Pir Ümmi Sinan

Ümmi Sinan Hazretleri: (15 yüzyıl sonları-16 yüzyıl) Muhammed Ali neslinden ve yolundan gelen ulu bir Pir’dir. Dergahı İstanbul Eyüp ilçesi Düğmeciler Caddesindedir

Kısaca Ümmi Sinan
“İbrahim Ümmi Sinan (?-1568) Bursalıdır. Babalarının adı Abdurrahman’ dır. Saru Saltuk soyunun Rumeli kolundan olma ihtimali yüksektir. Muhammed Ali neslinden gelen soyu nedeni ile seyyid’dir. Soyu Saru Saltuk ile Muhammed Alİ’ye dayanmaktadır. Ehlibeyt yoluna bağlı Halveti tarikatının Sinaniye kolunu kurmuştur. Tarikat, başta İstanbul olmak üzere Marmara ve Balkanlara yayılmıştır. Oruç Baba’nın kendisi olduğu ve ilk dergahını bu isim ile kurduğu evlatlarınca anlatılır. Oruç baba tekesi teke ve zavilerin kapatıldığı 1925 yılına kadaç faaliyetini sürdürü.
Pir Ümmi Sinan ilim sahibi olduğu halde gördüğü bir rüya üzerine Ümmi mahlasını kullanmıştır. Seyyid Seyfullah Hazretlerinin mürşididir”

Ümmi Sinan Hazretlerinin Eserleri


Ümmi Sinan Hazretleri iki eser bırakmıştır. Bunlardan birincisi, “Risâle-i Şerife-i İstanbuli Ümmi Sinan” diğeri de irfanını gösteren “İlahiler Divanıdır”.


Anadolu ve Rumeli de çok sayıda derviş ve talibi bulunmaktadır.

Ümmi Sinan Hazretlerinin Vefatı


Topkapı, Kürkübaşı mahallesinde ki dergâhında vefatına kadar irşâd görevine devam etmiştir. (1568)
İslamın ruhiyatını evliyaullah Ümmi Sinan yaymıştır. Onların sözleri doğru ve Allah kelamıdır. Kur’ân-ı Kerim’ i canlı yaşayan ve Tevhid nurunu alema beyan eyleyerek gönüllere muhabbetle ile aşkı sunmuştur.
Ölü gönülleri ihya etmiş, akıllara, fikirlere ışık tutmuş, mahzun gönüllere kederli insanlara âb-ı hayat sunmuş olan Ümmi Sinan Hazretleri, vefatına yakın dostlarına şöyle buyurmuşlar;
“Rüyamda gördüm, bir gemim var imiş, yelkenleri açtım gidiyordum. Rüzgar sakin olunca yelkenleri indirdim. Gemiyi karaya çekmek istedim. Bir kimse gelip yelkenleri indirme kaldır, az çok rüzgar vardır taki menzile eresin, bir ayak daha ileriye varasın dedi.”
Dostları bu olaydan murad nedir, rica etdiklerinde Ümmi Sinan Hazretleri buyurdular ki;
“Can sineye geldi, biz hayatdan, hayat bizden el çekti, can var iken sakın tevhidsiz durmayın nefsi rüzgar az çok vardır. Gemiyi bir ayak ileri sürmekte kar vardır.” Bunun üzerine dervişler ağlamaya başladılar, gözlerine yaşlar dökerek sinelerine taşlar bağladılar. Ümmi Sinan Hazretleri Ya Hay Ya Kâyyum Diye canını terk ederek fani alemdem ebediyet alemine geçtiler.
Halifeleri Nasûh Dede tarafından kendileri için yaptırılan Eyüp, Düğmeciler mahallesi Ümmi Sinan Sokaktaki Dergâha defnolundu.

Ümmi Sinan’ın Ebûsûud Efendinin ilmini ölçmesi:

Ümmi Sinan Hazretleri zamanında İslam dininin maneviyatından haberi olmayan softa takımı onun dervişlerine ve taliplerine iftira ve sözlü saldırılarda bulunuyorlarmış. Şeyhûl İslam Ebûsûud Efendi de dil uzatıp iftiralarda bulunmuş.

