplardan birinde “J’ai des ambitions” diye bir paragrafa başlıyor. Yani “Benim ihtiraslarım var,” Sonra şöyle devam ediyor:

“Hem de en büyükleri. Fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük meblağlar elde etmek gibi maddi emellerin tatmini ile ilgili değillerdir. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da layıkıyla yerine getirilmiş bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın prensibi bu olmuştur. Ona (bu büyük fikre) çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu muhafaza etmekten geri kalmayacağım.”

12 Ocak 1914 tarihinde 33 yaşındaki Mustafa Kemal’in Fransızca olarak yazdığı mektubun bir bölümünün çevirisi böyle. 1923 yılında kurulacak olan Cumhuriyet’in ilk manifestosu sanki.

Özverim ailesine bu mektup için teşekkür ederim..

***

Mustafa Kemal hakkındaki bütün ciddi belgelere bakın; tarihin en büyük kargaşa dönemlerinden birinde yaşadığı hâlde; hayatı boyunca temiz kalmış bir insan olduğunu göreceksiniz: Ne yolsuzluk, ne suistimal, ne katliama karışma, ne de isabetsiz kararlarla askeri kırdırma… Hiçbiri yoktur. (Şimdi bana birçok itiraz mesajının yağacağını biliyorum ama lütfen karşı propaganda metinlerini, dedikoduları değil ciddi belgeleri okuyun.)

Bugün Cumhuriyet’e karşı Osmanlı’yı savunduğunu sananlara sormak isterdim: Hanginiz Devlet-i Aliyye’yi korumak için dokuz cephede savaştınız, hanginiz Libya’da gözünü, ölümün kol gezdiği savaş meydanlarında sağlığını kaybetti? Hanginiz, böbrek sancılarıyla, kırık kaburga kemiğiyle ordu yönetti? Hanginiz Osmanlı ordularını yenilgiden kurtarmak için Harbiye Nezareti’ne rapor üstüne rapor yazdı, sonradan ne kadar doğru olduğu ortaya çıkacak tespitlerine kulak verilmediği için kendini paraladı. Hanginiz Veliaht Vahdeddin’in yaveri olarak gittiği Berlin’de Kayser Wilhelm’e Osmanlı ordusunu savundu?

Ve son can alıcı sorum şu: Dünyada hangi millet, kendisini var etmek için canını ortaya koymuş ve dünyanın saygısını kazanmış kurucu liderine bu kadar saygısızlık eder?

Not: Tekrar tekrar yazdığım gibi, Gazi ile onun vefatından sonra icat edilmiş “Kemalizmler’ aynı şey değildir. Ben, onun maskesi altına gizlenerek halka karşı suç işleyenleri değil; bizzat onun şahsiyetini savunuyorum.

Zülfü Livaneli

kaynak:http://haber.gazetevatan.com/Haber/506231/1/Gundem

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5Daha fazla mesaj var Atatürk Kategori
Sizin için önerilen
Şeyh Ahmet Sünusi ve Mustafa Kemal Atatürk

Şeyh Ahmet Sünusi ile Atatürk’ün arasında olan ilişkiyi ilk önce Sayın Yaşar Nuri Öztürk’ten bir...