Adem’in Özelliklerini Bildirir – Hacı Bektaş-ı Veli

Bu risale Hazreti Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli (Allah onun yüce sırlarını mukaddes kılsın)’nin şerefli makalatıdır.

Bu çaresiz kulları yoktan var eden Tanrı teala hazretlerine hamd, şükür ve mihnet olsun. O bizlere iman ve İslam’ı nasip ettiği gibi diğer bütün varlıkların rızıklarını da belirleyip her birine ayrı ayrı paylaştırdı.

Salat ve selamda önce, Allah telanın bütün alemi onun sevgisi yüzünden yarattığı peygamberler ulusu ve rasüllerin reisi Hz. Peygamberin üzerine; sonrada onun arı ve temiz Ehlibeyt’ine;en üstün kavim olan evladına ve ashabına olsun. Çünkü bütün kainatın kainatın padişahı olan Tanrı, bu itibarla Müslümanların ruhlarını ahirette rahmetine eriştirmiş ve bağışlamıştır.

Adem’in Özelliklerini Bildirir

Haberde söyle gelmiştir. Adem soyundan yayıldık. Fazilet babası Cafer-i Sadık (Allah ondan razı olsun) dedi ki: Hak teala Adem’i yaratmak diledi, meleklere bildirdi. Allah teala şöyle buyurmuştur:

“Hatırla ki Rabbin meleklere:’ Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ dedi (Bakara-30)

Adem’in yüzünü Medine toprağından yarattı. Başını Beytü’l Mukaddes  toprağından yarattı. Gözünü Beytü’l Haram toprağından yarattı. Ağzını Medine’nin batı yakası toprağından yarattı. Dişlerini Horuzum toprağından yarattı. Kollarını Yemen ve Taif toprağından yarattı. Tırnaklarını Hatay toprağından yarattı. Göğsünü Irak toprağından yarattı. Arkasını hanedan toprağından yarattı. Zekerini Hindistan toprağından yarattı. Hayasını İstanbul toprağından yarattı. Sonra kudret nuru ile can verdi. Gözlerini ibret nuru ile süsledi. Örtüsünü emanet nuru ile süsledi. Dişlerini Muhammed nuru ile süsledi. Dizlerini ruku nuru ile süsledi. Sırtını hoşnutluk nuru ile süsledi. Gönlünü tevhit nuru ile süsledi, sıvazladı, saygı nuru ile düzeltti. Vuslat nuru ile getirdi.

Ve Adem’in toprağını Azrail’in eline verdi. Rahman suyuyla yoğurdu. Marifet suyu ile suladı. Allah teala şöyle buyurdu.

Allah Adem’i altmış renk topraktan yarattı. Şayet bir topraktan yaratsaydı İnsanlar bir tek surette olurlardı ve biri diğerini tanıyamazlardı.

Manası budur ki: Yüce Allah Adem’i altmış türlü topraktan yarattı. Şayet bir topraktan yaratsa idi İnsanların hepsi aynı surette olurdu. Birbirini tanımazlardı demek olur. Noksanlıklardan beri olan yüce Allah Adem’i Mekke ile Yemen, Taif arasında yarattı.

Allah Teala şöyle buyurdu :

“Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakınız” (Nisa–1)

Cenab-ı Hak “ Adem’i topraktan ve nutfeden yarattım” der. Allah teala şöyle buyurmuştur.

Kupkuru Çamurdan, Şekillenmiş balçıktan…” (Hicir-33) oldu, kurudu. Önce toprak idi şekil kazandı.  Sonra sayısız yıllar yattı. Sonra Azrail yanına uğradı. Bunun üzerine irkildi. Üstüne geldi. Bir müddet baktı. Yürüdü, göğsüne vurdu. “Ey Allah’ın bunun içi boşmuş, bundan hiçbir hayır gelmeye” dedi. Alemlerin Sultanı Tanrı’sından nida geldi “          ki “ O vurduğun göğüs benim hazinemdir, kendi kudretimle doldursam gerekir.”