Ebûsûud Efendi ifriraları üzerine dostları şeyh Ümmi Sinan’a tekrar gelmişler: “Efendim, artık biz bu zatın iftira ve hakaretlerine dayanamayacağız, diye niyazda bulunmuşlar.
” Ümmi Sinan Hazretleri de bu kerre;
“ Ebûsûud Efendi ile görüşürüm” diyerek doğru Ebûsûud Efendi odasının kapısının önüne gelmiş, içeri girecek, kapı ağaları odacılar;
– Nereye ? diye önlemişler girmesini.
– Ümmi Sinan: Ebûsûud Efendiyi göreceğim. Bir müşkilim var, sormak isterim. demiş
– Ebûsûud Efendiye sorulduğunda
– Meselesini evvela yardımcılarıma sorsun, onlar halledemeyince o vakit bana gelsin. Diye yüksek sesle emir verirken, dışarıdan Hazreti Ümmi Sinan bunu duymuş.
Ağa, efendinin emrini söylemek üzere dışarı çıkarken Ümmi Sinan Hazretleri yüksek sesle:
– Söyleyin o içerdeki adama! Bunlar güya peygamber efendimizin varisiyiz diye geçinirler. O aziz peygamberin huzuruna girmek için böyle ağalar, odacılar merasimi var mıydı? Allah’ı tercümansız seyreden o merhametli peygamberin perde arkasında oturduğu görüldü mü idi? diye sormuş.
Ebûsûud Efendi
– O zat kim ise içeriye gelsin demiş.
Ümmi Sinan Hazretleri içeriye girince, onun Dervişan vaziyeti Ebûsûud Efendi’nin yüzünü ekşitmiş.
– Ne istiyorsunuz? diye sormuş.
Ümmi Sinan Hazretleri cevaben;
– Ben Ümmi bir adamım. Allah’ın ilmiyle mahlukatın ilmi arasındaki nispet daima gönlümden geçer, bunu bana açık şekilde anlatabilecek bir alim arardım. Bugün de siz hatırıma geldiniz,
Ebûsûud Efendi pürhiddet;
– Bu biçim sual mi olur? diye mukabele edince, Ümmi Sinan Hazretleri;
– Resûl-i Ekrem Efendimiz bu dini öğretirken, anlayışı ağır olduğu halde ihlası olup anlamak isteyenlere: Anlamadığından dolayı hiddet göstermeyiniz, öğretinceye kadar çalışınız, diye buyurmuşlardır.
Ebusuud Efendi;
– Otur, deyip, Ümmi Sinan önüne oturduktan sonra, bir daire çizmiş ve dairenin ortasına da bir merkez noktası koyarak Ümmi Sinan Hazretleri’ ne:
– Simdi dikkatle bak! demiş. Lâteşbih şu daireyi Allah’nın ilmi farzederseniz orta yerindeki o nokta da gelmiş ve gelecek Alimlerin ilmidir.
Pir Ümmi Sinan;
– O halde, o noktada size isabet eden ilminizi gösterir misiniz? Deyince, Ebûsûud Efendi cevap verememiş.

Ümmi Sinan’mı Ebûsûud Efendimi Şeytan?

Bir gün Ebusuud efendi medreseden çıkıp evine giderken yolda Ümmi Sinan Hazretleri ile karşılaşmış. Pir Hazretlerini alaya alıp olnu şeytana benzetmek maksadı ile: “Şeytanı bilir misin”, Hazreti Pir bilirim buyurmuşlar;
– Kimdir? Diye sorunca
– Ebusuud efendiyi işaret ederek; Biz Allah ile muhabbette iken araya girip ayırandır şeytan …
Bunun üzerine ham sofunun canı sıkılmış. Bu sefer Pir Ümmi Sinan; Siz bize Şeytandan bahsettiniz, bizde size “Men ârefe nefsehû fakat ârefe Râbbehû” Hâdis hükmünce nefsinizi nasıl bilirsiniz? Diye sorunca Ebusuud efendi;
“Bizim nefsimiz bir köpektir” deyince Ümmi Sinan Hazretleri alim geçinenin yanındakilere dönerek hitaben köpeğe uyup nereye gidiyorsunuz? Demesi üzerine molla cevap verememiş.

