Hacıbektaş ve Kadıncık Ana

Çepni boyunun ulularından Yunus Mukri adlı birisi vardı. Bilgin, Üstün, olgun ve hafızdı. Çepni boyundan ayrılık Sulucakaraöyük’ün yakınında Mikail adlı bir yere gelip yerleşmişti. Bu zat bir müddet sonra oradan da ayrılmış, yukarı tarafta kayı denen yere gelmişti. Kayı ile karaöyük’ün arası iki mil kadardı. Karaöyük’ü Sultan Aliyüddin’in yurt bendesi mamur etmişti. Çepni boyunun ulularından Gevherves de üç komşusu ile bu Yunt-bendeyi Sulucakaraöyük’e getirmişti. Yunt-Bende orada öldü. Oranın mezarlığına gömüldü. O vakit, o civarda bilgin olarak yalnız Yunus Mukri vardı. Hatta Gevhersi’in yakınlarından biri ölmüştü. Yunus Mukri de tesadüf bu yaz evinde yoktu, bir iş için bir yere gitmişti. Ölüyü üç gün gömmediler. Nihayet Yunus Mukri geldi de ölü gömüldü. Gevhers, bunun üzerine Yunus Mukri’ye yalvardı, biz, siz olmadan bir iş yapamıyoruz, lütfet de burada bizimle otur dedi. Yunus Mukri, Gevhers’in bu sözleri üzerine Konya’ya gitti, Sultan Aliyüddin’e kendisini tanıttı. Sulucakaraöyük’ü yurt olarak verilmesini istedi. Yunus Mukri beratını alıp köye geldi, yerleşti, bir müddet sonra da öldü. Yunus Mukri’nin, İbrahim, Süleyman, Saru ve İdris adında dört oğlu kaldı. İdris, babası gibi bilgin ve üstün biriydi. Saru’da okumuştu, fakat diğer ikisi okuma yazma bilmezdi. İdris’in ahiret hatunlarından bir karısı vardı. Adına Kutlu Melek derlerdi, aynı zamanda kendisini sayıp ağırlarlar, Kadıncık diye hitap ederlerdi. Yunus Mukri’nin ölümünden sonra oğulları evleriyle barklarıyla Kayı’dan göçüp Sulucakaraöyük’e geldiler. Bir gece kadıncık, belinleyip uykusundan uyandı. İdris, sebebini sorunca Kadıncık, acayip bir rüya gördüm dedi, sen bilgin bir kişisin, bir yor bakalım. İdris, ne rüya gördün deyince kadıncık anlatmaya başladı. – Ondört, gecelik dolunay, eteğimden koynuma girdi. Yakmadan çıkmak istedi, yakamı tutum. Yenimden çıkmak istedi, yenimi tuttum. Bu sefer, eteğimden çıkmak istedi, oturdum, yere kapandım, derken belinleyip uyandım. – İdris, Kadıncık dedi, Güneş peygamberdir. Ay eren, senden bir çocuk dünyaya gelecek, erenlerden olacak. O vakte kadarda Kadıncık’ın çocuğu olmamıştı. Bu rüya üzerine hayli bir zaman geçti. Bir gün Kadıncık, bazı kadınlarla beraber çamaşır yıkamaya, kaynak başına gitmişti. İleriden Hacı Bektaş belirip çıka geldi. Başında kızıl taç, eninde Arabistan Kerrakersi vardı. Çamaşır yıkayan kadınlara, bacılar dedi, karnımız aç, Tanrı rizası için yiyecek bir şeyiniz varsa verseniz. Kadınlar, derviş dediler, burada yemek ne gezer ki sana verelim dediler. Kadıncık, hemen kalkıp koştu, evine vardı. Bir parça ekmek içine yağ koydu, getirip Hünkar’a verdi. Hacı Bektaş, artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin dedi, oradan kalkıp doğruca Sulucakaraöyük mescidine vardı, Mescide varıp oturdu. O vakitten bu yana değin o mescidin damını, duvarını yenilemediler, öylece durur. Akşam oldu, köylüler mescide gelip namaz kıldılar, dağıldılar. Yatsı vakti, gebe geldiler, namazlarını kılıp eve gittiler. Hiçbir tanrı kulu, Hünkar’a kimsin, nesin demedi. Kadıncık, çamaşır yıkamaya gidince İdris’in anası, gelin çamaşıra gitti dedi, bari yemeği ben pişireyim. Yemeği ocağa koydu, yağlamak için yağ küpünü açtı. Birde ne görsün? Küp, ağzına kadar yağla dop dolu. Kadıncık, çamaşırı yıkayıp eve gelince gelin dedi, yağı nereden adlında küpü doldurdun? Kadıncık, ben yağ filan almadım, yalnız çamaşır yıkarken bir derviş gelmişti, yemek istemişti. Koşup eve geldim, biraz ekmemle yağ aldım, götürdüm; olsa olsa onun duası bereketi ile küp dolmuştur dedi. İdris gelince hali anlattılar. O, bu derviş, Mescitteki derviş olsa gerek, ne yazık ki biz, onu gördüğümüz halde hizmet edemedik dedi. Yatıp uyudular. Gece yarınsında İdris, belinleyip uyandı. Kalkıp elbisesini giyindi, abdest aldı, sabaha kadar