Sonra Hak Teala’nın emri ile yaratılış azametiyle Adem’in gövdesine can girdi. Meleklere buyurdu. Rıza suyu ile yıkadılar. Büyüklük ve kutluluk tacını başına giydirdiler. Keramet kaftanını giydirip, yücelik kürsüsüne getirip, üzerine oturtup “halife” diye ad verdiler. “Yerde gökte halifesin dediler.” Noksan Sıfatlardan beri olan Hak Telal sözüyle “ Cennet içinde benim hazinemsin” dedi. Dostluk (Velayet) fermanı verdi. Bütün eşyaların adlarını öğretti.  Allah teala şöyle buyurmuştur: “ Allah Adem’e bütün isimleri öğretti, sonra onları Meleklere arz etti…”(Bakara-31)

Meleklere “Secde edin dedi.” Allah Teala Şöyle Buyurmuştur. “Meleklere : ‘Adem’e secde edin’ demiştik, hemen secde ettiler. Yalnız iblis diretti, böbürlendi, nankörlerden oldu.” (Bakara-34)

Sonra can gövdesine girdi. Adem, kalktı,  oturdu, aksırdı ve dedi: “Her halde Allah’a hamd olsun.”

Yani şükür, “Her durumda alemleri besleyen / Rızık veren Tanrı’yadır.” Demektir. Öyle ki, şekle girmeden önce gelen hareket aksırmaktır. Önce dile gelen kelime budur. Sonra “ol” dediğinde oldurmaya muktedir olandan cevap geldi ki:

“Rabbin sana Rahmet etsin ey Adem!”

Yani Rabbinden sana rahmet gelsin demek olur. Sonra yüce Allah ‘İzzetim ve Celalim hakkına seni bu kelime ile yarattım’ dedi. Noksan sıfatlardan beri olan Hak Teala : ‘yukarı bak’ diye buyurdu. Adem baktı gördü ki arş-ta: ‘ Allah’tan başka Tanrı yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir. ‘ yazılıdır.

Adem dedi ki : Allah’tan başka tanrı yoktur, senin birliğindir. Allah’ın elçisi olan Muhammed kimin adıdır?

Hayy ve Kayyum olan Allah dedi ki:

  • Ey Adem! O benim habibim, senin peygamber oğlundur.

Sonra Adem sağ yanına baktı, üç güzel kimse gördü

  • Adınız nedir? Yeriniz nerededir? Birisi cevap verdi.
  • Adım akıldır. Yerim baş ile beyin arasındadır.
  • Bir diğeri cevap verdi:
  • Adım edep ve hayadır. Yerim yüz üstündedir.
  • Bir diğeri daha cevap verdi :
  • Adım ilimdir. Yerim göğüs içindedir.
  • Adem dedi ki gelin yerli yerinize girin. Yerli yerine girince Adem rahatladı. Sonra sol tarafına baktı üç kötü kimse gördü ve dedi:
  • Adınız nedir? Makamınız nerededir? Ve ‘ siz ne uğursuz topluluksunuz.’ Birisi cevap verdi.
  • Adım öfkedir. Yerim baş ile beyin arasındadır. Adem dedi ki:
  • Baş ile beyin arası akıl yeridir. Senin orada yerin yok. Sonra o şahıs dedi ki:
  • Ben gelince akıl gider. Bir diğeri dedi ki:
  • Adım açgözlülük, yerim yüzün üstündedir. Sonra Adem dedi ki:
  • Yüz edep ve haya yeridir. Senin orada yerin yoktur. Bunun üzerine o kimsede şöyle der.
  • Ben gelince haya gider. Bir başkası da der ki:
  • Adım kıskançlıktır. Yerim göğüs içindedir. Adem derki:
  • Göğüs ilim yeridir. Senin orada yerin yoktur. Bunun üzerine o şahısta şöyle der.
  • Ben gelince ilim gider.

Hasılı şimdi şöyle bilin ki, şüphe etmek şeytanidir. İman ise Rahmani’dir.  Şeytan gelse İman gider. Rahman gelse şüphe gider. O zaman alemin mutlak sultanı Tanrı bütün canları huzuruna topladı. Mü’min canını sağına, kafirler canını soluna koydu. Yüce Allah : “Ben sizin rabbiniz değilmiyim?” (Araf-172) dedi.

Hakk’a layık olanlar işittiler. Kulaksızlar işitmediler, dilsizler cevap vermediler. Bir kısmı “evet Rabbimizsin” deriler. Bir kısmı ‘ hayır’ dediler. Bir kısmı da ses çıkarmadılar. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Yüce Allah iki kez “ben sizin Rabbiniz değilmiyim” (Araf-172) dedi. ‘ Evet’ diyenlerin bir kısmı hayır dediler. Cevap vermeyenlerin bir kısmı ‘evet Rabbimizsin’ dediler. Bir kısmı yine cevap vermediler. İki kez ‘evet Rabbimizsin’ diyenler, Müslüman olarak doğdular. Müslüman olarak yaşadılar. İki kez ‘hayır’ diyenler kafir olarak doğdular. Kafir olarak yaşadılar ve kafir olarak öldüler. Önce ‘hayır’ sonra ‘evet rabbimizsin’ diyenler önce kafir olarak doğup, Müslüman olarak yaşayıp ve Müslüman olarak öldüler. İki kez sesini çıkarmayanlar ise hayvanlardan fenadır, azgınlardır.

Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “işte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da aşağıdadırlar.” (Araf-179) Bu ayet onların hakkında gelmiştir. “Zira ki bunlar hayvan gibidir. Belki daha kötüdürler.”

Her ne kadar insan şeklinde görünseler de, insanların yerini dar eder ve rızıklarını eksiltirler. Bunların canları adeta bir hiçtir. O İnsanlar ki Allah: bunca türlü giysiler ile süsledi, bunca yüksek mertebeler verdi ve bunca nur ile süsledi, işte şimdi bunları görüp, işitip, anlamayan veyahut insanların yaşadığı gibi anlamayan veyahut aslını sevmeyen hayvandan belki daha kötüdür. Onun mertebesi  “ Bel hüm Adall” dır.

Haberde şöyle gelmiştir ki: Noksan sıfatlardan beri olan Hak Teala Adem’in sol kaburga kemiğinden Havva’yı yarattı. Adem’e eş kıldı ve doksan nesil zürriyet meydana geldi. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur. “… ve denildi ki Şit bir batından Dünya’ya geldi”  Sonra Adem varlığını Şit’e verdi. Doksan nesil oğlu ve kızı oldu. İnsanoğlunun tamamı bunlardan yayıldı. Adem’in on oğlu ve on kızı kaldı. Adları; Vehme, Vedd, Suvaa, Yeğüse,  Yeuka, Hivaa, Seze, Nasr, Abdünnasır, Habil, Kabil, Salih’tir. Şöyle denilmiştir.

“Adını kullanarak birbirinden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının” (Nisa-1)

Erkek suyuna nütfe ve kadın suyuna emşaç derler. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur.

“Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nüfteden (erkek ve kadın suları ile döllenmiş yumurtadan) yarattık da onu işitici,  görücü yaptık.” (İnsan-2)

(Erkek hanımına yaklaşınca ondan bir su, hanımından bir su çıkar. Allah iki meleğe bunları karıştırmasını emreder. Onlarda Ya Rabbi! Bu iki nüfteden insan yaratmak istiyormusun? Diye sorarlar. Allah Teala’da ‘yaratacağım ey melekler’ diye buyurur.

Şimdi sözü bırakmak yok. Erkek suyu ile kadın suyu ne zaman karışsa arştan bir yel eser gelir, ana göğsüne dokunur. O su ana rahmine iner dağılır.  Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur.

“Bel ile kaburga kemikleri arasında çıkan.”(Tarık-6/7)

(Sonra Allah’ın emri ile iki melek varırlar. O kulun kabrinden bir avuç toprak getirirler. O iki su dağılır. Karıştırırlar, yoğururlar, kırk gün sağ elleriyle hareket ettirirler, döllenmiş e rahim duvarlarına yapışmış yumurta olur. Sonra sol elleriyle hareket ettirirler, canlı et parçası olur. Allah teala şöyle buyurmuştur.)

“Sonra onu sağ avucu içine döndürür.” Yine sağ eliyle alıp kırk gün kımıldatırlar. Öylece bırakırlar. Yirmi gün yatar.

Şöyle devam edelim. Bütün vücudu yaratmadan önce yan kemiklerini yaratır. Çünkü öldükten sonra en son yan kemikler toprağa karışır. İki gün,  sağ koluyla şehadet parmağı yalar, Üçüncü gün başıyla, sol kolunu yaratır. Dördüncü gün ellerini yaratır. Beşinci gün sol ayağını yaratır. Altıncı gün sağ ayağını yaratır. Yedinci gün üç yüz altmış damarını yaratır; onların yarısı hareket eder; yarısı hareket etmez. Yarısında kan, yarısında rüzgar olur. Ne zaman ki, hareket etmez, damarları hareket etse hastalık olur. Sekizinci gün yedi yüz kırk parça kemiklerini yaratır. Dokuzuncu gün yüz bin yüz yirmi dört kıl yaratır. Ondan sonra noksan sıfatlardan münezzeh olan Hak Teala dört melek görevlendirir. Birisi açlığını, birisi kötü talihini yazar. Birisi rızkını yazar ve biriside başına gelecek olayları yazar. Onuncu gün can girer. Çünkü artık ay gün tamam oldu. Nakil:

“Ruh girdiği zaman çocuk anne karnında hareket eder.”