Ümmi Sinan’ın Ebûsûud Efendiyi Papaz yapması

Ümmi Sinan Hazretleri’ nin sözlerini hazmedemediğinden hiddetlenerek;
– Senin cenaze namazını papaz kıldıracaktır! demiş.
Ümmi Sinan Hazretleri de;
– Ona hiç şüphe yok, benim cenazemin namazını muhakkak papaz kıldıracaktır, diye cevap vermiş.
Dergahı mescit olan Ümmi Sinan Hazretleri, Hakka yürüyeceği zaman Dervişlerine;
– Ben Hakkın emanetini teslim edince tabutuma hiçbir şeyle örtmez, o şekilde camiye götürürsünüz. Cenaze namazım kılınır kılınmaz da hiç kimseyi beklemeden hemen tabutumu örter , süsler, tacımı giydirir, beni geri getiririsiniz.
Ümmi Sinan Hazretleri Hakka yürüyünce dervişleri vasiyetini yerine getirerek çıplak tabutla musalla taşına kadar götürürler.
O gün de Kanûni Sultan Süleyman’ın kerimesi de vefat etmiş, o da musalla taşına getirilmiştir. O günkü ananede de padişah, sultan, şehzadenin cenaze namazlarını Şeyhû’l İslam kıldırırmış. Tam namaz kılınacak, musalla taşında çıplak bir tabutta bir erkek cenazesi var. Tabii Şeyhû’l İslam ilk önce erkeğin cenaze namazını kıldırıp sonra sultanın namazını kıldırmağa başlayınca, Ümmi Sinan Hazretleri’nin talebeleri hiç beklemeden hemen Pir Ümmi Sinan’ın emirlerini yerine getirmeğe başlamışlar ve tabutun başına tacını giydirerek süslü örtülerini örtmüşler.
Ebûsûud Efendi de sultanın cenaze namazını kıldırırken gözünün ucuyla bu hale bakarak şaşırmış. Selam verir vermez;
-Bu cenaze kimin cenazesidir? diye sormuş.
– Pir Ümmi Sinan Hak’a yürüdü, cevabını alınca, Ebûsûud Efendi sakalını tutarak;
– En nihayet bizi papaz de yaptı öyle gitti,

Yahya Galip
Ulemanın şikayeti üzerine Abdulhamit tarafından Tokat’a sürgün amacıyla memur olarak atanmıştır. Daha sonra Defterdar iken Ankara Valiliğine seçilmiştir. Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin 27 Aralık 1919’da An¬kara’da karşılanması sırasında da Ankara valisi olarak aktif görev almıştırYahya Galip Kurtuluş savaşında Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakınında kişilerden biri olarak üstün hizmetlerde bulunuş ülke ve İslam’ın kurtuluşu için tüm benliği ile savaşmıştır. Mustafa Kemal tarafından “Hakan” olarak hitap edilmiştir. Üç dönem Kırşehir Millet vekili olarak görevini yapmıştır.


MEHMET TALİP KARGI 1924-1991


MEHMET TALİP KARGI 1924 yılında EYÜP’te ÜMMİSİNAN KÜLLİYESİNDE dünyaya gelmiştir.
Bütün insani vasıfları üzerinde toplayan kişiliği ile her zaman sevilmiş ve sayılmıştır.
Manada ÜMMİSİNAN HZ. tarafından verilen bir işaret ile 1977 yılında HAK yolunda hizmete koyulmuş, 1982 yılında tamamiyle çökmeye yüz tutan türbeyi ve semahaneyi kendisinin ve gönül dostlarının gayretiyle onartmıştır. İleriye dönük ve çağımıza uygun içtihati ile 1985 yılında ciddi bir şekilde çalışmaya başlayan Tasavvuf Musikisi topluluğunda hanımlara da yer verilmiştir.
6 Mayıs 1991 tarihinde HAK’ka yürümüş, 8 Mayıs 1991 tarihinde vasiyeti üzerine ÜMMİSİNAN KÜLLİYESİNİN mezarlığına sırlanmıştır.
Bıraktığı manevi güzelliğin devam ettirilmesi için kurulmasını vasiyet ettiği dernek, vefatından hemen sonra seven dostlarının ve evlatlarının gayreti ile 12 Şubat 1993 tarihinde resmen kurulmuştur. Doğuşları kitap haline getirilmiştir.
Dergahındaki kitabe:
Mürîd-i râhı Hakk’a kıblegâh-ı aşikandır bu
Edeble gir gözün aç türbe-i Ümmî Sinândır bu

Seyrimde bir şehre vardım

Seyrimde bir şehre vardım
Gördüm sarayı güldür gül
Sultanımın tacı tahtı
Bağı divanı güldür gül