ibadet etti. Sabahleyin mescide gidince gördü ki pençerelerden aydınlık çıkıyor. Mescidde çırağ yakmamıştık. Bu ışıkta nedir diye şaşırdı. Gidince mihrabın sol köşesinde bir aziz gördü. İbadet ederken ağzından nur çıkmada, başının üstünde nurdan bir kandil yanmada. İdris, bunu görünce koşup eve geldi, Kadıncıkta apdest alıyordu. İdris, Kadıncık’a dedi, o gördüğün düş zuhur etti; o er mescide gelen dervişten başkası değil. Sonra gördüğünü anlattı. Kadıncık, şükür secdesine kapandı. İkisi de kalkıp mescide geldiler. Kadıncık, sen erkeksin dedi, önce sen gir. İdris, olmaz dedi, önce sen gir, çünkü düşünde, önce sen gördün. Kadıncık, besmele çekip girdi, ardınca da İdris girdi. Hacı Bektaş tahiyyata oturmuştu. Huzura varıp elini,dizini öptüler, geri çekilip durdular. Hünkar, niye geldiniz bu vakitte ne istiyorsunuzdedi. Sultanım, dediler, sizi, kulunuzun evine davet etmeye geldik, umarız ki kabul eder yağınızı basar, bize şeref veririsiniz, himmet edersiniz. Hünkar, şimdilik burada itikafa niyetlendik, bir yere gidemeyiz dedi. Çok ısrar etiler, razı olmadı. Kadıncık, dönüp eve geldi, bir sofra hazırda ne varsa koyup Hünkar’a götürdü, bari lütfedin, yeyin de bize hayır dua edin dedi. Hacı Bektaş, yemekte yemedi. Orada bir erbain çıkardıktan sonra Arafat dağındaki çilehanye geldi. Karanlık bir mağara olduğunu gördü, önündeki bir yeri, mübarek parmağı ile dürttü, güzelim bir su çıktı orada; şimdi o suya Zemzem suyu derler. Hünkar’ı ziyarete gidenler, kutluluk için o suyla yıkanırlar. Hünkar, orada bir erbain çıkardı. Kadıncık ne kadar yemek göndersi ise de yemedi. Erbainin son gecesi İdris, Kadıncık’a yarın dedi, kırkıncı gün; belki erenler, erbain çıkardıktan sonra gider de mahrum kalırız. Yarın ikimizde gidip beraber niyaz olalım, eline ayağına düşüp yalvaralım, umarızki himmed eder de mübarek ayağını evimize basar. Ertesi gün , ikisi de Arafat dağına çıktılar, çilehaneye geldiler. Hacı Bektaş’ın elini öptüler, ayağına yüzler sürdüler. Lütfet erenler Şahı dediler, mübarek ayağın, kullarınızın evine bassın; erenlerin işi, murat vermektir, kerem etmektir. Hünkar, bizim dedi, yükümüz ağırdır, zahmet çekersiniz; Sevicilerimiz, aşıklarımız, muhiplerimiz çoktur. Ziyarete gelirler, size zahmet olur. İdris’le Kadıncık, Tanrı izin verirse dediler, koyundan, sığırdan, maldan , rızıktan nemiz varsa hepisini aşkına harcederiz. Bir şeyimiz kalmazsa dervişlik zenbilini bize verirsiniz, Müslümanların, ihsanlarını toplarız, getirir muhiplere, sevicilere harcarız. Hacı Bektaş bu sözleri duyunca kalktı paşmaklarını giydi. İdris önde, ardında Hacı Bektaş, en arkada da Kadıncık, yürüyüp doğruca eve geldiler. Tenha bir yeri Halvet yurdu olarak seçtiler. Erenlerin bir çilehaneleri de Kadıncık’ın evine yakındır. Hünkar bazı Kerre Kadıncık’ın evinde ibadet eder, bazı kere o çilehanede. Hünkar, bir gün Kadıncık’ın evinde namaz kılarken duvar eğildi, yıkılacak hale geldi. Kadıncık, erenler şahı dedi, duvar eğildi gibi, oradan uzaklaşsanız. Hacı Bektaş, mübarek eli ile duvara dur diye işaret etti, duvar durdu. Kadıncık, Erenler Şahı dedi, bu duvar, bu haliyle durur mu? Hünkar, kıyamete kadar duru yıkılmaz dedi. Gerçektende bu zamana kadar öbür duvarların hepsi yıkıldı, yapıldı o duvar, hala durur, yıkılmaz, yıkılacağı da yoktur.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9Daha fazla mesaj var Hacıbektaş Kategori
Sizin için önerilen
Ahi Evran – Hacı Bektaş-ı Veli

Hünkar Hacı Bektaş Anadolu’ya gelince tüm erenler onun serçeme olduğua inanıp ona bağlandılar. Bunlardan biri...