Yani her zaman can girse çocuk ana rahminde hareket eder, kımıldar. Her türlü noksanlardan beri olan Hak Teala ana bağrını çocuğa Mihrab olmasını emretti. Çünkü çocuk secde yapar. O secde bereketinden anası her lokmayı yiyemez olur.

Çünkü bu işler ve bu yücelikler insana can verilmesi sebebiyledir. Bütün bu büyüklükler insan için olur.

Şimdi sözü bırakmadan devam edelim. Çünkü Cenab-ı Hak can ile aklı da verdiği gün artık insanın yaratılışının fermanı çıkmıştır. Cenab-ı Allah insanın yaratılışını böylece tamamlamış olur.

Bu yaratmada üç mana vardır. Bu üç mana kimde olursa akıl tamam olur. Her kimde yoksa aklı yoktur.

Bunlarda önce kendini bilmek, ikincisi toprak olmak, üçüncüsü kabri mesken edinmektir. Artık bu üç şey kimde varsa o kişi çok büyük kimsedir.  Peygamber buyurdu:

“Akıl yeryüzünde Allah’ın terazisidir.”

Manası budur ki: akıl yeryüzünde Tanrı’nın terazisidir. Yeryüzünde akıl terazisinden başka hiç bir şey yoktur. İyiyi ve kötüyü seçen akıldır. Bundan başka Cenab-ı Hak insana bunca nimet ve bunca giysiyi akıl sahibi olması sebebi ile vermiştir.

O halde şimdi kimin ki gönlünde akıl nuru var ise iyi; eğer yok ise kendisine dahi faydası yoktur. Onun Cenab-ı Hak katında da yeri yoktur.

Haberde şöyle gelmiştir ki: Cenab-ı Hak üç karanlığı üş şey ile aydınlık kıldı. Birinci Dünya karanlığını Ay,  gün ve yıldızların ışığı ile aydın kıldı. Ve yine İnsan’ı üç karanlıktan yarattı. Yine üç nesne ile aydın kıldı. İlk önce, akıl nuruyla, ikinci olarak ilim nuruyla, üçüncü olarak marifet nuruyla aydın kıldı.

Hasılı ayık aya benzer. Ay ve güneş batar. İlim okunur ama çoğu kez hatırda kalmaz.  Kimin gölünde ma’rifet olsa; ölüp kabre girse de hatırından gitmez. Belki kabirde dahi faydası vardır. O arifler Sultanı Seyyid Saadettin birkaç beyit söyler:

Yeryüzü etim, bedenim

Akarsulardır kanım

Hakikat burcundan doğar

Benim güneşim uyanmaz

Güneş günde bir burçtan doğar, kalan diğer burçlar mahrum kalır. Akıllı gönüler de üç yüz altmış burç vardır. Ve yine sekiz rahmani kale vardır. Her bir kalenin yüz bin burcu vardır. Ma’rifet cümlesinin üstünde görevlidir. Bundan dolayı bütün burçlara erişir. Asla bir burç mahrum kalmaz. Her ne vakit güneş doğarsa nuru yere dokunur. Ancak marifetli gönüllerin nuru arştan yücedir.

Hayat veren ve varlığı kendisinden olan Allah buyurur ki:

“Ey kullarım sizin dileğiniz cennettir, bekçisi Rıdvan’dır. Hiçbir şey harap olmaz. Ma’rifetli gönüllerin bekçisi benim. Şeytan hiç ona yol bulabilir mi? Zira marifetli gönül benim hazinemdir. Ve benim seyir yerimdir.

Ve yine akıl aya benzer, hem artar hem eksilir. Fakat akıl tamam olunca ne artar ne eksilir. Ve yine alimlere Ana-babadan daha çok saygı gösterin. Zira anne baba çocuklarını dünya belalarından korur, alimler ise müslümanları ahiret belasından ve ateşinden saklarlar.”