Gül alırlar gül satarlar
Gülden terazi tutarlar
Gülü gül ile tartarlar
Çarşı pazarı güldür gül

Toprağı güldür,taşı gül
Kurusu güldür, yaşı gül
Has bahçesinin içinde
Selvi çınarı güldür gül

Gülden değirmen döndürür
Anın ile gül öğütür
Akar arkı, döner çarkı
Bendi pınarı güldür gül

Ak gül ile kırmızı gül
Çift yetişmiş bir bahçede
Bakışırlar hâra karşı
Hârı, eshâr-ı güldür gül

Gülden kurulmuş bir çadır
İçinde nimeti hazır
Kapıcısı İlyas Hızır
Nârı şarâb-ı güldür gül

Ummi Sinan gel vasfeyle
Gül ile Bülbül devrini
Meğer şu garip bülbülün
Ahu figanı güldür gül.

Erenlerin Sohbeti

Erenlerin sohbeti
Ele giresi değil
İkrar ile girenler
Mahrum kalası değil

İkrar gerek bir ere
Göz açıp didar göre
Sarraf gerek cevhere
Nadan bilesi değil

Bir pınarın başına
Bir testiyi koysalar
Kırk yıl orda kalırsa
Kendi dolası değil

Ümmi Sinan yol ayan
Oluptur belli beyan
Dervişlik yolu heman
Tacı hırkası değil.

Acep hayran oldum

Acep hayran oldum aşka uyalıdan
Yanıp üryan oldum aşka uyalıdan

Kimi der deli kimi der uslu
Halka seyran oldum aşka uyalıdan

İlmi hikmet ile doldu vücudum
Ani irfan oldum aşka uyalıdan.

Sinan-ı Ümmi’de kalmadı hiç gam
Özge sultan oldum aşka uyalıdan

Yanmağa geldik yanmağa

Mevlâm aşkın meydanına
Yanmağa geldik yanmağa
İçüp aşkın şarabına
Kanmağa geldik kanmağa

Bindirdin aşkın atına
Kandırdın aşk şerbetine
Varup likanın zatına
Kanmağa geldik kanmağa

Okudum aşkın kitabın
Fethettim Enelhak babın
Senden İrcii hitabın
Öğmeğe geldik öğmeğe

Aşktır sağ eden sayruyu
Aşktır bir eden ayrıyu
İsm-i zatınla gayruyu
Yenmeğe geldik yenmeğe

Bekledim aşkın bâbını
Gör münkirlerin ta’nını
Evvelden işin sonunu
Sanmağa geldik sanmağa

Ümmi Sinan aşka yardır
Anın çün gayrıdan durdur
Dü cihan bize ağyardır
Dönmeğe geldik dönmeğe…

Pir İbrahim Ümmi Sinan

www.cemhaber.com

2Yorumlar

  • Metin Fincancı dedi ki:

    Yazdığınız palavralara ve oluşturmaya çalıştığınız dil algısına kargalar bile güler. Ki anlattığınız uyduruk palavra hikayelerin de gerçekle uzaktan yakından alakası yok siz dahi bunu bildiğinizden kaynak bile verememişsiniz. Ebussuud efendi gibi allame-i cihan Ebu hanife-i sani bir alimin aklının zekatı kadar bilgisi olmayanlar dinden bahseder olmuş. Yazık

    • Cemhaber dedi ki:

      Evliyanın sözüne değil saltanata hizmet edenlerin sözüne ilim diyorsanız bu sizin ne kadar ilim sahibi olduğunuzu gösterir. Madem biz palavra atıyoruz siz bize Kuran ve Hz. Muhammed’den örnek verinde bizde bilelim. Kuran sız ve Hz Muhammed’siz uydurma fetvalara ilim demek islam’e iftiradır. Ebu hanife diye bahsettiğini Numan Bin Sabit Peygamber Ehlibeyti uğruna Emevi saltanatına boyun eğmemiş ve canını feda etmiş örnek bir kişidir. Ebûsûud Efendi ise Emevi anlayışını savunan kişidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

17Daha fazla mesaj var Erenler Kategori
Sizin için önerilen
Ahi Evran – Hacı Bektaş-ı Veli

Hünkar Hacı Bektaş Anadolu’ya gelince tüm erenler onun serçeme olduğua inanıp ona bağlandılar. Bunlardan biri...