Ayrımcılığa cevap : Agop Martayan – Mustafa Kemal Atatürk

Agop Martayan – Mustafa Kemal Atatürk gibi iki değerli insana bu örnek davranışlarından dolayı teşekkür etmeyi borç bilirim.

Mustafa Kemal Atatürk Agop Martayan gibi yetenekli bir dil bilimcisini Türk Dil Kurumu başkanlığına getirdi.

Mustafa Kemal’e soyadı kanunu çıkınca “Atatürk” soy ismini öneren kişi Agop Martayan’ dir. Mustafa Kemal Atatürk ise Agop Martayan’a dil alanında yaptığı emeklere karşılık Dilaçar soy ismini önermiş ve kabul ettirmiştir.

 

Agop Martayan  Ermenice ,Türkçe,  İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Lâtince, Almanca, Rusça ve Bulgarca bilmektedir. 1915 yılında Robert Kolej’den mezun olur. Agop Martayan, Robert Kolej’i, New York Bilim Ödülü alarak bitirdiği hafta askere alınmış, yedek subay olarak önce Diyarbakır’a, sonra Kafkas Cephesi’ne gönderilmişti. Büyük kahramanlıklar gösterdiği cephede yaralandı ve madalyayla ödüllendirildi. Daha sonra da, azınlık subaylarına yönelik önlemler çerçevesinde Güney Cephesi’ne gönderildi.

Halep’e asker gözetiminde varan Agop otele giderken
yolda tutsak İngiliz askerlerle karşılaştı.
Hintli bir albay Agop’a, salçalı yemekleri yiyemediklerini, kendilerine kuru gıdalar verilmesini söyledi ve ondan, bu isteğini Türkçe’ye çevirmesini istedi.
Agop, tutsak Hintli albayın bu isteğini yerine getirdikten sonra gittiği otelde gece yarısı, “casusluk yaptığı” suçlamasıyla gözaltına alındı.

Komutana hesap vermek üzere iki asker gözetiminde Şam’daki birliğine gönderildi. Şam’da huzuruna
çıkarıldığı komutan Mustafa Kemal’di.

Mustafa Kemal, Agop’la ilgili raporu okuduktan sonra, biraz hayranlıkla, biraz da merakla Agop’a sordu:
“Nasıl oldu da kaçmadın?” dedi.
“Kolaylıkla kaçabilirdin…”

Agop, Kafkas Cephesi’nde aldığı madalyasını işaret etti:
“Bu vatan için kan dökmüşüm, bu madalya sahte değildir” dedi. “Kafkas Cephesi’nden kaçmayan her halde Şam sokaklarından kaçacak değildir.

Emir buyurun süngüyü çıkarsınlar.”
Askere “Süngüyü çıkar” buyruğu veren Mustafa Kemal, genç subaya bir öğüt verdi:
“Halep’te seni tutuklayan komutanını kötülüyorsun
ama o haklıydı” dedi.
“Seni de anlıyorum… Gençsin, yedek subaysın, daha
askeri kanunları okumamışsın, bilmiyorsun. Şunu bilmelisin ki, tutsaklarla temas etmek yasaktır.
“Mustafa Kemal, Agop’un yanında taşıdığı kitabı
gördü ve ilgilendi. Latin harfleriyle yazılı
Türkçe’yi ilk kez o kitapta görüyordu.

Agop’a, tabancasını, belgesini verdi ve “Şam’ı biliyor musun?” diye sordu.Agop “Şam’ı çok iyi bilirim” deyince Mustafa Kemal ona bu kez, özel bir izin verdi.
“O halde git, şehri biraz gez, ondan sonra gel” dedi.

Agop’un belgesi elindeydi. İstese, bu belgeyle firar edebilirdi. Tam kapıdan çıkarken, Mustafa Kemal onu geri çağırdı:
“Gel bakalım senin üstün başın perişan” dedi. “Bu perişan giysilerle Şam’ı gezmek olmaz.” Cebinden kartını çıkardı, bir not yazdı, kartı Agop’a uzattı ve gerekli yere vermesini söyledi. Kartta şu yazı vardı: “Bu mülazım efendiyi giydiriniz ve tabldotumuza dahil ediniz.”