Peygamber A.S. buyurdu:

“İlim ehli, halka ve aydın kimselere faydalı kimselerdir.”  Yani ilim ehlinin havas ve avam bütün herkese faydası vardır. Noksanlıklardan beri olan hak teala buyurur : “Dua edin, kabul edeyim.” (Mümin-60) der. Yüce Allah’ın sözüdür. “Yahut dua ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor. (Saffat-62)

Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, “İster yakında, isterseniz uzakta, her nerede olursanız, benimle olun.” Der. Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “Ben yakınım, Dua edin, bana dua ettiğiniz zaman onun duasına karşılık veririm. “ (Bakara-186)

Bundan şu anlaşılır. Öyle ise sizlere sizden daha yakının. Her kim beni yakında bilse ümitsiz olmaz. Her kimin ki elbisesinin kokusu olsa hoş kokusuz olmaz. Öyleyse her kim gerçek bilgi sahibi olsa asla ümitsiz olmaz. Artık şimdi kabul edeyim der: Cenab-ı Hak söyle buyurur: “Bana dua edin, kabul edeyim.” (Mümin-60)

Bir çok kafir din düşmanıdır, bir çoğu beden düşmanıdır. Bir kısmı da mal düşmanıdır. Ve kafirden daha şiddetli düşman ise lanet üzerine olsun şeytandır. Zira kişiyi itaatkarlıktan ve alçakgönüllülükten uzaklaştırır. Cehenneme gitmesini zorunlu hale getirir. Sen eğer kafiri öldürürsen gazi olursun ve ölürsen şehit olursun.

Şehitlerin derecesi peygamberlerin derecesinden beş bakımdan farklıdır.

Birincisi, öldüğü zaman peygamberlerin elbisesini çıkarırdılar, şehitlerin çıkarmadılar.

İkincisi, peygamberleri yıkadılar, şehitleri yıkamadılar.

Üçüncüsü, peygamberleri kefene sardılar, şehitleri sarmadılar.

Dördüncüsü, Peygamberler öldüğünde ahirette şefaat ederler, sonra cennete götürürler, Şehitler, hemen şehit edildikleri anda, cennete götürülürler.

Beşincisi, peygamberleri yılda bir kez ziyaret ederler, şehitleri her gün ziyaret ederler.

Ve yine kafirler, insanlar için büyük düşmandır. Büyük düşman odur ki: ilki nefsani istek ve arzulardır. İkinci kibir ve sapıklıktır. Üçüncü hilekarlık ve yalancılıktır. İşte bu üç fiil şeytana ortaktır. “Müminim diyenleri yoldan çıkarır. Ve yine kibrin isteği, doyuncaya kadar yemektir. Hakk’a itaat etmemektir. Yalancılığın isteği, çekiştirme, kahkaha ve maskaralık: kendi ayıbını görmeyip, başkalarının ayıbını gözlemektir.

Öyleyse artık şeytanı gördün ve işittin.  Kimin içinde ise, o kimse de şeytandır. Kimin içinde de yok ise o has kişidir.

Noksanlıklardan beri olan Hak Teala buyurur: “içinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur.” (Meryem-71) Yine cehennem korkusu için, Cenab-ı hakkın isteklerini yerine getir. “Cehennem onların hepsinin buluşma yeridir.” (Hicr-43) Ve Tanrı’dan korkuyorsanız şeytana uymayınız. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Şeytan sizin düşmanınızdır, sizde onu düşman tutun.” (Fatır-6) Ve yine dünyayı sevmek son derece eksikliktir.

Hz Peygamber buyurdu: “Dünya sevgisi bütün günahların başıdır; dünyayı terkte bütün ibadetlerin başıdır. “

Allah Teala şöyle buyurur: “Artık kim azmışsa ve dünya hayatını ahirete tercih etmişse, şüphesiz cehennem tek barınaktır.” (Naziat-37) Ve dünyayı sevmemek Yüce Tanrı’nın hoşnutluğunu bulmaktır.”.  Baki kelam, kutlu ve hayırlı sözler Kuran tevsirinde ve Peygamber hadisinde nakledilir.

Adem’in Özelliklerini Bildirir – Hacı Bektaş-ı Veli Makalat isimli eserinden aktarılmıştır.

Veliyettin Hürrem Ulusoy nüshasından alınan bu eser Prof.Dr.Osman Eğri koordinatörlüğünde hazırlanmış ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından bastırılmıştır.

cemhaber.com

31.07.2016 yayınlanma tarihi

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

8Daha fazla mesaj var Hacıbektaş Kategori
Sizin için önerilen
Ahmet Yesevi – Hacı Bektaş-ı Veli

Hacı Bektaş Veli Velâyetnâme’sinde Hacı Bektaş’ın Mürşit’inin Ahmet Yesevi olduğu açık olarak anlatılır. Yüzyıllar boyunca...