Aradan yıllar geçti. Sofya Üniversitesi’nde çalışan Agop adlı bir bilim adamının, İstanbul’da yayımlanan Ermenice ‘Arevelk’ gazetesinde “Türk Yazıtlarının 1200. Yıldönümü” başlıklı bir yazı dizisi yayımlandı. Bu yazı dizisi, dil devrimi hazırlıkları içinde olan Mustafa Kemal’in dikkatini
çekti. Yazıları okudukça, yazarının kendisine hiç de yabancı gelmediğini duyumsadı. Yıllar önce Şam’da casus diye karşısına getirilen Ermeni yedek subayı geldi gözlerinin önüne.

Yazarın fotografını görmek istedi.
Eşinin annesinin evini bilen bir kişi gitti, oradan aldığı Agop’un bir fotografını getirdi. Mustafa Kemal
fotograftaki Agop’u hemen tanıdı.
“Bu Agop Şam’da bana ‘casus’ diye getirilen Agop’un ta kendisi” dedi ve. Onun adını, Dil Kurultayı’na katılacak bilim adamları listesine yazdırdı.

Mustafa Kemal’in çağrısı üzerine Sofya’dan gelen Agop ve eşi, İstanbul’da çiçeklerle karşılandı. Zaman yitirilmeden Agop, Dolmabahçe Sarayı’na götürüldü. Mustafa Kemal yıllar sonra görüştüğü Agop’a hak ettiği konumu
sağladı. Onun danışmanı, sözcüsü ve yapıtlarını düzenleyen biri oldu. Dil konusunda yoğun tartışmaların yapıldığı anlarda yanı başlarında duran karatahtanın önünde açıklamaları hep Agop yaptı.

Bu yüzden soyadı devrimi ile birlikte Atatürk “Dil konularını açıklar” anlamında ona “Dilaçar”
soyadı verdi. Ölüm döşeğindeyken Atatürk’ün görmek istediği kişilerin başında Agop Dilaçar geliyordu.
Atatürk çok ağır hastaydı. Ona bir vasiyette bulundu:

“Arkadaşlara selam… Sakın… Dil çalışmalarını… Gevşetmeyiniz…” dedi.

Agop Dilaçar tüm yaşamını, Atatürk’ün bu vasiyetini yerine getirmek için çalışarak değerlendirir. 1936-1951 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde dil-tarih ve Türkoloji dersleri verir. Dil devrimi çalışmalarına katılır. 1942-1960 yılları arasında Türk Ansiklopedisi’nin hazırlanması çalışmalarında başdanışmanlık yapar. Türk Dil Derneği’ndeki görevini ve dil çalışmalarını ölümüne kadar sürdürür

 

Agop Dilaçar 12 Eylül 1979 yılında hakkın rahmetine kavuşunca TRT onun Ermeni kimliğini yok sayarak A. Dilaçar şeklinde vefatını duyurdu.

Musfata Kemal Atatürk’ten sonra gayrimüslimlere kanunlarımızda olmadığı halde zaman zaman örtülü bir ambargo uygulanmıştır. Agop Dilaçar’ı görmezden gelen anlayışın Mustafa Kemal Atatürk devrimlerine de aynı yok sayma politikası ile yaklaştığı tarihi bir gerçektir

Not : Sanal ortamdan alınmıştır. Bu bilginin asıl kaynağına teşekkürü borç bilirim. Kaynak ile ilgili doğru bilgi gelmesi halinde düzeltilecektir. Derleme Nihat Vural Güncelleme Tarihi : 25.08.2014

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5Daha fazla mesaj var Atatürk Kategori
Sizin için önerilen
Şeyh Ahmet Sünusi ve Mustafa Kemal Atatürk

Şeyh Ahmet Sünusi ile Atatürk’ün arasında olan ilişkiyi ilk önce Sayın Yaşar Nuri Öztürk’ten bir...